Skip to content Skip to sidebar Skip to footer

Fenerbahçe – Galatasaray

Ekşisözlükte mi, tribündergi'de mi yoksa salak saçma gazete haber yorumlarında mı okumuştum bilmiyorum. Gerçi tribündergi olsaydı yazan kişi Fenerbahçeli ilan edilirdi, orası değildir. Sanıyorum ekşisözlüktü. Tam o sırada yüksek ihtimalle bir yandan uyuyor, bir yandan çoraplarımı giyiyor, bir yandan da "bugün de sakalı kesmeyivereyim" diye asgari ücretli CEO giyim-kuşam tarzımdan tavizler veriyordum. Neyse, demişti ki yorumun sahibi "Bir Galatasaray'lı olarak Fenerbahçe'nin en ballı kurayı seçtiğini rahatlıkla söyleyebilirim." Ya da bu minvalde bir şey. Tahmin ettiğiniz gibi Fortis Türkiye Kupası çeyrek final eşleşmesinden bahsetmekteyim. Türban, mürban diye iyice boğulmuşken, sonunda Fenerbahçe-Galatasaray. Yine, yeniden...

Başka bir pencereden türban meselesi

dea tarafından kaleme alınan bir önceki yazı sonrası yorumlar aracılığıyla yapılan tartışmaya katılmak yerine yeni bir yazı yazmamın sebebi bu yazıda olayın başka yönlerine de değinecek olmam ve yorum olmak için fazlaca uzun olması. Türban meselesinin dini, sosyal, siyasi, hukuki ve hatta ekonomik boyutları bile var. dea, yazısında meseleyi özellikle dini ve sosyal boyutu ile ele almış, ben de şu ana kadar yapılan eleştirileri tenkit edip, şu sıralar yapılmak istenen değişikliklere de değinerek sorunun diğer yönlerine bakacağım.

Türban ve özgürlük üzerine

Ve yine bir türban çıkışı ile karşı karşıyayız. Türban konusu yine gündemimizin orta yerinde, çünkü başka derdimiz yok. Çünkü tüm dünyayı 2 günde kevgir eden bir ekonomik durgunluk tehlikesi yok. Asker konuşunca borsa düşüyor diyenlerin borsa tepetaklak iken önceliği türban, samimiyetinize sokayım. Tabii neden tekrar şimdi olduğunun sebeblerini iyi irdelemek gerekiyor.

Terketmedi sevdan bizi…

Tribündergi kullanıcılarının çok yakınen tanıdığı Samsunsporlu kardeşimiz timofte'yi bir trafik kazasında kaybettiğimizi öğrenmiş bulunuyoruz. Kendisine rahmet, ailesine sabır dilerken şu hayata sağlam bir küfür savurma hakkımızı da saklı tutuyoruz.

Vurulduk ey halkım, unutma bizi…

15 sene önce bugün, soğuk bir Ankara pazarında, kapkara bulutların altında gözlerine bakmaya cesaret edemeyen alçaklar tarafından arabasına bomba konularak katledildi Uğur Mumcu. 15 sene önce, bugün... Hayatı boyunca kaleminden başka silahı olmayan, ancak kalemi kadar güçlü olan bu yiğit insan, ancak bellerindeki silah kadar, nasıl elde ettikleri malum patlayıcıları kadar güçlü olan kalleşler tarafından susturuldu. Yüreklere korku salındı, umutlara tecavüz edildi... Kimsenin sesi çıkmadı. 15 sene önce bugün...

Çoklu ortam, boklu ortam

Uzun zaman önce ara verdiğimiz bir Boklu Ortam servisimiz vardı. Burada video olsun, şarkı olsun paylaşımlarda bulunuyor; site içeriğini zenginleştirirken ziyaretçilerimize de keyifli dakikalar yaşatıyorduk (Hahasssktir lan...) Neyse efendim, tam şu sıralar boklu ortam olayını canlandırmak için gerek içerik, gerek programlama anlamında çalışmalar yapmaktaydık. Ve bilmem inanır mısınız, kendi çapımızda test yayınına da başlamıştık.

Youtube’a erişim yasağı

Youtube.com'a Türkiye'den erişim mahkeme kararıyla bir kez daha yasaklandı. Proxy, dns ayarları filan elbet ulaşıyoruz da, mantık nedir? Sanırsın ki, sen burdan yasaklayınca Atatürk'e hakaret videoları kesilecek. Hayır efendim, sadece…

Daha kaç kişiyi feda edelim?

19 Ocak'ta Hrant Dink'i seven, sevmeyen; ölümünden önce bilen, bilmeyen insanlar toplanacak ve hepimiz kardeşiz diye haykırmak için hepsi Ermeni olacak. Böyle bir günde az bilinen bir olayı anımsamakta fayda var. Kardeşçe, nefret etmeden, birlikte yaşamanın mümkün olduğunu hatırlamak için daha uygun bir gün olamaz.

Yeni yazilar neden ayagina gelmesin?