1 Mayıs restleşmesi

1 Mayıs 1977 yılında yapılan, yüzbinlerce emekçinin katıldığı Taksim Mitingi’nden bu yana tamı tamına 31 yıl geçti. Katledilen masum insanların daha faiilleri bulunmamışken ülke demokrasisi olarak 31 yıldır bir arpa boyu ilerleyemediğimizi 1 Mayıs 2008’de bir kez daha gördük.

Aslında olan bütün olaylar iktidarın demokrasi ve özgürlük anlayışının birebir yansımasıydı. Aylardır demokrasi nidaları ile yeri göğü inleten iktidar partisi bir kez daha bir krizi yönetemeyerek bu krizden de kaos yaratarak ayrıldı. Tam olarak diyebiliriz ki kaos yaratmaları bir sonuç değil, olayın başlangıcı olmuştu. Birkaç gün önce başbakan “ayakların başı yönettiği nerede görülmüş” diyerek fitili ateşlemişti.
Bugün Taksim Meydanı tamamen bir abluka altındaydı. Çevreyi çok iyi bildiğim için gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki bugün Taksim’e çıkmanın mümkünatı yoktu. Zaten ilerleyen saatlerde bir gazetecinin söylemi ablukayı özetler nitelikteydi: “Eğer bizans İstanbul’u böyle savunsaydı Osmanlı İstanbul’u kesinlikle fethedemezdi, ayrıca emniyet müdürü Taksim’e girdiği gibi Osmanlı da Viyana’ya gitseydi orayı da fethederdi.

İstanbul Emniyetinin kendi sayısı yetmezmiş gibi gece boyunca uçaklarla şehre polis taşıması, her köşe başında timlerin kurulması, bu da yetmezmiş gibi Gezi Parkı’nda binlerce askerin toplanması… Peki bu güvenlik önlemleri bu abluka kime karşı? Sayın iktidar partisi üyeleri siz ülkenizin emekçilerinden, sizin tabirinizle “ayak takımı”ndan bu kadar mı korkuyorsunuz? Bu insanlar bu kadar mı korunulası, korkulası varlıklar?

Olayı bu kadar basitleştirip sadece iktidara yıkmak doğru olmayacaktır. Bu oyunun arkasında IMF’si, Dünya Bankası, AB’si ABD’si, yani bütün sermaye kesimi, bütün işbirlikçiler vardır. İşlerine geldiği zaman demokrat kesilen insan hakları diye yeri göğü inleten bu zavallı düşünce fakirleri işin içine emek girince malesef tam da gerçek yüzleri ile karşımızdadırlar. Sermaye emeğin üzerindeki bu sömürüsünü sürdürdükçe bu devran böyle dönmeye devam edecektir. Ama bu sonsuzluk demek değildir. Elbet birgün keser döner, sap döner. Günlerin getirdiği sadece baskı zulüm ve kandır.

60 seneden bu yana bir korku imparatorluğu yaratılmaya çalışılmakta ve bunda da başarılı olunduğu aşikar. Neymiş, çok büyük provakasyonlar olacakmış, bazı kesimler slogan atıyorlarmış “77 nin intikamını alıcaz” diye. Onlarca yıldır hep aynı. Sapla samanı ayıramayan bir bürokrasi birimi ve emniyet güçleri. SSCB yıkılana kadar hatta 12 eylül e kadar bunların alayı komünist şimdiler de ise bunların alayı terörist. İsimler değişiyor ama bir ÖTEKİ yaratma süreci değişmiyor. Hep bir düşman var ve de bu düşmanın başını ezmek gerek .

Tüm demokratik mücadeleler örgütlü mücadelelerdir. Eğer temel hak ve özgürlükler insandan yana sağlanacaksa bu ancak sendikal örgütler sivil toplum örgütleri siyasal parti örgütlenmeleri işçi örgütlenmeleri vs. ile olacaktır. Bir saniye düşünün bu örgütlü mücadele kimin işine gelmeyecektir ? İnsanların uyanmaları direnmeleri tepki göstermeleri kimin çıkarlarına ters düşecektir.
Olaylar başlamış insanlar polis şiddetiyle karşılaşmışlar hiçbir kanalda tek bi görüntü altyazı yok. Bütün büyük kanallar kocakarı programlarına devam etmekte. Dışarıda insan hakları ayaklar altına alınmış kimin umurunda.

Başbakan çıktı dedi ki eğer 1 mayısı tatil edersek iki katrilyon bütçeye yük biner. Taksim gösteri ve miting alanı değildir kimseyi sokmayacaz kamu düzenini bozdurmayacaz..
İşte yaratılan bu korku düzeni altında, biz de diyelim ki “baştakiler ne derse o doğrudur , ne derlerse koşulsuz uygulamak zorundayız”. Sendikalar karşı çıkar bu karara. Ama olur mu sen koskoca devlete nasıl karşı gelirsin, herkesin kutlama yaptığı alanda hiç işçi bayramı kutlanır mı? Orada ancak polis bayramı kutlanır…

Herkes görüntülere takılır, iktidar kanalları sermaye kanalları defalarca gösterir kaldırım taşı söken tipleri. Bu tipler devlet düşmanıdır devlete taş atmaktadır ve savaşmaktadır.
Devletin kaldırım taşını söken hain de devletin bütün kuruluşlarını birbir satanlar kahraman mıdır. Petkimi Tüpraşı Erdemir i satanlar Telekomu satanlar mezarda emeklilik yasasını çıkartanlar Tuzla cinayetlerine göz yumanlar, bu ülkenin yanı başında komşusuna tecavüz edenlere ses çıkartmayanlar mıdır kahramanlar?Bunlara ses çıkarmak isteyenler dur demek isteyenler ise haindir. Taksime girmek isteyen kamu düzenini bozmak isteyen hainler..

Birisinin oğlunun gemicikleri vardır, birisinin oğlu gübre ithalatçısı hatta kralıdır. Birisinin oğlu mısır kralıdır hatta babası vasisi olduğu için dokunulmazlığı ve sorumsuzluğu vardır. Bunlar mıdır kahraman ? Kusura bakmayın geçin bu vatan millet edebiyatlarını…

Evet Taksime hiçbir emekçi giremedi peki kazanan kim oldu?