Karabiber Duası

Gözlerini yine araladı usulca. Gözlerini camdan ışık düşen omzuma dikti. “Burada ne yazıyor?” diye fısıldadı. Sesi yorgundu. “Bir dua…” dedim kısa kestirip. “Ne duası?” diye üsteledi.

Karabiber duası…” dedim, “Uyu artık, yorgunsun…

Gözleri kapandı, solukları yavaşladı. Yüzüne baktım. Uyuyakalmıştı. Huzurluydu…

Ben ağladım…

Güzel Abim Benim Bee!

Telefonun şarjı can çekişiyor! Bitmemesi lazım. Hiç sırası değil ama cidden hiç değil.

Haber bekliyorum bol bol. Gelecek habere göre ordan kalkıp şuraya gitmek lazım, hem bilmem kimle bilmem ne üzerine konuşacağız, kaldı ki onun şuna ödeyeceği para benim hesabıma geçmedi, biraz daha gecikirsem şusu da arar birazdan. O aramadan ben aramalı ve durumu izah etmeliyim. Onun buna taktığı çok sıfırlılardan bilmem kaç tane eksiltme talebimize de bu gün cevap vereceklerdi. Sıfır demişken bunun şuna ödemesi lazımdı. Zorla kalaylatacak kaç oldu hala aramadı. Akşam toplantısını kaçta yapacaktık lan biz?

Hah şükür sıcaklarda geldi. Çok güzel geçecek bu yaz. Mis mis.

Zor attım kedimi dostların ofisine. Bir umut şarj aleti bulmak ama bir bardak soğuk kola da gizli emellerimden biri tabi. Çok geçmeden getirdi abla kolayı. Yaşa var ol. Facebook tan mesaj atalım. Kapalı ama ulaşılması lazım gelen telefonlara inat iletişim kurabilirim belki bu sayede. Bi yandan da ana sayfaya göz atıyorum. Ulvi’ nin paylaştığı bir video çarpıyor gözüme. Sanırım dün de görümüştüm ama neden ilgimi çekmeden transit geçmiştim tıklamadan bilemedim. Neyse Ulvi ise matrak bi şeydir garanti. Hem Mesut Bahtiyar’ dan geliyorsa daha da güzel.

Öyle olmuyor ama işte.

“Günde kaç ekmek yiyorsun” ile başlıyor diyalog. Yüz kasları gülmeye şartlanmış bekliyor. “2,5 da kola içiyorum.” sözüyle kalıyor ama surattaki ifade. İnanılmaz derecede samimi saf bir söylenişi var çünkü. Anında görüntüdeki amcanın yüzüne odaklanıyorum. Güleç yüzüyle tam bir uyum içinde gülen, pozitif üstü pozitif enerji saçan gözleri var.

“Nerede kalıyorsun? ”

Peşi sıra sayıyor. İçlerinden bazıları flaşlar patlatıyor zihnimde. Yemin ederim. “Kira 140 bi oda, ana, baba yok işte o kadar…”, vurucu soru geliyor.

“Evli misin?”

“O yok işte. Olacak. İnşallah.” Ah be güzel abim. Daha bi aydınlanıyor yüzü. Birazdan nefes almadan küfür edeceğim muhabir, inceden başlıyor dallamalıklarına. “İki tane yediğine göre”, “Ne ile yiyorsun”, cevabı basit ama yüzünde güller açıyor canım abimim “katık, matık, peynir…” anlatıyor çorbasını, çamaşır da yıkadığını. Bu dünyanın bu insanı muhabir çekiyor fişimi “tam bir ev hanımısın” ulan diyorum. Bozma işte ahengini, yapma, yapma ulan!!! Bolca şükrediyor abi. Dallıyor yine “bizim bir tanıdık var onunla evlendirsek olur mu?” klasik moron bi cümle. Ya sabır. Mutlu ulan işte! Neyle geçiniyorsun şu bu klasik salvolar. Adam çözmüş işte sana ne, belki bulacak kendisi gibi saf mutluluğu ekmek arası peynir misali bir ruh eşi. Ne diye zorla çıkarıyorsun beni girdiğim trans halinden hem. Bak nerdeyse ben de mutluydum. Senin var ya… Bi küfür daha koyuyorum ama en sağlamından. Videonun sonun da bi “iyi oldu” diyişi var ki gırtlağıma düğümleniyor burum burum buruyor içimi. Güzel abim umarım umut bağlamadın bu dallamanın bir tanıdığım var lafına.

Kalan son sarjıyla çalıyor telefon. 20 Dk sonra toplantı var. Şişli’ ye gel…