6 Ekim IMF ve DB Direnişi

image-98B2_4ACBAC52

Saat 10 gibi çıktığım meydandan tünele kadar yürüdüm. Merak ediyordum; IMF ve Dünya Bankası karşıtı gösterilerin boyutu ne olacaktı, hangi gruplar katılacaktı, olay çıkacak mıydı… Şiddetten uzak renkli, müzikli, danslı Direnistanbul hareketine sempati duysam da hiçbir gruba aidiyet hissetmediğim için sadece 1 Mayıslarda sokakta olan limonlu tayfayı temsil ediyordum kendimce, içimde haykırma isteği ve coşkusuyla, karşı olmanın heyecanlı romantizmiyle…

Sırt çantam, kapşonlum, babamdan kalma atkım ve elimde fotoğraf makinemle başladım İstiklal’in havasını solumaya. Meydan çevik kuvvet ve haberciler dışında henüz boştu, grupların lise önünde ve tünelde toplanıp yürüyeceklerini duymuştum. Önce renkli giysileri ve “başka bir dünya mümkün” yazılı dünya haritası balonlarıyla bayanlardan oluşan minik bir grup gördüm. Sonra “kaldıraç” yazılı kırmızı sancaklarıyla 30-40 kişilik grup geçti yanımdan. Liseye yaklaştığımda çevik kuvvet hazır bekliyordu yine, arkasında fena sayılmayacak bir kalabalıkla TKP ve ÖDP sancakları yanyana durmuş toplanıyordu. Direnistanbulcuların tünelde toplaştığını bildiğimden yürümeye devam ettim. Bu sırada turuncu sancaklarla bu sefer 30-40 kişilik Halkevleri geçti marşlarla.

Direnistanbul hareketinin toplandığı tünele geldim. Ellerinde trampetleri, ağızlarında düdükleriyle, dansları, renkli kıyafetleriyle, Türkçe – İngilizce hatta İtalyanca yazılmış IMF-DB-kapitalizm-küreselleşme-ekoloji içerikli sloganları ve renkli bez pankartlarıyla toplanmış, yürümeye hazırlanıyorlardı. Aralarında azımsanmayacak kadar yabancı protestocu da vardı; İtalyanlar, Almanlar benim sohbet edebildiklerimdi. Şiddete başvurmadan güzelliklerle protesto yapılabileceğini gösteren her türlü güzel görüntü mevcuttu. Bir de grubun en ilgi çekici siması, kıyafeti gibi suratını da beyaza boyamış, bir elinde güller tutan, diğerinde ise önünde “gül güçtür” arkasında “power to imagination since 1968” yazılı pankart tutan yabancı göstericiydi. Dans edip neşe saçan bu adamın, polise samimi bi şekilde çiçek uzattığına da şahit oldum. Haberlerin de sık sık gösterdiği bu adamı yine haberlerden öğrendiğime göre ne yazık ki önce meydanda panzer sulamış sonra da “kendilerinde güvenliği sağlama yetkisini gören halk” yumruklamış, üzüldüm. Neyse, bu grubun da arkasında anarşizm bayrakları ve pankartlarıyla simsiyah giyinmiş Kara Blok.

Meydana kadar onlar sakince sloganlarla yürüdü ben de güzel duygularla fotoğraflar çektim. Bu arada Hüseyin Ağa caminin önünde “no stand-by, imf bye bye” yazılı t-shirtleriyle bekleyen bir grup Saadet Partiliyi görmek ilginç ve hoştu. Bu derece farklı uçların ortak bi tepkide buluşması ne güzel dedim kendi kendime. Meydana geldiğimde epey bi kalabalık birikmiş ve otobüs duraklarının orada toplanmıştı. Sendikalar ve o zamana kadar görmediğim ufak gruplar da meydanda yerini almıştı. TKP’liler yine her zamanki gibi en kalabalık, organize ve düzenli görüntüdeydi. Resim çekmek için uzaklaşıp meydan çevresinde dolandım bi süre, herşey sakin ve olması gerektiği gibi görünüyordu; rengarenk pankartlarla yüzlerce insan, polisin 1 mayısdaki gibi gösteriyi engelleme çabasında olmayışı… Buraya kadar herşey güzel, hoş.

Sonra sendikalar basın açıklaması yaptı, katılanlara teşekkür etti ve ne olduysa bundan sonra oldu. Resim çekeyim diye yukarıya çıktığım, basının konuşlandığı otobüs duraklarının üst kısmındaydım ki kalabalığın en önünde yer alan ESP’liler yine her zamanki gibi rahat durmadı ve itiş kakış başladı. Polis de bildiğimiz abartı tepkisini vermekten geri kalmayınca koskoca meydan kısa bir sürede savaş alanına döndü. Burdan sonrasını yazmaya gerek görmüyorum, limonlu tayfa klasiği olan biber gazlı ufak bi adrenalinli koşu sonrası uzaktan bi süre daha meydanı izleyip metroyla okula döndüm ben. Metronun içi de gazdan nasibini almıştı tabi. Geri kalan olayları ve çatışmaları görmedim ben, tv’lerden izledim.

IMF ve DB’ye karşı protestoya katılmak için gittiğim Taksim’den Fasulyeden muhabir olarak yaptığım gözlemlerim kısaca bunlar.

Yapmak istediğim bir kaç eleştiri-yorum var:

  • Gerçekten samimi duygularla tepkilerini dile getiren, topluma ve çevreye saygılı büyük çoğunluğun yanında maalesef ki kendini tatmin etmek uğruna geri kalan insanların da emeklerine haksızlık eden sorumsuz insanlar var. Bundan önce 1 mayıslarda bizim de şahit olduğumuz, bazı aktivist arkadaşlarımın da rahatsızlık duyarak dile getirdiği üzere başka birçok yerde de ESP aşırı saldırgan, sorumsuz ve anlamsız davranışlarla orta yaşlı emekçi işçilerin, solcu amcaların, teyzelerin, öğrencilerin biber gazı ve dayak yemesine neden oluyor, bugün olduğu gibi.
  • Bunun yanında esnafa ve kamuya verdiği zararları, nedeni ne olursa olsun vandalizmin her türlüsüne karşı biri olarak zaten kınıyorum.
  • Ayrıca bu tarz hareketlerin bu ülkede söyleyecek sözü olan duyarlı çoğu insanı da sokaktan soğuttuğunu ve medyaya-topluma gösteri yapmama konusunda malzeme verdiğini düşünüyorum.
  • Karşı olmanın dışa vurumu olan protestolar, gösteriler, sokaklar ve meydanlar bu davranışların tekeline bırakılmamalı hatta bizzat diğer gruplar tarafından tepki koyulmalı.
  • Bu görüntülerden yola çıkarak samimi ve saf duygularla, haklı düşüncelerle protesto yapan diğer insanların hakkı yenmemeli, iyi niyetler ve güzellikler görmezden gelinmemli, medyanın “IMF’yi bahane edip olay çıkarma sevdalısı” tadındaki çarpıtmalarına kulak asılmamalı. Bugün orada 1500 kişi vardı ve sadece 50-100 kişi çıkardı olayları.
  • Artık sol gruplar eski tip sloganlardan, gösterilerden vazgeçmeli ve daha yaratıcı, renkli, eğlenceli, şiddet içermeyen eylemlerle katılımcı kitlesini büyümeli.

Buradan sonra olayın polis boyutuna geliyorum :

1 mayısların aksine bugün açıklamlar yapılana kadar gösterilere müdahale etmedi polis. Olayın çıkış anında neler oldu bilemeyeceğim ama polis iyi niyetli ve sakinleştirici değildi kesinlikle. Aksine çoğumuzun tribünde de tanık olduğu aşırı bir nefretle saldırma eğilimine devam etti. Olayları bastırmaktan çok olay çıksa da adam dövsek niyetini tekrarladı. En ufak bi kıvılcım olduğunda bugün de olduğu gibi anında pat pat pat onlarca gaz bombası atıp düşmanca saldırıya geçerek asıl savaş ortamını polis yaratıyor. Vergilerimizle maaşını aldığı profesyonel göreviyle bağdaşmayan, kişisel olarak sinirlenip, gaza geldiği, hırslandığı gözü dönmüş davranışlarda bulunuyor. Oysa ki kimse zorla polis yapılmıyor, bildiğim kadarıyla güzel de para alıyorlar. Eğitim ve düşünce eksikliğinden biber gazını oyuncak gibi kullanıp, hastanedeki, metrodaki insanların zarar görüp görmeyeceğini hesaba bile katmıyor.

Son olarak bunlar da kişisel :

Sokaklarda müzikle, dansla, renklerle, yaratıcılıkla, şiddetten uzak durarak protesto yapılabilen insanlar da var ne mutlu, başka bir dünyayı mümkün kılabilmek için bu seslerin çoğalmasını temenni ediyorum.

6 Ekim IMF ve DB Direnişi” üzerine 26 yorumlar

  1. Küçük esnafa, halka ve kamu malına verilen zararı bir kenara koyuyorum, zaten söylenmesi gerekeni sen söylemişsin, “bankaları taşlıyorlar, camlarını kırıyorlar, bak bak insan değil bunlar” diyen kitleyi anlamıyorum. En küçük ekonomik çalkantıda, durgunlukta binlerce insanı gözünü kırpmadan kapı önüne koyan, sonra da vay efendim zor piyasa koşullarına karşın karımızı %30 arttırdık diyen, kan emici, orospu çocuğu bir bankacılık sektörü varsa, o camları yılda 1-2 kere değil, 100 kere de kırmalı, 200 kere de…

    Biraz da camcı kazansın değil mi?

    Bugün duydum bunu, Bertolt Brecht demiş: Bir banka soymak, bir banka açmaktan daha büyük bir suç değildir.

    Bir banka camı kırmak da öyle.

  2. “bankaları taşlıyorlar, camlarını kırıyorlar, bak bak insan değil bunlar” diyen kitleyi anlamıyorum.

    Neyini anlayamıyorsun Dea? Ne desin insanlar:
    “Aferin ne güzel kırdın koçum benim , bak bak kelebek camlar duruyor onu da ben kırayım. Yok yok bizim oğlan var 5 yaşında onu çağırayım o kırsın. Hele durun yiğitler onlarca Bankanın camını indirdiniz size pide ayran getireyim bi dinlenin hele babayiğitler…” tarzı bir söylem mi bekliyorsun.
    Ne yani esnaftan nasıl bir destek bekliyorsunuz asıl onu anlamak problem. Bütün soruların cevaplarını Sechoe’nun yazısında var. Evet artık Türkiye’de verilecek tepkiler kabuk değiştirmelidir. Sessiz yığınların tekrar sokağa dönebilmesi o güzel insanların tekrar haykırması ancak bu şekilde olur. Yoksa daha anlamamaya devam edersiniz. Ha ayrıcana illa ben anlamak istiyorum diyorsan ya böyle bir günde ya da 1 Mayıs’ta gel Taksim’e tipleri gör.

    Ben de bugün olayların olduğu saatlerde istiklaldeydim. Esnafın o korku dolu bakışlarını kendi aralarında konuştuklarını bizzat dinledim. Tepkilerini ölçtüm. Hatta “esnafın gözünden 1 Mayıs” diye bir yazı dizisi canlandı beynimin köşelerinde.
    Çok fazla bir şey söylemeye gerek yok tüm artıları eksileri sechoe çok güzel özetlemiş. Buradan dersler çıkarmak lazım,”esnaf bize neden destek vermiyor” sorusuna cevap arıyorsak…

    Bu arada eline sağlık sechoe.

  3. “Esnaf neden destek olmuyor” ya da “bankaları taşlayanlara niçin hakettikleri değer verilmiyor” demedim ki? Sadece bu protestoların “ama onlar da banka taşılıyor, ATM parçalıyor”a indirgenmesine tepki verdim. Esnafla ilgili aynı düşünüyoruz zaten. Bu banka hassasiyeti beni geren… Aman bankalarımıza saldırılmasın, aman da aman…

  4. Ben de dea gibi anlamiyorum, yani aslinda anliyorum da mantiginin anlasilmamasini anlamiyorum. Isyan isyandir, ayari olmaz. Isyan edin ama efendi gibi oturun cocuklar, cam cerceve kirmak, osurup cevreye rahatsizlik vermek yok, alkis yapin, 4/3 luk tempoyla slogan atin ama rica ediyorum cam kirma olmasin olmaz isyanda. Hic alakasi yok ama ben boyle isyanlarda cam cerceve kirilmasini Efesli Kaya Peker’e saldirilmasina benzetiyorum. Islikla, kufurle, alkisla da protesto edilir, nedensiz yere bir adama saldirmak da kinanmasi gereken, cirkin bir istir. Olaya boyle bakinca sahaya giren adam da cam kiran anarsist de yanlis yapiyor. O mactan once Fenerbahce taraftari cok kizgindi, ses getirecek isyan cagrisi yapmisti, dedigini yapti da. IMF ulkesine gelip cirit atan insanlarin da kizgin olup isyan etmesini anliyorum. Isyanlarin ayari olmaz. Tutup yoldan gecen masum bir adami ses getirelim diye linc edip oldurmuyorlar sonucta, iki tane cam kirip uc tane bankanin atm’sini patlatmislar. Efes macinda sahaya giren adam da tutup bicak cekip sislemedi kimseyi. Ayarsiz, kontrolsuz de degil yani… Kadrolu anarsist degilim ama isyan varsa ses getirecek eylemle olur, bugune kadar okunan milyon tane basin aciklamasindan, oturma eyleminden kim ne anlamis? Ha bir milyon kisi toplanir oturma eylemi yapar o zaman ses getirir de o kadar anarsist yoktur Turkiye’de. Iste ordu goreve diye bagiran solcu falan var o kadar, onlar da polisle, candarmayla falan iyi geciniyor zaten cam cerceve kirmazlar.

  5. “IMF ulkesine gelip cirit atan insanlarin da kizgin olup isyan etmesini anliyorum. ” demişsin agam. Gül güçtür pankartı taşıyan adam tek başınaydı, gayet de ses getirdi, ilgi de çekti. Kızgın olup isyan edenler sadece onlar değil ki hatta belki de bu yüzden o sayı milyonlara ulaşmıyor.

    1 mayısdaki çatışmalar “haklıydı” gayet bana göre. Polis gösteriye izin vermiyordu, alanı kapatıyordu. Ama şimdi böyle bir sorun yoktu. Kongre merkezine doğru yürüyüşe izin verilmemesi de doğal tabiki. Hal böyle olunca buradaki isyanın şiddeti bence de gereksiz. Hem diğer göstericilerin de rahatsız olduğunu biliyorum. Yok yere biber gazı ve sopa ye.

    Ses getirmenin tek şartı şiddet değil bana göre.

  6. Güzel bir günce olmuş. Sanırım o beyazlar içinde polise gül uzatan arkadaşın adı Luk Sips. Kendisi Belçikalı bir dansçı ve çok kaliteli işleri var perform art alanında. Tanıdığım en neşeli ve bir o kadar da politik insanlardan biridir. Yumruklandığını bu yazıdan öğrendim ve çok üzüldüm. Çok arzuladığımız festival tadında yürüyüşlerin yapılamadığı bu ülkede Luk ve diğer “güzel insan”ların yaşadıklarına üzülüyorum ve dolmaya devam ediyorum. Sanırım medyanın polisin ve şiddet yanlısı göstericilerin yalan olduğunu artık çok iyi bildiğimiz şu zamanda daha akilane işlerle sesimizi duyurmalıyız.

  7. ESP gibi ses getirecekseniz, buyurun yolunuz açık olsun, biz tutmayalım sizi. 1 Mayıs’ta sıkın kolluk kuvvetlerine bir şarjör mermi. Alı size ses getiren eylem ya da isyan.

    Emekçilerin haklı davasında seslerini duyurması mıdır derdiniz yoksa sadece muhalif olmak mıdır niyetiniz?

  8. Çatışmanın sorumlusu ESP mi, polisler mi? Polis saldırmasa kaç cam, kaç çerçeve kırılırdı orada?

  9. Abi sen “Yolunuz açık olsun, sıkın bir şarşör” filan deyince ne dedim acaba diye tekrar okumak zorunda kaldım yazdıklarımı. Anlaşılmamış sanırım, tekrar etmekte fayda var.

    O gün evine ekmek götürme derdnde olan küçük esnafı bir kenara koyuyorum, sechoe söylenmesi gerekeni söylemiş zaten. Oraya saldıralım, burayı yakalım da demiyorum. Ancak, toplumdaki bu banka hassasiyeti beni deli ediyor. Aman bankalara saldırdılar, aman aman camlarını kırdılar, servet düşmanı, vandal, lümpen anarşistler, milli servet o falan filan…

    Bakın hala yakalım, yıkalım, analarını sikelim, mermi sıkalım demedim. Sadece bu banka hassasiyetini anlamlandıramıyorum kafamda. Banka, cam, vitrin filan… Mermi değil, şarşör değil…

  10. sechoe çok güzel yazmışsın, eline sağlık. Tesbitlerine ve yaklaşımına bayıldım. Maalesef kendini kahraman gören, halk adına hareket ettiğini sanan, ama kendisine vuran polis kadar egosunun doğrultusunda hareket eden marjinal insanlar çirkinleştiriyor bu tür eylemleri.

    Kinayeli söylenmiş olsa da, “ESP kadar ses getirmek” gerçekten tartışılması gereken bir kavram bence. Ben bir aktivist değilim. Kendimi daha adil ve daha özgür dünyanın bir potansiyel destekleyicisi olarak görüyorum, naçizane. Bu halde ESP’nin ne olduğunu bilmiyorum. İnternette ilk bakışta doğru dürüst birşey gözüme çarpmadı. Milyonların izlediği haber kanallarında, gazetelerde adı geçmedi. Demek ki kendi kendilerini eğlemişler, mastürbasyondur bu.

    Benim bildiğim sadece, Taksim’de *yine* savaş çıktığı. Sayelerinde, bir sonraki eylemde de ben ve benim gibi milyonlar orada olmayacak. Yüzler, binler değil *milyonlar*. Yanlış yazmadım.

    Amaç “ses getirmek”se dinamit sarıp kendilerini patlatsınlar – hem çok ses çıkar, üstelik cam çerçeve kırma asli misyonu da atlanmamış olur. Ama amaç bir hareket yaratmaksa, önce gönül kazansınlar. Tabi anlayana bütün bunlar.

    Gül taşıyarak eylem yapan ‘insan’ bütün bu hengame içinde nasıl müthiş bir tezat oluşturuyor. Daha birkaç yüzyılımız var herhalde onun düzeyine ulaşmamız için.

    Merak eden olur: Polisin abartılı şiddet kullanımından bahsetmiyorum, tek nedeni onların seviyesini ve tutumunu zaten herkesin biliyor olması. Burada malumu ilam etmeye gerek yok.

  11. seçkin izlenimlerini çok beğendim. seninle daha önce de tartıştığımız konuyla da ilintili olarak doğru noktalara parmak basmışsın. böyle hareketler isyanın doğasında olsa da, bu tip savaş görüntüleri egemen sistemin solcuları ve muhalifleri aptal-beyinsiz-idiot-terörist vandallar olarak göstermesine hizmet ediyor. taksim’de çalıştığım için olayları gözlemleyebildim. hatta olayların bir kısmı bizim sokakta oldu. polisin attığı gaz bombalarından 5 katlı binada 5. kattan aşağı inilmeiyordu. bankaların camının kırılmasını bir rasyonel dahilinde anlayabiliyorum. çünkü bankanın camını kırmanın tek amacı bankaya maddi hasar vermek değildir. banka camını kırmak soyut manada sembolik bir anlam da taşımaktadır. fakat gidip orta sınıf dükkan sahibi bile diyemeyeceğin 3-5 metrekarelik gümüş takı satan teyzenin dükkanını harap etmenin ne bir mantığı var ne de bir manası.

    yazına eklemek isteyeceğim tek şey polisin davranışıyla ilgili . senin de belirttiğin gibi polisin davranışına o kadar alışmışız ki tüm vahşete, dayağa, polisin 3-5 esnafla bir olup gösterici linç etmesine şaşırmadık deyip geçiyoruz. bizim sokağa(old city’nin olduğu galatasaray’dan bir önceki sokak) sayabildiğim kadarıyla 20-25 tane gaz bombası atıldı. bizim sokakta bulunan gösterici sayısı ise 10-15 kadardı ve sadece kaçıyorlardı. fakat polis artık o kadar umursamaz ki düşünmeden istediğin yapabiliyor. Altımızdaki şoktan alışveriş yapmış çıkmış olan 70 yaşlarında bir amca ve teyze binamızın kapının önünde yığılmış, öksürmekten zile dahi basamıyorlardı. tesadüfen güvenlik kameradan gördü, aşağı koşup içeri alabildik onları. Ki polisin sabahtan gezip tüm binaların görevlilerine “kaçan kimseyi içeri almayın” demiş olması zaten espliler bir şey yapmasaydı da bunların çoğunun olacağını gösteriyor. tüm kritik gün ya da olaylar bir yana bu polis şiddeti ve vahşetine ideoloji farketmeden tüm sivil oluşumların karşı durması gerekiyor. bunu kanıksamamız sadece vahşetin derecesini arttırır.

  12. 3 gun katıldım, ama ozellikle son iki gunu dakika dakika yaşadım. az sonra…

  13. Sechoe çok güzel yazmışsın. Eylemi başından sonuna kadar bakış açınla yansıtmışsın ve çok doğru noktaları öne çıkarmışsın. Ama ben sana teşekkürü “o gün orada olmayı istediğin ve orada olduğun için” ediyorum, teşekkürler.

    Ancak yorumumun geri kalanını okumadan önce lütfen biraz zaman ayırın ve videoyu izleyin.

    İzlediğinizi umarak devam ediyorum.Bu gün oturanların, oturdukları yerden yönettikleri ve yönlendirdikleri bir ülkede ayakta olanlardan yana olmak, onlarla olmak teşekkür edilecek ve alkışlanacak bir durumdur.

    Onların dünyasında yargıçlar oturur bizim dünyamızda savunma ayaktadır. Dün ne denirse densin birilerince direnilmiştir ve ayakta durulmuştur.

    1 milyon insanın açlık sınırında olduğu, 18 milyon insanın yoksulluk sınırının altında yaşamaya çalıştığı, sağlığın-eğitimin hatta suyun bile özel olduğu bu ülkede, dizüstü bilgisayarı başında, plazalarda ya da süper lux evlerde TV den gördükleri ile eylemi eleştirmek için fırsat bekleyenler kazanmıştır. Daha 2 gün önce polislerce komaya sokulan bir genç için gıkını çıkarmayanların, güneydoğuda katledilen Ceylan için kalemini oynatamayanların, bu ülkede on yıllardır süregelen polisin hareketlerini görmesi beklenemez, onlar eylemin güzel giden hiç bir yanını görmezler, amacını görmezler, sadece son anda olana bakarlar. Zaten onu beklerler, olsun ki “kapitalizme bağlılıklarını” bir kere daha bildirsinler. Çıkış noktası aynıdır hep “camı çerçevesi kırılan esnaf, emekçi değil mi? bu mu eylem?”…

    Aha (!) yazıyorum eylem budur, az bile olmuştur. Bu olanları tasvip edip etmemek olayı değildir. Bir IMF ve DB protestosu vardır ve Michigan’dan az, Seattle’dan az, Washington’dan az, Londra, Paris, Prag, Atina, Roma ve Berlin’de olanlardan çok daha az eylemci kaynaklı yıkım olmuştur. Hem de dünya ile kıyaslandığında belki en az sayıda katılımla ve katılımcıyla olmuştur.
    Fazla olan şeyler ise 1999 yılından bu yana dünyada IMF ve DB aleyhindeki tüm gösterilerde kullanılandan 100 kat daha fazla gaz bombası, 100 kat daha fazla cop, 10 kat daha fazla polistir…
    6 Ekim İstanbul direnmiştir.
    6 Ekimde Taksimde eğer 10bin kişi olsaydı 1 Mayıs alanında 1978’in tekrarı yaşanacaktı. Panzerlerle, coplarla, bombalarla çembere alınan kitle kazancı yokuşu ve istiklale doğru sürüklenmeye çalışılmıştır. Sayının az olması insanlara alanı terk etme fırsatı vermiştir. Bugün 20 dükkânı konuşanlar (bankaları saymıyorum, tüm dünyada ilk hedef bankadır) esnaf, emekçi edebiyatı yapanlar buyurun hodri meydan son 1 senede iflas eden esnafı konuşun, işsiz kalan emekçiyi konuşun. 6 Ekimde camı kırılanı dert etmeyin siz, sigortalar düşünsün. 4000-5000 dolar kira veren 200 dolara sigortasını yapmıştır merak etmeyin k.ç..mın medyası…

    İlk gaz bombasını 100 metreden taksim metro girişine atan polis kendisinden 20 metre ötedeki sapanla misket atana karşı koydu öyle mi? aslında az sayıda bile olsa kızıl bayraklıların sayısı ödünüz patlıyor değil mi? ya bir sabah kalktığınızda kızıl bayraklarla yürüyenlerin sayısı on binler olursa “ne bok yeriz?” diye düşünüyorsunuz değil mi?

    Dün İstanbul direndi. Dün bu ülkede 1 saatliğine bile olsa Amerikan emperyalizminin yerli uşaklarının ödü bokuna karıştı. Kapitalist ağababalarına rezil oldular. E o zaman sığın sende “cam çerçeve” arkasına.

    Yorumcular alınmasın benim tüm sözüm medyaya, k.ç.mın aydınlarına...

    Esasında ben de çok uzunca eylem izlenimlerimi yazacaktım, hele ki bu gün (7Ekim)istiklal caddesi-taksim-pangaltı-mecidiyeköy de yaşananları ve yaşanması muhtemel olan ama yaşanamayanları resimleriyle detaylıca anlatacaktım. Vazgeçtim. 90 milyon insanın işsiz kalacağını IMF söylüyor, bizimkiler hala k.ç yalama peşinde. Hepimiz göreceğiz, o teğet geçen krizin çizgisi hangimizin k.ç.nı daha çok acıtacak? Zaten açlık çeken yoksulun mu yoksa etli butlu zenginin mi?
    Not: Ulan her zengine karşı mısın? Demeyin! Benim zenginim işini bilir tanımındaki iyi aile çocuklarıdır konumuz.

  14. Bugun sabah 10.000 kilometre uzakta televizyonu actim, haberlerde “Istanbul’da IMF toplantisini protesto eden gostericiler bankalara ve cevredeki dukkanlara saldirdi” haberi vardi. Ses getirmis midir, getirmistir. Baska turlu de ses getirilir diyen seco da hakli, yalniz olay o en basta ornek verdigim oyunculara saldirma olayina geliyor. Soylenmesi gereken “bunlar bizden degildir” mi yoksa “bu da onlarin isyani” mi? Onlar boyle isyan etmisler, ses de getirmisler, ben 10.000 kilometreden duydum.

    Cam, cerceve kirigini insan oldurmeyle es tutup dinamitlesinler o zaman argumani uretenler, uzerine bir de ilkokul munazarasi yapiyormusuz gibi “anlayana” yazanlara cevap vermeyi de gereksiz buluyorum. Shakespeare Macbeth’i anlayana diye bitirse kitabin uzerine iser, sonra yakarim. Icinde “anlayana” gecen bir yazinin benim icin hic bir vasfi, ciddiye alinacak yani, guzelligi yoktur. Yuz kere yazdim hala burada bile karsima cikiyor, delirdim artik.

  15. son bir kaç ekleme yapmak istiyorum. özellikle 7 Ekim’de Taksim ve civarında konuştuğum bir kaç dükkan sahibi ve gazeteciden duydum bu sözü “kırıp döktüler pkk dan ne farkları kaldı?”??

    1- pkk genelde gündüz sokak eylemi yapmaz, yaptığı yerler ise genelde kendi çogunluk olduğu yerlerdir ve dükkanlar ya onların eylemine destek için ya da korkudan kepenk kapatmış olurlar.
    2- polisin özellikle son yıllarda 1 mayıs ya da 6 ekim taksim benzeri müdahale ettiği tek bir pkk sokak eylemi bile yoktur desek abartmayız. biber gazını ve copu, boyalı panzer suyunu onlar pek yemezler.
    3- bu ülkede pkk lı olmak meclise girmek için bir yol, muhatap alınmak için bir fırsattır. solcu olmak ise “hapse girmek, dayak yemek, biber gazı bombasıyla sık sık karşılaşmak” için önceliktir. pkk kapitalizmin ve abd nin oyuncağı, gerçek devrimci, gerçek sol ise her üçününde düşmanıdır. bizim darbeci, orducu, ab ci sol ise dünya çapında araştırma konusudur. sendikalarımız ise uzay bilimlerinin konusudur. pkk ile dayanışan solcularımızda vardır onları havale edecek kelimem yoktur.

    ve bir yaşlı amca aynen şunu söyledi (kendi düşüncesi mi, bir yerden mi duymuş bilemem) :
    – Ulan ne yaparlarsa yapsınlar, kırsınlar döksünler, isteselerde, uğraşsalarda IMF kadar zarar veremezler bu ülkeye !

  16. PKK konusu irdelenmeli.
    PKK’nın şehir eylemlerine neden müdahale edilmez?
    Bir emniyet müdürü bunu izah etmeli.
    TV’lerde “biz müdahale etmesek çok daha kötü şeyler yaşanabilirdi” diyen kelli felli emniyetçiler erkekseniz çıkın ve PKK eylemlerine neden müdahale etmediğinizi izah edin. “Ama onlar ortalığı kırıp dökmüyor” diyin bakalım, “Onlar halka zarar vermiyor, kamu malını tahrip etmiyor” diyin.

    Tek korkunuz AB değil mi? AB PKK’yı sever.
    Ve biliyorsunuzki solcuları sevmez.
    Bu aymazlığın, bu cüretin ve cesaretin başka bir izahı yok.

  17. Abi okudum yazını, vidyoyu da izledim, ellerine sağlık. Çoğunluk medyanın yansıttığı tek taraflı görüntülerle olayın başından beri akışını takip edenlerin yansıttığı görüntüler, aktardığı izlenimler ne yazık ki çok farklı.

    Olayların çıkış anında polisin tutumu da açıkca görünüyor görüntülerde. Mustafa Mutlu da gayet objektif aktarmış izlenimlerini, özellikle orantılı güç ve 100 militan yorumlarını.. ama okur tepkilerine maruz kalınca detaylı açıklama ihtiyacı hissetmiş bi gün sonra.

    Ben tüm bunlardan sonra şunu bir kez daha bizzat yaşayarak gördüm; korku ve baskı altında yaşatılıyoruz bu ülkede. Medya da o kadar güzel kullanılıyor ki yaratılan uyuşturucu sistemin, çarpıtılmış gerçekliğin sürdürülmesi için.. böylece toplum da bu baskıya ortak oluyor.

  18. ab şımartıyor bunları demek gerçekçi bir tabir değildir.ki eylemlerde güvenlik güçleri tarafından öldürülen onlarca kişi hatta çocuk,tekmelenen kadın vardır.gerçekliğe dönersek,
    pkk türkiye’deki diğer sol grupların büyük kısmından çok daha organizedir.
    pkk’nin türkiye’deki tüm sol grupların toplamının birkaç misli sempatizanı vardır.bu sempatizanların çok büyük bir kısmı korsan eyleme katılabilir bir konumdalardır.
    pkk’nin dolayısıyla da dtp’nin öyle facebook’ta grup kurayım,mail gruba mail atayım,trampetle yürüyeyim diyen bir tabanı yoktur.daha farklı bir tabanı vardır.
    müdahale etseydik kötü şeyler olurdu denilen olaylar erdoğan’ın geçen sene ekimde diyarbakır’a geldiği gün yaşanmıştır.o gün orada olan arkadaşlardan duyduğum eylemcilerin diyarbakır’ın en elit semit olan ofis dışında tüm semtleri ele geçirmiş olduğu ve kentin genelinde panzerlerin polislerin hiç bir şekilde ara sokaklara giremedikleri,ana caddelere bariyerlerin kurulduğu büyük ateşlerin yakıldığı vs…. gibi şeylerdi.
    eğer o gün müdahale edilseydi çok kötü olaylar yaşanırdı muhtelemen.iyi ki de yaşanmadı.

  19. 1- Medyada gördüklerinizle sorgulama yapmaya başladığınız an takip ettiğiniz medya gibi yorumlamaya başlıyorsunuz. Oysa meydanda olmak farklıdır.
    2- Emniyet sabah 8 den itibaren hazırlığını ve taktiğini olayları böyle sonuçlandırmaya göre yapmıştır. Yakın semtlerde dükkan, apartman gezerek uyarmış ve göstericileri içeri almamalarını emretmiştir.
    3- Birazcık eğitimli ve dünyadaki benzerlerini takip etmiş emniyet kendisince olayın başlangıç sebebi olarak gördüğü grubu kolaylıkla ayırabilirdi. Ki bana göre olayların başlangıcı ve büyümesi tamamen polisten kaynaklıdır. Yoksa çeşitli yerlere ülkü ocakları ve akp den çağırılmış sivil faşisteler nasıl yerleşebilirdi? lazQli haklı kitle daha büyük olsa Taksimde ezilmeler ve yaralanmalar olurdu kesinlikle.
    4- Bu bir eylemdir. Basın açıklaması değil. Kesk ve Disk bunu basın açıklaması ile geçiştirip görevlerini yapmış olduklarını düşünürler oysa esas eylem IMF e karşı ister davulla tefle, ister sapanla misketle tepkini koyabilmektir. Eylemi gözlemekte olan hep aynı taktiği kullanacak, bomba atacak, panzerle su sıkıp kovalayacak, eylemcide “bu sefer düzelmiştir onlar diyerek tedbirsiz gelecek”… Komik oluyor kırılan camın cercevenin hesabını yapanlar.
    5- Ayrıca çok ilginç ama kırılan dökülen tek bir alt gelir sınıfından yer yok. Bankalar, islami sermayenin marketleri, uluslararası markaların mağazaları. Ne kadar bilinçsiz göstericiler ki bunlar bakkalı , manavı, eczaneyi, tüp bebek merkezini es geçmiş bankayı, sosyete restaurantını, amerikan markalarını taşlamış. Hakikaten bilinçsizlik !
    6- Sonuç nedir? Sonuç IMF politikaları aynen devam eder, sokakta hayat aynen devam eder, sigorta şirketleri biraz harcama yapar, kırılan dökülen yerine gelir. Biz de en azından “oradaydık direndik” deriz. Diğerleri ise “orada yoktuk, kınıyoruz” derler. IMF öncesi ve sonrası sadece hava sıcaklığı değişir.
    7- pkk diyarbakırda, van da , muşta, hakkaride yapar Kunt’un dediklerini. İstanbul , Ankara, İzmir’de ise son 3-4 yıldır müdahale olmadan geceleri, hafta sonları belirli yerlerde rahatlıkla koyar eylemini. Bilir karışan olmaz, müdahale eden olmaz. Göstermelik 15-20 karakol polisi o kadar. Sistem şu an onlara sıcaktır. Her zaman sola soğuktur.

  20. “Cam çerçeve kırığı” iyimiş böylesi. “Ohaa ohaa elindeki çantanın markasına bak, işbirlikçisin sen, orospuuu” diye dayak yiyenlerde var. İngilizceye çevirip yayınlamadılar diye yok mu sayıyoruz bu durumda? Ya da Kafatasındaki beş dikişi bileğindeki kırığı cam çerçeve kırıkları kümesine mi sokuyoruz? Kadıköy’ de neden camları kırıyorsunuz diyen imf işbirlikçisi simitçiyi de bundan bi kaç sene önce evire çevire döverek işgal altındaki ülkeyi kurtaran kahramanlar bunlardı Ağa. Ayıkmadıysan,o zamanlar burdaydın hatırlasın belki. Yani hala düşündüğün kadar hümanist değiller. Bu kendini havaya uçurma önerisini o yüzden yabana atma bence. 10 binin yanına bi sıfır daha koyarlar, hem de gayet kısıtlı insan zarar görmüş olur. Desibel desen ALLAH ALLAH.

    En ayarı da; Polis saldırmışmış da o yüzden cam çerçeve kırılmışmış. Git sana saldırana cevap ver. Ne alakası var lokantacı Ali AKYÜZÜN? Adamın dükkanını talan ediyorsun? Dalga geçer gibi bi de “Polis saldırmış.” Git söylesene Polis saldırdı ona yemedi senin cama sardık diye.

    Özetle sözünü söylemek isteyen söylemiştir. Bu sözlerin haklılığı geri kalan gaspçı güruhunu melaike yapmaya yetmez.

    Son bir şey; bankalar hadi boktur, bok çukurudur. Camı çerçevesi inmesi her zaman takdir edilesi bir davranıştır. Peki anlamak-anlamamak adına vallahi ben anlıyorum da ama arkadaşım elinde peçete bi adet çay kaşığı, ne diye dikilyorsun o zaman orda? Çekilsene bi adım kenara.

  21. Almanyadaydım 6 Ekim günü, dün ise Belçika’da. Her iki ülkede “IMF ve WB Türkiye’de anti kapitalist hareketlerce protesto edildi. Polisin sert tutumu ile çıkan olaylar şehre yayıldı” özetine sığacak bir yorumu barındırıyor.Ayrıca iş dolayısıyla muhatap olduğumuz 2 sosyalist avrupalı “helal olsun islami iktidara rağmen İstanbul’da büyük bir protesto” fikrini edinmişler. Ben burada o eyleme katılan insanların Avrupa duysun diye katıldığını sanmıyorum ancak şunu biliyorum Afrika ve Guney Amerikada birileri bunlardan haberdar ve mutlular. Cam kırılmış, dükkan yıkılmıi, banka yanmış, polis arabası taşlanmış, biber gazı, panzer, su, cop, gözaltı v.d. = IMF protestosu.
    Yokuş aşağı giderken freni patlayan araba bakkaldan içeri daldı. Burada önemli olan :
    1- Trafik kazası olmuştur
    2- Kaza sonrası ölü yaralı olup olmadığına bakılır.

    Kimse arabaya ne olmuş, dükkanın hasarı nedir ilgilenmez. Sadece dükkancı düşünür, araba sahibi düşünür. Gerisi teferruattır.
    IMF protesto edilmiştir ve onlarca irili ufaklı grup ve fikir sahibi insan katılmıştır bu eyleme. Herkes eylem sonrası gün sağlıklı ve ayaktadır. Gerisi teferruattır ne eylemin önüne geçer, ne de amacın.

    pkk ya gelince, bizim kanalın haber servisine sordum: son yıllarda İstanbul, Mersin, Adana, İzmir, Ankara da hiç bu boyutta müdahale gören eylemleri var mı? diye. Cevap pkk nın tek olduğu eylemlerde yok.

    Güneydoğuyu sormadım orada durum değişik.

  22. Ardiles arkadas dogru demis.

    ciddende alman haberleri ile türk haberleri arasinda en carpici fark, alman haberlerinde önemsiz, sonucu degistirmeyen, ve kisaca teferruat olan seylerin siralanmamasidir.
    ama bakiyorum türk medyasina yansiyan olaylarda, ister büyük ister küyük olay olsun bunlar, teferruata kalan hersey bir kerede degil, tekrar tekrar dile getiriliyor ve buda bence medyanin hedef kitlesinin kafalarini karistirmaktan baska hic bir ise yaramiyor.
    zaten bilgi ve egitim seviyesi bodrum kati seviyelerinde bulunan halkimizin büyük bir kisminin kafasini allak bullak ediyorlar, hatta ve hatta olaylari yaniltip, ana hedeften dikkatleri baska yerlere, daha önemsiz seylere cekmek istiyorlar bence.

Yorumlar Kapalıdır.