Skip to content Skip to sidebar Skip to footer

81 Düzce 82 Hayfa 83 Tel Aviv

Filistin konusundaki düşüncelerimi Ocak 2009’da yazmıştım. Hala daha arkasında duruyorum. Ordan hareketle, Türkiye’nin, Filistin’in ve daha da ötesinde Hamas’ın hamisi rolünü kendisine biçmesi beni çok da mutlu etmiyor. Ve hatta, bu yardım konvoyunun parçalarından ve gün itibariyle kilit isimlerinden birisi olan İnsani Yardım Vakfı’na da sempati beslemiyorum. Amacı sadece Müslümanlara yardım olan, gittikleri Müslüman olmayan coğrafyalarda bulunma amaçlarını da “İslam’ın güzelliklerini öğretmek için buradayız” diye açıklayan bir sivil toplum örgütünün derdiğin insani değil, islami yardım olduğunu düşünmekteyim. Ama elbette, benim İHH’ye ve Türkiye’nin Filistin konusundaki rolüne olan muhalefetim, keskin bir abluka altındaki Gazze’ye insani yardımın şart olduğunu, İsrail denen katil devletin ablukasının kırılması için birşeyler yapmanın elzem olduğu gerçeğini değiştirmez.

Sert ve Keskin Ortadoğu

Ortadoğu bir günahlar tarihidir. Kimse günahını hatırlamaz ama herkes alacağı intikamı hatırlar. Hiçbir şeyleri olmadığı için daha çoktur Allah’ları ve gururları. İzmir gibi bağ bahçe değil burası; sert ve keskin. Ve burada insanlar, çocuklarını feda etmek için büyütürler. Üzümlerin, incirlerin, imbatın olduğu yerdekilerin zor anlayacağı bir şey bu. Çocuklara kanlı bir tarihi ezberletmeyi, sonra yeniden ezberletmeyi, çünkü başka çarenin olmamasını, ayakta ancak böyle kalındığını... Zor anlar Ortadoğu’yu anlamayanlar.

Direnin Acemler!

Türkiye ziyareti sırasında Türk insanının abartılı sevinç gösterilerine maruz kalan, Anıtkabri ziyaret etmekten köşe bucak kaçan, ABD karşıtlığının ekmeğini yemek için popülizm sınırlarında dolanan radikal bir liderdir Ahmedinejad. Seven sever tabii, yer yer bizden de bir kuble "helal" almıştır heralde. Lakin özellikle son günlerde yaşananlar bu faşist liderin dikta rejimini güçlendirmek için neler yapabileceğini, bu adamın Ortadoğu için nasıl bir bela olduğunu gözler önüne sermiştir. Elbette derdimiz Ahmedinejad gitsin, komşu İran yola ABD'nin güdümünde kalan bir siyasetçiyle devam etsin filan değil. Mesele hür iradeye saygılı, dini zaafiyetleri cehaletle harmanlayarak dizginlenmesi mümkün olmayan kitleler yaratmaktan kaçınacak reformist, çağdaş bir lidere sahip olabilmek. Ne kadar da benziyor kaderimiz, öyle değil mi?

Davos’ta bir Kasımpaşalı

"Ayrıntıları daha ayrıntılı bir zamanda yazacağım inşallah." demiştim mevzunun patlak verdiği ilk saatlerde ama, gerek cümlenin kendi içindeki salaklığı, gerek tembellik, gerek yolculuk, gerekse de zaten 50 milyon farklı kişinin…

İletişim toplantıları: Ortadoğu

İletişim Yayınları diyor ki: Onlarca yıldır küresel politikanın odağında yer alan Ortadoğu'da taşlar yeniden yerinden oynuyor. Bu karmaşık siyasal coğrafyada olup bitenleri anlamak, komşu olmaktan gelen bir merak ve kaygının ötesinde, insani ve siyasal bir sorumluluk. Öyle ki, Ortadoğu asla sadece yerel ya da bölgesel çatışmaların mekanı olmadı; orası, küresel çapta çıkarların kesiştiği, bu kesişmeyle de bölge halklarının ve gıyabında tüm "insanlığın" hallaç pamuğu gibi atıldığı bir cadı kazanı.

Felluce’yim ben

Felluce'yim ben... Yıkık, harap, mağrur ve asi... Medeniyet denilen arsız yalanın tekzibi... İşgale uğradım, yağmalandım, kana bulandım. Evlatlarım ceset ceset yatar caddelerimde... ...dünyanın gözleri önünde... Sofrasında yer aradığınız bir ziyafetin zor lokmasıyım. Barbarların istilası karşısında Şark'ın nefs - i müdafaasıyım.

Yeni yazilar neden ayagina gelmesin?