Neşe Doluyormuşcasına…

Gökten üç elma düştü, babası gördü balkondan; çok kızdı. “Her şeyin yeri, zamanı var”. Elmaların birini cebine attı, boş arsaya doğru koşmaya başladı. Hava tam ev ödevlerini ertesi günün ilk teneffüsüne erteleyip boş arsa duvarına kireçle kale çizmelik, Alman kale oynamalık, sonra da en yakın su kaynağına koşu yarışı yapmalıktı. Arsaya koşarken arada gözünü ayırmadan güneşe bakmaya çalışıyor, sonra önüne baktığında geçici körlüğün keyfini çıkarıyordu. Ailenin çekinik genlerinden zorla koparttığı kodlama; küçük şeylerden mutlu olabilme yeteneği. Hatta hiçlikten bile mutlu olabilir, boşluktan falan. Bi’ karadelik onu deli gibi mutlu edebilir mesela. Bisküvinin ortasındaki kremayı ambalajla sıyırıp sadece bisküvileri yese de olur, çubuk krakerin dibindeki tuzlar için sevinçten saçını başını yolabilir. Kimseden bi’ tur bisiklet almasa, kimse ona bisikletini bi’ tur teklif etmese de mutluluğundan eksilmez. Pınar ondan 11 yıl 4 ay büyük diye ağlasın mı yani? Pınar ona bakmıyor diye o Pınar’a gülümsemesin mi? Türkçe hocasının okuttuğu “Tahir ile Zühre”yi ve cebindeki elmayı hatırladı. Elmayı çok seviyordu, elmanın onu sevip sevmemesi hiç umrunda değildi. Elmayı yokladı, yerindeydi. Daha Fazlasını Oku

Tribal Gizem’e Karşı, Ömer Kültürü

23 Nisan törenlerine bu sene Ömer’le Gizem damga vurdu desek yanlış olmaz sanırım. Olayı bilmeyenler için şöyle özetleyelim; Törenlerin devam etttiği sırada, o an yeşil sahada tüm diğer arkadaşları gibi tango yapması gereken Ömer’le Gizem çifti, Gizem’in Ömer’e trip yapmasından ötürü ortada kalakaldı. Önündeki koskocaman yıllar boyunca maruz kalmaktan kurtulamayacağı bu tavırla belki de ilk kez tanışan garip Ömerse, tüm iyi niyetiyle Gizem’i iknaya çalışmaktaydı. “Nolur Gizem” mi demedi, “Yalvarıyorum” mu demedi, “Bak herkes bize bakıyor” mu demedi, ama muhtemelen sebepsiz yere, sırf canı o an can yakmak istediği için trip atan Gizem’i bir türlü ikna edemedi.

Şimdi ben sevgili Ömer kardeşime, bir abisi olarak, tüm kalbimle seslenmek istiyorum.

Kardeşim, bak sen şimdi bu tavrı anlamaya çalışıyor, “neden böyle oldu ya” diye kendini yiyip bitiriyor, mantıklı bir cevap arıyorsun ya, ben sana en baştan söyleyeyim ki bunun bir cevabı yok. Olmadı ve olmayacak. Yeter, harap etme kendini. Çok geçmeden sen de anlayacaksın ki bu kız milleti (Gizem milleti) böyledir.

O Gizem var ya, o Gizem, ortada hiçbir şey yokken, en savunmasız, en beklenmedik, en hazırlıksız anında seni öyle bir perişan eder ki, “noldu yahu” diye şebelek bir suratla kalakalır, yetmez, bu şebelek suratın sorumlusu da sen oluverirsin.

Sebepsiz yere trip atar, aramaz, sen arasan da konuşmaz, sonra da “sen bana neden soğuk davranıyorsun” der, “sen kendini benden uzaklaştırıyorsun” der, “sen beni eskisi gibi sevmiyorsun” der, der de der aga…

O yüzden, biliyorum hayal kırıklığın büyük ama, sana yegane tavsiyem, bu gerçekle bu kadar erken yüzleştiğin için kendini şanslı sayman olacaktır Ömer kardeşim.

Hayır, zaten 23 Nisan törenlerini atlatsan, 29 Ekim’de, o olmazsa 19 Mayıs’ta, hadi o da olmadı diyelim, birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyacağın başka bir günde yaşayacaktın sen bu çaresizliği. O yüzden takma kafana kardeşim ya… Valla…

Gizem sana da iki çift laf söylemek; “Ne istedin lan Ömer’den, ölür müydün sarılsaydın, şöyle bir iki dönseydin, hiç mi değer vermedin lan Ömer’e, yazık değil mi bu çocuğa” demek isterdim ama, biliyorum ki umrunda değil… Ne diyeyim Gizem, Ömer’e de, bana da müstehak heralde…

Hakkımızda hayırlısı…

Nasıl oluyorsa oluyor, son birkaç aydır site için bir şeyler karalama amacıyla word dosyası açtığımda ikinci, üçüncü cümleden sonrası gelmiyor. Nasıl darlandım, nasıl canımı sıkıyor bu durum anlatmam mümkün değil. Misal, şu anda tam da üçüncü cümledeyim ve içimde tarif edilemez bir duygu “sil yazdıklarını, kapa word’u” diye bana çemkiriyor. Yemin ediyorum huzurum kalmadı ya…

Acaba sorun word programında mı diye, wordpressin kendi editörünü, notepadi filan da kullandım ama sonuç değişmiyor. Open Office gibi alternatifleri de deneyeceğim, nihai sonucu yine buradan paylaşırım sanırım.

Ülke gündemini milliyet.com.tr manşetlerinden takip eden adam var ya, “Lindsay Lohan yine sarhoş görüntülendi” diye harap bitap düştü. “Facebook hakkında şok iddia”yı da okursa kalpten gidecek diye korkuyorum.

Neyse ki anayasa tartışmaları filan derken kan yaptı, yüzüne renk filan geldi adamcağızın. Yarın “Birbirlerine benzeyen ünlüler” moduna geri dönüş yapar nasılsa…

Tüm yurt sathında yaşanan, Acun Ilıcalı’nın bir boka benzemeyen “Var mısın? Yok musun?” programına son vermesinin coşkusu da yarım kaldı arkadaş… Adam gitti aynı ekiple Survivor yaptı ya… Acun Firarda da gelirse bu yaz, çok çekeceğiz çok… “Ohh what a great shoes is this…” Allah belanı vermesin senin e mi?

Geçen sene katılarak en iyi topluluk blogu seçildiğimiz ve benim 1 hafta extra all inclusive tatil kazandığım Blog Ödülleri’ne Ulvi’nin baskıları ile bu sene de aday olduk. Gerçi oylama süreci de bitmek üzere, geç haber vermiş olduk ama, çok da fifi… Veteran Micheal Schumacher kontenjanından girmiş bulunduk artık. İddiamız yok.

O değil de, Anayasa görüşmeleri sırasında gördüğüm bir şey beni dehşete düşürdü, bahsetmezsem pipim düşer. Başbakan, malumunuz üzere, çok ilgili görüşmelerle. Her oturuma geliyor, oy kullanıyor, AKP tarafından gelmeyen varsa ağzına sıçıyor, sonuçları Meclis’teki odasından takip ediyor filan. Lakin kendisi meclis sıralarında otururken bu AKP milletvekillerinin “Otomobil fuarında manken görmüş ergen” pozlarına anlam veremiyorum ben. Ellerinde cep telefonları ile başbakanı fotoğraflıyorlar, yüzlerde eblek bir gülümseme filan…

Ee abi sen zaten miletvekilisin, bu adam senin genel başkanın, ee bunca oturumluk ortak mesainiz var zaten sizin. Bu ne la? İlk defa mı başbakan görüyorsun arkadaşım? Az ağırdan satsana kendini, allala!

Hahaha bak başbakan denince çenem düşüyor. 23 Nisan’ın makamları bir günlüğüne çocuklara teslim etme geleneği var ya, izlemişsinizdir haberlerde filan, bu senenin “kullan-at” başbakanı başkanlık sisteminin Türkiye için uygun olmadığı yorumunu yapmış. Büyük ihtimal öğretmeni ezberletmiştir o cümleleri ve büyük ihtimalle soruşturma geçirecektir Pazartesiden itibaren ama, asıl mesele Başbakan’ın gülüp geçmek yerine kızı iknaya çalışmasıydı bence. Haha, çocuk direndi biraz ama, başbakan diretti. Çocuk da “Tayiple Tayyip olmayayım” diyerekten “Ee tabii o açıdan haklısınız, doğru olabilir” filan dedi. Başbakan da sevinmiştir “Ehe ikna ettim” deyüüü… Ne komik memleketiz ya biz, hay Allah!

TRT Radyosu 23 Nisan Yayın Akışı

Gün geçmiyor ki, memlekette ne kadar imam varsa kadrosuna geçiren TRT ilginç eylemlerin odağı haline gelmesin. Kadrolaşmadaki absürdlüğün boyutlarını idrak etmek isteyenler açsınlar TRT bürokratlarının geçmişlerini, şöyle bir kurcalasınlar. İmam-Hatip mezunu da demiyorum bak, bildiğin eski imamları kadrosuna almakta herhangi bir sakınca görmüyor artık kurum. Birbirinden absürd kararlar, skandallar, sansasyonel yayınlar da peşisıra geliyor elbette. Daha Fazlasını Oku

23 Nisan Editörü: Batucan Yüreksiz

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı‘nın alamet-i farikası anlı şanlı makamlara ilkokuldan bir afacan getirip, bir günlüğüne o makamı teslim etmektir. Bir günlüğüne dediğime bakmayın, lafın gelişi elbette. En fazla 15-20, bilemedin 30 dakika. Basın mensupları gelir, 2-3 kare poz alır, yalancıktan “Evet, Ahmet bugün Başbakan sensin, ilk icraatın ne olacak?” diye sorarlar, yavrucak da sınıf öğretmeninin, okul müdürünün, ilçe ve il milli eğitim müdürünün onayından geçmiş, başbakanlık görevlerinin de olurunu aldığı “Dünyada savaşı bitireceğim, çocuklar ölmesin” filan gibi kendi içinde gayet sevimli demecini verir. Gülüşülür, oynaşılır sonra çocuk evine postalanır. Belki de o günkü gazete haberlerini filan torunlarına göstermek amaçlı saklar, bilemeyiz. Daha Fazlasını Oku

Google bize logo yapsana!

Aynen aktarmak boynumuzun borcudur, çok sevdik zira:

Google’ı seviyoruz, kullanıyoruz, kullanmaya teşvik ediyoruz. Kısacası Googlecım senin hoşuna gidecek herşeyi yapıyoruz ama bu son zamanlarda iyice artan kıskançlığımızı engellemiyor. Google Türkiye olduğun günden bu güne kadar bizim için, bize özel bir logo yapmadın. Diğer ülkeler için boy boy değişik değişik logo yapıyorsun ama fonda çalan parçada da dediği gibi “Ellere varda bize yok mu ?” (Fonda çaldığını hayal et, et dedim!) Daha Fazlasını Oku