Ölüm Üzerinden Siyaset Yapalım

Türkiye gibi kaderciliğin, biat etmenin, dizini kırıp oturmanın makul; sorgulamanın, şikayet etmenin, hesap sormanın, “yeter” demenin ise hainlik sayıldığı bir coğrafyada yaşıyorsanız, kitlesel ölüm haberleri izlemenin asla sonu gelmiyor.

Herhalde gelişmiş bir ülkenin ortalama bir vatandaşına son bir kaç yılda yaşadıklarımızı anlatsak, yani nasıl desem, kaçakcılık yapan köylülerin savaş ucakları ile bombalandığını, patlayıcı yüklü araçların ilçe merkezlerinde, hatta başkentlerde patladığını, ülkenin en büyük kentinin en işlek caddelerinde doğalgaz patlamaları olduğunu, zorunlu askerlik görevlerini yerine getiren 20’li yaşlarındaki askeri tecrübesi olmayan gencecik çocukların cephane patlamasında paramparça olduğunu, ülkenin en büyük ve muhtemelen en çok para kazandıran tersanesinde hemen her gün bir kaza yaşanıp tersane işçilerinin 3’er, 5’er öldüğünü, yine ülkenin en büyük şehrinin en kozmopolit ve işlek meydanına komşu küçücük bir parka yapılan hafriyat müdahalesini engellemek için sokağa çıkan barışcıl eylemcilere yapılan hayvani müdahalelerin tırmandırdığı olaylarda gencecik çocukların kah silahla, kah gaz bombası fişeği ile, kah sırf göstericiler hükümeti eleştiriyor diye delirip aracıyla gösterici ezen partililer tarafından öldürüldüğünü söylemeye kalksak mesela, adam der ki “siz nasıl bir lanetin tesiri altındasınız böyle?” Daha Fazlasını Oku

Kötü Hayatlar, Kötü Yaşamlar, Kötü Ölümler…

Bu sitede yazdığım yazıların en az yarısı gibi başlıyorum buna da: Genel halet-i ruhiyemin tesiri, özellikle son birkaç haftadır hayatımın ne kadar saçma, boktan ve olması gerekenin çok çok uzağında olduğunu düşünüp kendimi depresyona sokmaya çalışıyorum.

Sigarayı mesela, sanırım daha fazla içiyorum. Alkolle arama koyduğum mesafeler yerle bir. Sağlıklı beslenme gazına gelip bir-iki gün kadar salata ve diyet bisküvileri yedikten sonra yine fast food’a, dürümlere, tostlara, poğaçalara geri döndüm mesela.

Evet, benim şu kıymetli “hayatım” çok kötü… Depresyona mı girsem? Daha Fazlasını Oku