Bu yazıyı 10 kişeye “forward”layın

Geçen gün gazetede internetin 15 yıldır hayatımızda olduğunu okudum. İnternetin bizim hayatımıza getirdiği yenilikler saymakla bitmez ve bu yeniliklerin yararlarından kimse şüphe edemez.. Ama ben daha çok bizden götürdüklerine değineceğim. Teknoloji inanılmaz bir hızla gelişiyor. Artık işten-okuldan arta kalan hatta uykumuzdan feragat ettiğimiz zamanları “son model” arabalarımızla trafikte, akıllı robotlarımızla, artık işlevlerini ve kendini fazlasıyla aşmış cep telefonlarımızla harcıyoruz.

Sanal dünya gerçek dünya karşısında hızla öne geçiyor ve bu dünya hukuksuzluğu, sınırsızlığı ve uçsuz bucaksız bir özgürlüğü de beraberinde getiriyor. Öyleki; normalde vasıfsız, eğitimsiz -insan olma vasıflarından yoksun kişiler için bile bu dünyada herzaman yer var, hem de en iyi mevkiiden!

Bize zaman kazandırma amacıyla hayatımıza sokulan ve çeşitli provoke ve reklamlarla vazgeçilmez, olmazsa olmaz, çok önemli ihtiyaç olarak gördüğümüz teknolojik aletler bize zaman kazandırmanın yanında kendilerine esir ediyorlar ve herzaman daha teknolojiği (daha iyisi?), daha küçüğü, daha hızlısına ihtiyaç duyduğumuza bizi inandırıyorlar.

Bir yerden sonra aslında ihtiyaç duymadığımız şeyleri almazsak kendimizi eksik hissediyoruz. Zaman kaybını önleyeceğini düşünerek aldığımız her şey, bize kazandırdığı zamanı vermek yerine bizi aslında gereksiz olan başka uğraşlar ve daha çok aletle dolu başka bir hayat kurgusunun kölesi haline getiriyor.

Peki biz, bizi kuşatmış olan tüm bu teknolojiyle ne yapıyoruz? Tüm bunların hayatımıza etkisi ne?
Okuldan-işten döndüğüzde derin dondurucudan çıkardığımız veya -her zaman- daha çok zamana ihtiyacımız olduğu için gittikçe azalan dakikalarda pişirebildiğimiz hazır yemeklerimizi yiyoruz.

Televizyonları evlerimizin baş köşesine yerleştirdik; bizleri eve yorgun döndüğümüzde bir parça eğlendirsinler, “dünyayı ayağımıza getirsinler” diye.. Ama onlar günde 3-4 saatimize el koyup bizim düşünme ve fikir üretme yeteneğimizi körelterek, duygularımızı sömürerek ve gün geçtikçe ahlaksızlığın sınırlarını, aptallığın çapını genişleterek bizi sırtımızdan bıçakladılar.

Bilgisayarın başına geçince kalkamıyor, oturduktan sonra başka ses duymuyoruz. Bilgisayar artık pek çok kişide sigara ve alkol gibi bağımlılık özellikleri gösteriyor.. İnternet kafelerde toplanıp bize son model silahları öğretecek, şiddete yöneltecek ve bizi daha da yalnız hissetirecek oyunlar oynuyoruz.

Başka insanlarla ortak kurduğumuz hayattan, beraber yaşadığımız insanlardan birkaç kelimeyi esirgerken veya onlara karşı fazla sabırsız ve sinirli davrandığımız halde sanal dünyada samimiyetten çok uzak, anlamsız sohbetlere saatlerimizi verirken düşünmüyoruz bile. Oysa eskiden başka seçeneğimiz yokken yüzyüze yapılan muhabbet, elle yazılmış bir yeni yıl kartı çok daha anlamlı ve değerli idi. Şu an ise herhangi bir yerdeki her istediğimiz kişiye ulaşabiliyoruz ve konuştuğumuz şeylerin anlamsızlığına bakın?

Ne zaman birbirimizle ilgileneceğiz, ne zaman insan gibi davranmayı öğreneceğiz veya bu davranışlarımızı kullanmak için aslında gerçek dünyanın gerekliliğini farkedeceğiz?

Bu yazı da bir maile eklenip ilgiliye gönderilecek ve internette sohbetlere devam edilecek, belki televizyonun karşısına geçilip sızılacak. Bu yazı sadece benim beynimin “kuşatılmamış, kurtarılmış bölgesinden” internet ve teknoloji ile kaybettiklerimize dair bir çığlıktır.

Bu yazıdan sonra geri kafalı olduğumu düşünürseniz sizi yadırgamam, ama şunu söylemeden de edemeyeceğim: Tarih boyunca hayatımıza eklediğimiz her teknolojik yeniliğin hayatın özünden bir parçayı tedavülden kaldırdığını düşünüyorum..