Salına Salına

Cuma yorgunluğu… Seni eve götürecek otobüse kalıbı bırakmışsın. Artık eve ulaşmaya dakikaları sayıyorsun, miktarı az değil bu dakikaların, ama elbette bitecekler ve sen eve ulaşacaksın. Belki bir duş alırsın, sonra geçersin ekranın karşısına, biraz zaman geçirirsin, geceyarısı olur, kalıbı yatırırsın yorganın içine, haftanın yorgunluğunu gırtlaklarsın saatlerce… Kafanın içinde düşünceler, küçük mutluluklar… Küçük mutluluklarla yetinmeyi bilenler için küçük umutlar…
Birinci tekil şahsa döneyim. Kafamda bütün bu ufak hesaplarla, otobüse atlayıp, boş olan tek koltuğa güç bela attım kendimi. Yeni otobüsleri bilenler için söylüyorum (İnönü stadı’nı bilenler için söylüyorum, deniz tarafındaki kale arkası), en arkadaki üç koltuktan kapıya en uzak olana bildiğin attım kendimi. Kulaklıkları tekrar kulağıma takıp, dünyayla tüm işitsel ilişkimi kestikten sonra, bari uyuyabilsem azcık diye düşünerek öylece otobüstekileri incelemeye koyuldum.
Otobüs, bir sonraki durağa geldi. Binenlere bakıyordum öylesine. Önce 40larında bir abi bindi. Arkasından gene o yaşlarda bir teyze. Akbil ritüellerini tamamlayıp otobüsün ortasında cam kenarındaki boşluğa geçtiler. Arkalarından 20lerinin hemen başında bir kız bindi. Öğrenci akbilini dokundurup otobüsün koridoruna girdi ve arkaya doğru yürümeye başladı.
Zaman yavaşladı…
Uzunca boylu. Uzun turuncudan kızıla çalan saçlarını arkada toplamış. Siyah kemik gözlüğü, takılma amacına uygun olarak olduğundan daha büyük bir görünüm veriyor. Güzel… Evet gerçekten güzel. Bembeyaz bir ten üzerinde doğal kırmızı kalın dudakları var. Güzel de giyinmiş. Çizgili bluzunun üstünde bir şal, onun üstünde beyaz bir hırka, onun da üstüne gri hırkaya benzeyen paltolardan. Pantolonunun paçalarını uzun çizmelerinin içine sokmuş.
Zaman iyice yavaşladı.
Salına salına yürüyor haspam. Gözlerimi üzerine diktiğimi farketti. Gözlerimin içine bakıyor. Koridor daha da uzuyor, ya da zaman o kadar yavaşladı ki bir adımını atması dakikalar alıyor. Koridorun ve onun dışındaki herşey yok oluyor. Beynimin içinde saniyenin binde biri bir süre için “Déjà vu” kelimesi yankılanıyor. Koridorda bir afet, üzerime üzerime geliyor. Gördüklerimin kafamdaki yansımasını filme alabilsem, en iyi sinematografi dalında yüzlerce yarışmada ödül alacak. Ve hala yürüyor o. Ve suratında kendini beğenmiş bir gülümseme. Salına salına yürüyor haspam, üzerime üzerime.
Ve zaman duruyor.
Gözüm sağ ayağına takılıyor. Yere basamadı. Bu işi ayağının tabanı yapması gerekirken, yan iç kısmı olduğu gibi yere basıyor. Suratındaki ifade kendini beğenmişlikten korku ya da endişeye dönmeye fırsat bulamadı daha. Ama zaman tekrar akmaya başladığında öyle olacağından şüphem yok. Çok uzaktasın, diye geçiriyorum içimden, keşke daha yakınında olabilseydim. Ama bu mesafede yapabileceğim birşey yok. Zaten yere o kadar dengesiz bastın ki, yakınında olsam ne yapabilirdim ki…
Zaman tekrar akmaya başlıyor, normal seyrine dönüyor.
Önce yamuk bastığı ayağı otobüsün ıslak zemininde kayıyor. Zaten hayatımızdaki çoğu şey gibi, görüntüsüne işlevselliğinden daha fazla önem verilmiş olan çizmeleri işini daha da zorlaştırıyor. Ayağı buzda kayar gibi kayıyor. Can havliyle diğer ayağını bir adım öne atıyor ama faydası yok. O da aynı akibete uğruyor. İki ayağı birden arkasında kalıyor. Dizlerinin üzerinde yere iniş yapıyor. Kafasını demirlere çarpmasına ramak kala…
Çok sürmüyor, demire tutunup kendini yukarı çekiyor. Ayağa kalktığı gibi istifini bozmuyor, otobüsün arkasına doğru yürümeye devam ediyor. Suratındaki mağrur ifade çoktan mahcup bakışlara terk etti yerini. Tam önüme geldiğinde, karşımdaki genç çocuk yer veriyor. Geçiyor karşıma oturuyor. Mahcubiyet de gidiyor artık, arasıra kaçamak şekilde gözlerime bakıyor, denk geldikçe görüyorum. Ve yol boyu gülmemek için dudaklarını ısırıyor…

Salına Salına” üzerine 3 yorumlar

  1. mhuahuahuhu yazıya gülmüştüm de yoruma da güldüm lan, demek osursanız gülücek bi karakterim var. allah belamı versin. ne yavşak tirbuşon bi herifim ben. kız dizinin üstüne düştü, sen bi hikaye anlattın ve ben büyüdüm doğa mauhahuhau.

  2. lan asil deja vu ben oldum simdi. Sanki daha once otobuste kesisilen guzel kizlara yazmakla alakali bir seyler yazmistim. Kiz da Yasar Kemal tasvirlerinden kopup gelmiscesine edilince ayni seyleri yazmak uzere ise koyulmustum ki bir guc “lan ben bunu yazmadim mi” dedi. Simdi tosun diyecek ki sen yazinin ana fikrini iskalamissin, ben de diyecegim ki yok olm ne iskalamasi ben algida secicilik yapiyorum.

Yorumlar Kapalıdır.