Modern Grimm Kardeşler: Hanna Barbera

Çocukken bir ara, büyüyünce ne olacağımı soranlara çöpçü olacağımı söylermişim. Hikayesi de var, ben hatırlamıyorum gerçi ama, bir gün bebe aklımla çöpçülerin çalıştığı şartlara üzülürken yakalamış bizimkiler beni. Yaş 4 falan, ama sosyal bilinç ta o zamanlardan yüksek işte. Yazık çöplerle uğraşıyorlar serzenişlerime “Ama onlar bu işi yaptıkları için fazladan para alıyorlar” diye cevap alınca bende ne sosyal bilinç kalmış, ne de ezilen sınıfa duyulan hisler. Madem çöpçüler fazladan para alıyorlar, ben de büyüyünce çöpçü olup fazla para kazanırım diye dolanır olmuşum ortada. Kafaya bak, küçük hesapların kafası; yaş 30 oldu hâlâ o çemberin dışına çıkabilmiş değil.

Bundan sonra dönem dönem farklı mesleklere meylettiğim oldu, ama ilkokul boyunca bir dönemler de bana büyüyünce ne olacağımı soranlara vermek istediğim cevabım hazırdı gene. Geçmiş zaman tabii; soran oldu mu, olduysa ben bu cevabı verdim mi bilmiyorum ama ilkoulda Hanna Barbera olmak istiyordum büyüyünce.

O zamanlar memleketin 3-4 kanallı yıllarında, politikacıları falan saymazsak, tvde en çok gördüğüm isimler Fred Quimby ve Hanna Barbera‘ydı. Neticede, o yaşlarda siyaset programlarına ilgim yoktu, ve o çocuk halimle televizyonda ilgimi en çok çekebilen yayınlar hareketli resimlerin olduğu anlardı.

Eskiden televizyon yayınlarında, hele de o zamanlarda TRT’nin yayınlarında reklam kaygısı kanalın varlık amacı olmadığından olsa gerek, çizgi filmlerin bile başında sonunda jenerikleri yayınlanırdı. Bak sinemalar, yerli diziler falan demiyorum, çizgi filmlerin bile. (Saygısızlık olmasın, neticede çizgi filmler de onlarca kişinin emeğiyle ortaya çıkan yapımlar, ama burada ‘bile’nin vurgusu hedef kitlesinin çocuk olmasından geliyor.) Şimdi düşününce ütopya gibi geliyor, ama işte o devirler demek ki emeğe saygının falan olduğu devirlermiş.

Her çizgi film bittiğinde, ben mal gibi ya da daha lirik bir tabirle büyülenmiş gibi ekrana bakmaya devam ettiğimden, o zamanlar bu Freq Quimby ve Hanna Barbera’lar bir şekilde beynime kazınmıştı. Düşünüyordum, adamlar çizgi film yapıp bu işten para kazanıyorlardı. Yani kazanıyorlardır herhalde diye tahmin ediyordum. Ama paradan bağımsız asıl güzel tarafı, adamlar çizgi film yapabiliyorlardı. ADAM ÇİZGİ FİLM YAPABİLİYOR LAN!

Ne zaman canın sıkılsa, yap bi’ çizgi film izle. Bundan daha güzel bir hayat, ancak oyuncakçı sahibi olmak olabilirdi benim için o yaşta. Çocuk kafası, neticede iş güç hayat koşuşturmacası gibi dertler yok; akşam eve gelince yemeği beklerken televizyonda çizgi film yoksa oturup kendi çizgi filmini yapıp izlemek gibi hayaller işte.

Sonra bir gün, berberin saçımı keserken rahat durayım diye açtığı Taş Devri’ni izlerken (ulan en gerekli şeyleri hatırlamam, böyle anlamsız detayları hatırlıyorum ya hafızama osurayım) gene bu jeneriklere bakarken, Hanna Barbera diye aklıma kazınan ve bir kadın olduğundan şüphelendiğim bu insanın, aslında William Hanna ve Joseph Barbera diye iki farklı kişi olduklarının ayırdına vardım. Üstelik bu isimler, sadece Tom ve Jerry’nin sonunda değil, izlediğim bir çok çizgi filmin / dizinin sonunda karşıma çıkıyorlardı. (Kendime not, bir ara da çizgi filmle çizgi dizi aynı şey değil konulu bir yazı yazayım…)

Özel televizyonlara yeni geçilen dönemde ülkede yayınlanan bir çok çizgi film ve dizinin sonunda bu amcaların adı geçiyordu. Tom ve Jerry, Taş Devri, Jetgiller, Ayı Yogi, Atom Karınca, Scooby-Do, Laff-a-lympics (doğru mu yazdım la), Şirinler’in çizgi filmi, Hong Kong Phooey (bunu hatırlayan var mı :), Richie Rich, say say bitmeyecek bir liste. Neredeyse, Voltron’la He-Man hariç izlediğimiz bütün çizgi filmlerde bu adamların imzası var bir şekilde. Adamlardaki üretkenlik mi dersin, 60’lar ABD’sinin çizgi film sektöründe tekel olmak mı dersin bilemem ama bizim kanalları parsellemişlerdi o efsane dönem diye hatırlanan 80’lerin sonu 90’ların başında.

Aynı cümlede kullanınca dikkatinizi çekti mi bilmiyorum ama bizim o bahsettiğim yıllarda izlediğimiz çizgi dizilerin çoğu aslında 60’larda yapılma. Hatta Tom ve Jerry’lerin tarihi daha da eskilere dayanıyor, ama Taş Devri’si olsun, Ayı Yogi’si olsun, Atom Karınca’sı olsun alayı bize çok sonradan gelmiş. Haydi buyur, buradan da 80’lerde Türkiye’de yaşanan dönüşüme bağlarım ben bu konuyu da, çok dağılacak yazı.

Evet, iyisi mi konu daha da dağılmadan yavaştan bitireyim ben bu yazıyı. Yoksa, Hanna Barbera çizgi filmlerindeki kötü karakterlerin hep benzer olmasından da yürürüm, hazır başlamışken Taş Devri’nin 90’ların başında Star’da yayınlanan bölümlerindeki çeviri ve seslendirme efsanelerini de yazarım (misal Sezai AYDIN’ın seslendirdiği Fred Çakmaktaş’ın karısına “Akşam İbrahim Tatlıtaş konserine gidelim” dediği sahne var, çocuk kafayla bunu duyduğumda zaman mekan düzlemimde bir çatırdama olduydu).

Haydi, son olarak da, bu kıyağı kimse yapmaz size, Tom ve Jerry’nin en en en ilk bölümüyle başbaşa bırakayım sizi:

Ben de gideyim, Hanna’yla Barbera’ya biraz daha hayır dua edeyim. Çocukluğumda çok etkileri var neticede…