Çalınan Tarihimiz

Avrupa’nın tarihi dokusuna ve bu dokunun korunmasına hayranlık duyduğunu söyleyerek kendini tarih bilimci edasında gösteren, dışarı çıktığı zaman da Unkapanı kemerlerin trafiği yoğunlaştırdığını düşünen bir toplumun evlatlarıyız. Atalarımızdan bu yana maalesef ki övündüğümüz, kökenimizin kanıtlarını yağmalayarak ya da çaldırarak heba etmişiz. Nerden ve nasıl geldiğini bir türlü anlamadığım “ben” merkezli toplumumuz kendi tarihlerini, adlarını satmakta bir sıkıntı duymamış ve vatana ihanet etmişlerdir.

Özelden genele vardığımız takdirde ise devletin de bu varlıklarımıza sahip çıkmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Tabi burada imam-cemaat ilişkisini aklımıza getiriyoruz hemen. Tarihimizde altın harflerle yer alan Hamidiye, Yavuz ve Mahmudiye zırhlılarını, Kurtuluş Savaşı’nda ki Bandırma Vapuru’nu para kazanma amaçlı olarak hurdaya satan bir devletin fertlerinden daha duygusal olmalarını bekleyemeyiz. Savaş kazanmamış bir askeri aracın bile sergiye konulduğu Avrupa’ya nispet yaparcasına Balkan Harbi’nde Akdeniz’i birbirine katan Hamidiye Zırhlısını jilet yapan bir zihniyetler bütünüyüz.

Tabi biz her ne kadar delalet hatta hıyanet içinde olsak da bu işin asıl sorumlularını da bilmemiz gerek. Avrupa ve Amerika’da zengin müşterileri olan hazine korsanları için de bizim ülkemiz deniz derya durumunda. Bu deniz deryadan sadece tek bir örnek vermem gerekecek yoksa yazı bitmez. Detayını kaynaktan söyleyeceğim eski hazinemizin adı Heroon*. Demre yolu üzerinde ki bu tarih Avusturyalı arkeolog ve filolog August Schönborn tarafından gerekli izinler alınarak (!) Viyana’ya götürüldü. Ve eserin küçük bir kısmı Viyana Sanat Tarihi Müzesi’nde sergilenmekte. Geri kalanı da Allah’a emanet şekilde çarşaflar içinde depoda bekletiliyor. Depoda kalan bölüm konuşabilseydi kim bilir neler derdi eski hemşerilerine?

Etrafımız yeniden çevrelenmiş, herkes yeniden topraklarımızı paylaşır olmuş aralarında. Bizi ele geçiremedikleri için şimdi de tarihimize el uzatmışlar ve bunda da çok başarılılar. Yazı Fuzuli ile bitsin istedim “Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil. Çektiğim alamı bir ben bir de Allah’ım bilir.”

*Heroon: Bir anıt mezar olup 22×26 metre boyutlarında duvar yüksekliği 3 metre olan bir avludan oluşmakta idi. Duvarlarında 211 metre uzunluğunda çift sıra halinde frize vardı ve üzerine altı yüzden fazla figür işlenmişti. Savaş figürlerinin ağırlıklı olduğu bu kabartmaların bir kısmında Troya savaşı da canlandırılmıştır.

BİLGİ KAYNAĞI NTV TARİH MART SAYISI SAYFA 45

Çalınan Tarihimiz” üzerine 11 yorumlar

  1. Alfredo, bu Demre konusunda emin misin? Ben duymamıştım bunu daha önce. Gerçi medeniyet beşiği, cennet vatanım Likya’nın her bir yerlerinden tarih fışkırdığı için, normal 🙂

    O Avusturyalı arkeologa aracılık eden, yardım ve yataklık eden Sivaslı değilse, ben de hiçbir şey bilmiyorum. Adamlar Likya medeniyeti düşmanı resmen…

  2. Senin memleket açıkhava hazinesi ama kaymağını yiyenler avrupalılar 🙂

    “TRYSA (Gölbaşı): Gürses Köyünden Kaş’a 15 km kadar gidildiğinde Trysa yakınlarına gelinir. Yoldan 10 dakika kadar yaya gidilince Trysa antik kenti kalıntılarına ulaşılır. Bugün kentte görülecek eserlerin başında, Akropolün güney tarafında yer alan kent surları ile bir Heroon vardır. Burada ayrıca bir tapınak kalıntısı, birçok lahit dikkati çeker. Ancak kentin en önemli anıtı Trysa Heroon’udur.

    Kayalardan oyularak meydana getirilen bu anıtmezar, saygın bir aileye aittir. İÖ 4. yüzyıla tarihlenen bu anıtmezarın çevresi kabartma resimlerle süslenmiştir. Trysa kabartmaları olarak ün yapan söz konusu kabartmalar bugün Avusturya’daki Viyana Müzesi’nde sergilenmektedir. ”

    http://www.rehberantalya.com/eski_antalya/kekova.asp

  3. Bence ulkedeki tarihi miras, kaderleri Turklere birakilmayacak kadar onemli. O yuzden ulkeden kacirilan tarihi eserlere “maalesef” oyle cok uzulemedim…

  4. O konuda haklı olabilirsin zaten yazımdada belirttim ama bu kabartmaların sadece küçük bir kısmı sergileniyor burda heba olması daha iyi sanki

  5. Tamam bildim, Gürses köyü çok ilginç bir yer. Demre Kaş arası’nda, sen o masmavi Akdeniz’den uzaklaşırken, böyle bir sıcak, kurak, garip bir çöl havası… Çöl değil ama… Çiyanlar, kertenkeleler, kayalık alanlar… Bin bir türlü “ne işi var lan burda” dediğiniz kalıntılar… İnanılmaz…

    Konu açılmışken hepinize bir gün Likya yolunda yürümenizi öneririm arkadaşlar. Alın çadırınızı, tulumunuzu… Olympos’tan başlayın, Fethiye’ye kadar… Yürüyün…

  6. Ne dışarı çıksın, ne de burada çürüyüp gitsin. Ha deniyorsa ki “Ortası yok” Bu ayıp alayımızındır, susup oturalım. Elin İtalyanı geliyor. Küçükyalı’daki tarihi mekanı çevirip Arkeolojik Park yapıyor ama belediyenin hazretleri orayı ziyarete kapatıyor. Bir tabela “Küçükyalı Arkeoloji Parkı” Yalandan kim ölmüş?

    Herifçioğulları kütüphane kapattı İstanbul’da aylarca. Atatürk Kütüphanesi’nde alıntı oluyordum görevliye sövdüm diye bu yüzden. Az bile yaptım. Az bile yapıyoruz. Sinirlendim yine. Neyse…

  7. Aferin dea, hic “gelin de misafirim olun, bir ayranimi bir cayimi icin” deme sakin. Anca tulumla gelin, cadirla gelin…
    Sonra Sivaslilar Likyalilari niye sevmiyor…

  8. British Museum’un bir kati komple Anadolu’dan gitme. Nemrut’ta sadece heykelleri birakmislar, onlari neden goturmemisler onu da anlamadim. Koca bina boyundaki anit mezarlari nasil tasimislar onu da anlamadim gerci. Ben de cok sikayetci degilim gerci, Nemrut’ta ancak 2 sene once korunmaya alindi heykeller. Insanlar uzerine ask siiri yaziyor, heykellerin kafasindan hatira tas kopariyordu. Badem biyikli muze mudurlerini kalintilara Allah yazacagina gitsin dursun British Museum’da sapasaglam. Bilimadamlari ilgileniyor en azindan, raziyim ben de tosun gibi.

  9. Hem British Museum u gördüm. Nemrut, Efes ne var ne yok götürmüş adamlar. Helal valla. Nemrut a millet güneşin doğuşunu batışını izlemeye gidiyor şimdi. Bir de heykellerin önünde salak salak pozlar. Ama yine de görülmesi lazım. Aynı zamanda Mardin bölgesi de gidilip görülmeli derim. Şaka maka seyyah gibi gezmişim lan ben.

Yorumlar Kapalıdır.