“Turn the Page”

Doğduğumuz gün hepimize birer rehber versinler. Gelecekte alacağımız kararların, hayatımızı hangi kavşağın neresinden ne tarafa götüreceğini uzun uzun anlatsın. Risk sevmemek, yaşla gelen bir şeymiş. Trafikte şerit değiştirmek bile akabinde ölümcül riskler doğurabiliyormuş. Yediğin tavuklar bile hormonluymuş zaten. Dünyada sanki hiçbir hamlenin riski yokmuş gibi yaşıyorken, daha küçücükken bile; 3.Dünya ülkesi olmayan herhangi bir yerde dünyanın en risksiz eylemi olan ekmek almaya giderken kafandan vurulup, aylarca komada yatıp sonra ölebiliyormuşsun hatta. Hiçbir yer güvenli değilmiş. Bu durum, güven arayışının anlamsızlaşması sonucunu yaratması gerekiyorken; aksine seni  daha bi risksiz ve güvenli varsayılan yollara itme anlamsızlığı yaratıyormuş. Ne dedim lan ben? Daha Fazlasını Oku

Hafif Sararmış Beyaz Yaka

“Günaydın” dedi kendi kendine. Yalnızlığıyla şov yapmayı seviyordu. Uykusuzluğun sabahlarında, özellikle 05:00 sularında günün ilk ışıklarını gözünde büyütüyor; belki de milyonların paylaştığı basit bi’ alışkanlığı, uyumamayı melankolik olduğunu düşündüğü ruhuna armağan ediyordu. Ruha da inanmıyordu halbuki ama metafizikle arası pek iyi olmadığından bazen kolaya kaçmak en iyisiydi; tembellik de bi’ ruh hastalığı ve o da ruh hastası olduğunun farkında olan çok sağlıklı bi’ ruh hastasıydı.

Ağzındaki at tadını bastırmak için ufak bi’ parça çikolata kemirdi, at tadını özledi; sigarasını yaktı. Camı açtı, dumanı dışarı üfledi, mis gibi rutubetli beton kokusunu içine çekti. Daha iyi hissediyordu. 07:30’da işte olması gerekiyordu, bunun için evden 06:20’de çıkmalı ve buna rağmen poğaçasını metroya yürürken yemeliydi. İşte buna ayar oluyordu. Takım elbisesi kırışmasın diye omzuna asamayıp elinde taşıdığı çanta ve diğer elindeki poğaça iki elini de işgal ettiğinden; öğlene doğru midesini yakacak vişne suyunu yine içemeyecekti. Kimse de çıkıp “Bu mu lan derdin? Gavat!” demiyordu, kimseyle o derece samimi olmamasının avantajıydı bu. Tüm bunları düşünürken on dakika daha kaybetti. Önceki gece üşenip ütülemediği gömleğini ütüledi, yakın renkte kravat seçimini yaptı. Haftayı üçe bölüp giydiği üç takımından birini seçti. Pazar günleri tatil olduğundan her takıma iki mesai günü düşüyordu, bu da tatmin edici bi’ ortalamaydı. Beş saniyeliğine de olsa dişlerini fırçalayıp fırçalamamak arasında gidip geldi, ağzında hala at tadı vardı, fırçaladı. Biraz aynaya baktı. Gerçekten çok çirkindi, kendini kandıramayacak kadar. İnsan çirkin olduğunun farkındaysa ve biraz zekiyse başka yollar arar kendine karşı cinsle ilişkilerinde, hatta tüm sosyal ilişkilerinde. Çirkinliği kabullenip kabuğuna çekilmezse gittikçe çeneye vurur, sosyalleşir, “yakışıklı değil ama sempatik” bile olabilir. Mesela kısa boylular; tabii ki kısa boylular çirkin değil ama uzun boylulara oranla daha sempatik, yatakta daha iyi vs. olmalarıyla prim yapmak yerine uzun boylulardan daha kısa olmalarını dert ettiklerinden çoğu hırs küpüne döndü yıllarca. Neredeyse bütün diktatörler kısa boylu oldu, müdürler kısa boylu oldu, en iyi okulları kısalar kazandı, şovmenler, şarkıcılar… Dünyayı eşit ağırlıkçılar değil, kısa boylular yönetiyor. Daha Fazlasını Oku

Üstünel Köftecisi

Geçtiğimiz haftasonu Ankara’ya gittim. Ankara ziyaretlerimde nerede ne yenilecek, nerede ne içilecek kararları ben değil Gizem veriyor elbette. Ben yiyiciyim. Seni çok enteresan bir yere götüreceğim deyince bile kafamda bir sanayi muhitinde köfteciye gideceğimiz fikri oluşamadı tabi. Uzun zamandır merak ettiğim Ulus, Kale civarını gezdikten sonra İskitler’de Sanayi’nin içinde bulunan Üstünel Köftecisi’ne gittik.

Mekan esnaf lokantasıyla, “nezih bir yer oluşturalım da aileler de rahatlıkla gelebilsin” ayarında bir yer. Arada kalmış. Girişi ile çevresinden izole olduğunu hissediyorsunuz. Ki zaten gittiğimizde neredeyse tüm masalar çoluklu çocuklu aileler ile doluydu. Belli ki iyi iş yapıyor.

İç dizaynı ahşap ağırlıklı, çok beğenmedim. Tuvaletinde buz gibi su akıyor, ondan da pek hoşlanmadım. Lakin oraya ferah mekanlar görelim de, içimiz açılsın diye gitmedik. Amaç köfte. Daha Fazlasını Oku

Yetmez ama Allah Belanızı Versin

Bazen bu ülkede yaşayan insanlara şaşırıyorum. Bunca yıldır bu ülkenin insanları nasıl başardılar da bu kadar saf, bu kadar temiz kalmayı başarabildiler inanamıyorum.

Ben kendimi bildim bileli bu ülkede öğrenciler dövülüyor. Bu olay ilk kez olan bir şey mi de bu kadar şaşırdınız? Ben küçüktüm, televizyonlarda haberler gösterilerde dayak yiyen öğrenci haberleriyle doluydu. Ben büyüdüm, haberler hâlâ gösterilerde dayak yiyen öğrenci haberleriyle dolu. Bu ülkede, bir iki ufak yol kazasını saymazsanız, 60 senedir sağcı hükümetler iktidarda. O yüzden bu ülkede, 60 senedir sağ görüşlü olmayanların söz hakkı yok. Öğrenciler, işçiler, memurlar, öğretmenler, kadın hakları savunucuları ne zaman sokağa çıksalar hep aynı görüntüler. En hafifinden biber gazı, cop, kask, tekme yerler. O da şanslılarsa tabii. Yoksa standart muameledir yerlerde sürüklemeler, linç misali dövülmeler. Ya da emir gelir bir yerlerden, otellerden ateş edilir üstlerine, panzerlerle ezilirler canlı canlı.

Demiştim size, gündemi takip etmemeye çabalıyorum bir süredir. Bünyem kaldırmıyor artık. Bu ülkeye, ya da daha doğrusu bu ülkenin insanlarına olan inancım zaten her geçen gün ölüyordu. 12 Eylül’de de bir daha geri gelmemek üzere bu kez tamamen yok oldu. İnanmıyorum artık insanlara. İnanamıyorum çünkü. Daha Fazlasını Oku

Gerçekten İstedin mi?

Birey, tek başına, dışarıya bağımlılığını sonradan kazanıp, alışan, değişik bir mevzu. Devlet gibi değil mesela, ben doğduğumda devlet yine dışa bağımlıydı. Çocuğum doğduğunda da öyle olacak. Bunu anlayabilirim.

Velhasıl, zamanla dışarıya bağlanmayı, kendi kararlarını alamamayı anlayamıyorum. Nasıl bir süreçle gelişiyor bu hadise, bilmiyorum. İnsanın bağlanma isteği, zayıflığından mütevellit. Neden bu kadar çok hayata yön verme unsuru mevcut? Gerçekten istediğini yapmak kadar kolay bir şey varken, neden insan işleri karmaşıklaştırıp “ya böyle yapmak istiyorum ama şöyle yaparak şuradan dengelesem hadiseyi”  yavşaklığına giriyor, hem. Daha Fazlasını Oku

Öleceksin

Geçenlerde şu popüler sosyalleşme sitesi var ya, orada bir video paylaştım. Video da Pir Sultan’ın bir deyişinin modern sayılabilecek yorumu. Şimdi ona bağlantı verip konuyu dağıtmak istemiyorum. Onu başka bir yazıda ele alırız bir gün.

Videoyu paylaşırken altına not düştüm, “mezarım Sivas’ta olsun.” diyerek. İşte benim bazen böyle pis bir huyum oluyor, ki biliyorum aslında çok insanda var bu durum. Kafamda bir cümle kuruyorum, arkasından ona bağlı bir cümle daha kuruyorum, onu zincirleme cümeleler takip ediyor. Ama lafa üçüncü hatta bazen dördüncü cümleden giriyorum. Tabii insanlar ilk bir kaç cümleden haberdar olmadıklarından lafın sonunu tek başına söyleyince saçma oluyor. Daha Fazlasını Oku