Başvekil Günleri ve Şu Siktiğimin Hayatına Dair…

Belki daha güzel olurdu yazdıklarımız, eğer bize yaşanacak güzel bir dünya bıraksalardı.

Belki de seçtiğimiz kelimeler, daha güzel gelirdi kulağa, hatırladığımız güzel anılarımız olsaydı.

Olmadı, insan yaşamının en büyük, en kutsal, en ölümcül kişisel hakkı olan güzel şey biriktirme yetisini aldılar bizden. Zorla…

Verdik biz de… Gönülsüzce…

Belki şimdi oturduğum sandalyede, önümdeki birayı yudumlamak büyük bir keyif, müthiş bir haz olarak kodlanırdı beynimdeki proteinlere… Olmadı.

Amına koduğumun proteinleri, nasıl da en acı verecek şekilde diziyorlar kendilerini… Şerefsizlik bu yaptıkları…

İnsanın temel gayesinin iyi bir insan olduğunu sanırdım eskiden. En doğal, en içten, en kendiliğinden hasıl olan motivasyon budur, ya da en kötü ihtimalle bu olmalıdır sanırdım.

Değilmiş.

Neymiş peki? Neymiş bu beni seksist küfürler etmek zorunda bırakan amına koduğumun yaşamının temel düsturu?

Acıtmak.

Kanatmak.

Kanırtmak.

Bu kadar. Dördüncüsü yok.

Belki vardır da, bana söyleyen olmadı. Alıp da beni karşısına bak budur budur diye sıralayan olmadı zaten. Kendim öğrendim ne öğrendiysem. Bu kadar öğrenebilmişsem demek ki ben de.

Çok yanlış yaptım hayatta. Önceleri bunu sıkıntı yapardım aslında. Yanlış yapmamak gerektiğini düşünürdüm. Sonra vazgeçtim.

Hayatı kodlayan birisi, bir şey var mı bilmiyorum. Bence yok. Ama varsa da yapılan yanlışlar üzerinden kodlamış. Çünkü sen yanlış yapmazsan, karşındaki adam yanlış yapmazsa, kimse yanlış yapmazsa hayat biter. Durur hayat. Akmaz.

Hani futbol gibi. Birisi hata yapacak ki gol olacak. Kimse hata yapmazsa olmaz o gol. 0-0 biter her maç, hayat da o şekil aslında. Ama işte tek fark var. 0-0 bitmemesi için kodlanmış hayat. O yüzden hata yapmak zorundasın.

En az hata yapanın kazandığı bir müsabaka bu. Kademeler arasında az boşluk bırakan. Takım halinde savunma yapan, takım halinde hücum yapanların kazandığı.

En iyi savunma hücumdur ya futbolda, en iyi savunma da saldırmak işte hayatta. Vurmak. Acımamak, acıtmak. Kanamamak, kanatmak. Kanırtmak.

O zaman kazanırsın bu anasınısiktiğimin maçını.

Hakemsizlik, hakimsizlik hakim. Kör dövüşü, Kar dövüşü… Ana bacı sövüşü…

Neyse, ne diyordum. Aslında çok bir şey demedim şu ana kadar. Bundan sonra da diyebilecekmişim gibi gelmiyor.

Demem heralde. Pasif direniş içinde geçsin bu yazı. Kimseyi acıtmadan, kanatmadan kelime kurmak mümkün mü? Mümkünse deneyelim.

Değilse de, yapcak bir şey yok. Aranızdaki en zayıfı kanatacağım. Onu kafakola alıp, sıra sıra yumruklayacağım istemsizce. Öyle kodlamış amınakoduklarım!

Ortalama bir insanın kendini ortalama bir insan olarak hissetmesi çok mümkün değil bugünlerde. Eskiden şu ortalama halimle kendimi özel bile hissederdim oysa. Nasıl bir cüretkarlık, nasıl bir özgüvenmiş.

Artık öyle değil. Olduğundan daha da önemsiz, daha da kişiliksiz, daha da karaktersiz hissetmen gereken günler yaşıyoruz. İnsanlığın ortak bilinci bunu emrediyor. Sen de sorgulamadan uyuyordun bu verilen emirlere.

Emrin nereden geldiğinin bir önemi de yok. İnsanlığın ortak bilinci onu emrediyor, yazılı olmayan toplumsal kurallar bunu. Devlet teşekkülleri de geri kalan her şeyi. Yani Sosyal Güvenlik Kurumu mesela, maaşının 35%’ini kesiyor. Bu da bir nevi emir. Uyuyorsun. Gerçi emretme gereği bile duymuyor ama emretse de uyacaksın. O yüzden üzerine konuşmak gereksiz.

Sonra misal gece 10’dan sonra tekel bayisiinden bira almaman emrediliyor. Daha doğrusu o tekel bayisine bira satmaması emrediliyor. Uyuyorsun. Sen uymasan tekel bayiisi uyuyor. O uymuyorsa da polis çöküyor tepesine.

Trafikte araç kullanmak için ehliyet alman emrediliyor. Uçağa binmek için check-in yapman, teflon tavaya metal çatalla dokunmaman, elektriğini lüzumsuzsa söndürmen emrediliyor.

İyi bir menemen yapmak için domateslerin kabuğunu soymayı emrediyorum ben de!

Bu kadar emrin arasında bir de utanmadan, arlanmadan, sıkılmadan, bira şişelerine alkol dostunuz değildir yazıyorlar. Kim lan benim dostum? Kim bu anasını siktiğimin dünyasında benim dostum? Tamam alkol değil, olmayıversin de kim?

Belli değil.

Oysa ben iktidar olsam mesela bu ülkeye. Bira şişelerine alkol dostunuz değildir yazmam. Yazdırmam. Çağırırım sağlık bakanımı, derim ki siktirmeyin lan çehrenizi, kaldırın şu yazıları… Efendim kem küm çekerse de bakanlar kurulunu toplarım hemen.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı’ından tut, Milli Savunma Bakanı’na kadar hepsini çekerim karşıma. Bu Sağlık Bakanı olacak dallama da orda tabiii. Derim ki, lan karaktersiz ibneler, ben miyim bakanlar kurulunun başkanı? Evet efendim sensin, ee o zaman havanız kime lan orospu çocukları? Kime tatava yapıyorsunuz lan mesnetsiz özgüven denizinde boğulmaya namzet ahlaksızlar ordusu?! Siz kimsiniz lan çapsız köpekler?!

Sinirimin sebebini anlamazlar önce tabi. Yani Sağlık Bakanı olacak yavşak anlar mevzuyu da, diğerleri anlamaz. Ben de derim ki, “Bakın şimdi, iyi dinleyin beni… Bir, bira şişelerindenki “alkol dostunuz değildir” yazısı kalkacak. İtiraz edenin anasını sikerim!

Susar bunlar. Başka çareleri yok çünkü. Çünkü siz bilmezsiniz, bu yalnız başına önüne mikrofon uzattığınızda egolarından geçilmeyen ibnelerin ruhunu bilirim ben. Bensem bunların başı, yüzlerine ana bacı sövsem ses çıkaramazlar. Çıt çıkmayacak lan burda derim. Çıt çıkmaz.

Maliye Bakanı hanginizdi lan diye sorarım. Bir tanesi çıkar benim sayın başvekilim der. Sen kimsin lan derim. Cevap vermesine fırsat vermeden onuruyla, haysiyetiyle oynarım. Ezilir bu karşımda.

Kaç para vergi topladın lan bu ay derim. İşte misal 45 milyar topladım der bu. Kaçı alkolden, sigaradan diye sorarım. Hemen tetkik ettireyim diyip müsteşarını aramaya kalkar. Köpürürüm, siktirtme müsteşarını kaç para lan söyle derim.

Hık, mık, galiba 5 milyarı tekel ürünleri der. Haaa, o zaman sen ne biçim maliye bakanısın lan ibnenin evladı derim, topladığın verginin nerden baksan %10’unu hiç bir bok yapmadan salmışsın alkol içene, sigara içene derim. Bu mu yani şimdi maliye bakanlığı? Böyle mi oluyor bu işler derim.

Çıt çıkaramaz. Sigaradan, alkolden aldığın vergiyi iptal ettim piçin evladı derim. Sus şimdi otur yerine.

Bu kadar. İptal ederim.

Milli Savunma Bakanı’na zorunlu askerliği kaldır derim. Bak bakalım o vatan borcu diyen gariban Anadolu çocuklarının kaçı gelecek gönülü askerliğe.

Kültür Bakanımım kimdi benim derim, hayatında bir kez Dostoyevski okumamış, Kafka okumamış, Roma İmparatorluğu kimdir nedir, ne işi varmış bu topraklarda bilmeyen bir tana cahil çıkar karşıma. Sayenizde benim efendim der. Senin ben zürriyetini sikeyim, tipini sikeyim derim.

Siktir git kovdum seni bakanlıktan derim. 3 yıl sonra genel seçimler var. 3 yıl boyunca roman okuyacaksın, her Cuma bana özet hazırlayacaksın derim. Her ayın 28’inde masamda Anadolu medeniyetleri ile ilgili bir tane bilimsel çalışma görücem, görmezsem senin şu onursuz yüzünü sikerim der çıkarım bakanlar kurulu toplantısından.

Ben de bu şekiş bir başvekilim amına koduğumun dünyasında. Zoruna gidenin anasını sikerim!

dea

2004'ten beri FasulyedenKom sitesinde yazıyor. Bekar. Karşı cinse düşkün. Şişman ve çirkin.

Başvekil Günleri ve Şu Siktiğimin Hayatına Dair…” üzerine yorum

Yorumlar Kapalıdır.