Süper Lig yeni takımlarını seçerken…

Bank Asya 1. liginde 2007-2008 sezonu geride kalırken Süper Lige yükselen 3 ekip Kocaeli, Antalya ve Eskişehir oldu. Tabi tribünler açısından bakacak olursak 2008-2009 sezonunda Süper ligde çok güzel deplasmanlar olacağı kesin.

16 Mayıs Cuma günü Ali Sami Yen kapalısında başladığımız futbol-tribün maceramız 18 Mayıs Pazar gecesi nihayete erdi. Bu mücadeleler neticesinde gülen taraf Eskişehir oldu. Play-off’larda mücadele edenler bu seneki gibi tribünü sağlam takımlar oldukça, keşke play-off’lar her sene İstanbulda olsa diyor insan. Kendi adıma son derece keyif aldım. Ayrıca yıllar sonra Sami Yen ve İnönü kapalılarında olmak güzel heyecanlar yaşattı.

Play-Off’un ilk maçı Sakarya ile Bolu arasındaydı. Biz de Sakarya tarafında maça müdahil olduk. Tribün olarak ortalama bir performans gösterdi Tatangalar. Nedenini bilmiyorum; ister işgünü olması deyin ister güneşin bunaltıcı etkisini deyin ama kesin olan insanlarda çok fazla bir heyecan yoktu. Belki de Bolu’yu rahat geçeceklerini düşünüp final maçındaki rakiplerini daha çok dert ediyorlardı. Maça bütün kardeş tribünlerinin adını tek tek bağırıp öyle başladılar. (Göztepe, Kartal, Samsun…) Ara ara iyi bağırıldı. Zaten ilk yarı bittiğinde skor hanesinde adlarına yazılı 2 gol vardı. Bolu ise bal yapamayan arı misali iyi mücadele edip gol bulamıyordu.

İkinci yarı başladığında tribündeki herkes maçtan ziyade finalde olası bir Eskişehir eşleşmesinin yaratacağı gerginliği düşünüyordu. Açıkçası o maçın oradan uzatmaya gideceği aklımın ucundan dahi geçmemişti. Skor 2-1 olduğunda bile Sakarya’nın maçı en kötü böyle sonlandıracağını düşünüyordum. Nitekim Eskişehir maçına yetişmek için kapılara doğru yöneldik. Ama kaderin cilvesi bizi dışarı bırakmadı, Bolu’nun golünü görmeden gitmek olmaz dedi. Ve maçı uzatmaya götüren gol geldi. Bu golü görmemizi sağlayan Emniyet’e teşekkürü bir borç bilirim.

Maç uzatmaya gidince bizde İnönü’ye doğru yola koyulabildik. Ama akıllar Sami Yen’de kalmıştı. İnönü’ye girdiğimizde Bolu’nun Sakarya’yı penaltılarla elediğini öğrendik. Top yuvarlaktı işte, ne zaman ne yapacağı belli olmuyordu. Bir futbol mucizesi daha yaşanmıştı.

Sabahtan beri Sami Yen kapalısında bizi bayıltan güneş sonunda batmış, İstanbul boğazının o eşsiz güzelliğinde bir öncekinden çok daha heyecanlı bir mücadele bizi içine çekmişti. Tabi mücadele sahadan çok tribün içindeydi. Tribünün inanılmaz enerjisine rağmen hem bu maç, hem de final maçı hayatım boyunca futboldan soğuduğumu hissettirecek nadir anlara gebe olacaktı. Tatsız, tuzsuz, zevksiz, pozisyonsuz, futbol adına yaşanabilecek ne kadar sıkıcı argüman varsa hepsinin ortaya konduğu bir maçtı. Ama bunun tam tersi, tribünler son derece hareketli, bir o kadar da istekliydi. Fakat 15. dakikada başlayan mevzu ilk yarı bitimine kadar tribünlerin dinamiğini bozdu.

İkinci yarı ile tribünler tekrar canlandı. “Eskişehir bekliyor uyumaz gece” tezahüratı kulaklarda çınladıkça çınladı. Ama tribünler ne yaparsa yapsın sahadakiler oralı bile olmadı. 90 dakika sonrasında uzatma devreleri de başladığı gibi golsüz bitti.

Penaltılar… Dünyanın en kahredici ve yıkıcı sonuçlarına yol açabildiği gibi insanı en mutlu ve mesut durumlara soktuğu da aşikar. İlk penaltı vuruşuyla başlayan heyecan dalgası sonucu belirleyen son penaltıya kadar hem tribündekileri hem ekran başındakileri hayatla aralarına bir perde çeker duruma sokuyor. O anlar içinde hiçbir şey ama hiçbir şey insanların umurunda değil. Tek ilgilendikleri 11 metreden atılan şutun üç direğin arasındaki filelerle kucaklaşması. Ve nihayetinde futbolun garip cilvesi penaltılar sonucunda Eskişehir Diyarbakır’ı elemenin haklı sevincini tribündeki taraftarıyla paylaşıyordu. Diyarbakır geçen sene yarı finalde Kasımpaşa’ya boyun eğmişti, bu sene de Eskişehire.

Ve beklenen gün 18 Mayıs 2008 Pazar. Maç günü havanın bunaltıcı sıcaklığından başka bir olumsuzluk yok. Boğaziçi kıyıları karnaval alanı gibi. İki kent Süper Lig’in eşiğine kadar gelmiş durumda. Bir tarafta Türk futboluna kazandırdığı yıldızlarla nam yapmış Bolu, diğer tarafta Türk tribünlerine ve futboluna yıllarca damgasını vurmuş Anadolu efsanesi Eskişehir.

Atmosfer son derece güzel. Taksim-Dolmabahçe-Beşiktaş üçgenine hakim olan üç renk var: Siyah-Kırmızı-Beyaz… Maç saati yaklaştıkça 14 ve 26 plakalı araçlar stat çevresini işgal etmiş durumda. Stat etrafındaki kalabalığı görünce, bu finalin kapasitesi daha büyük bir statta oynansa dahi tribünlerin çok rahat dolacağı sonucunu çıkarabiliriz.

Herkeste umut var, kendi takımlarına sonuna kadar güveniyorlar. Eskişehirliler sezon boyu şampiyonluğa oynadıklarını, ilk günden beri bu anı beklediklerini; Bolulular ise takımlarının yükselen form grafiğine ve azmine güvendiklerini açık açık dile getiriyorlar. Stadın içi hınca hınç dolu. Numaralı ve yeni açık kırmızı-beyaz renkleriyle Bolululara, kapalı ve eski açık ise kırmızı-siyah renkleriyle Eskişehirlilere ayrılmış. Güvenlik nedeniyle boş bırakılan yerler hariç iğne atsan yere düşmez. Ve bir o kadar da bilet bulamadığı için dışarıda kalan insan var.

Ve maçın başlamasıyla birlikte Boluspor’nun 10 kişi kalması Eskişehirspor için adeta erken gelen bir hediye. Böyle bir final maçında rakip 10 kişi ve geride daha 88 dakika var. Buna rağmen ilk yarı bittiğinde Es-es’in pozisyonu bile yok. Stada hanüz maçın 5. dakikasında gelen birisine Bolu’nun 10 kişi oynadığını söylesen sana inanmaz, “hadi canım sende” der. Gerçekten de takdir edilecek bir mücadele ortaya koyuyorlar ilk yarı boyunca. Yetmezmiş gibi ikinci yarı fizik güçleri düşer diyenlere ikinci bir kapak takıyorlar ikinci yarıda. Sanki 10 kişi oynayan takım Eskişehirspor. Bolu’nun 3 topu direkten dönüyor. Su götürmez, şans bu gece Bolu’nun yanında değil. Hatta Boluspor’nun direkten dönen topundan sonra Es-Es ilk yakaladığı karşı atağı gole çevirip skoru 1-0’a getiriyor. Son dakikalarda gelen ikinci gol de Süper Lig’in müjdecisi oluyor. Ve Selçuk Dereli’nin çalan son düdüğü ile birlikte Eskişehirliler Süper Lig’e giden üçüncü biletin sahibi olmalarını kutluyorlar. “Şampiyonluk için haydi çocuklar, eğlenelim bu akşam sabaha kadar”

Tebrikler Anadolu Efsanesi umarım kalıcı olursun. Tebrikler Kocaeli, tebrikler Antalya…

2008-2009 sezonu güzelliklerin yaşanacağı bir sezon olsun. Deplasmancılara kazasız belasız bol deplasmanlar. Seçenekler fazlasıyla var. Son bir şey tribün etkinliği yüksek olan takımlar play-off’lara kaldığında maçların oynanacağı şehir lütfen İstanbul olsun.