Federasyon İdare Etti Ama Muhalif Spor Medyası İdare Edemedi!

Şike soruşturmasında takındıkları tavır nedeniyle öncelikle gazetem Birgün’ün spor servisi ve diğer spor medyasında  yer alan bilumum politik-futbol zevatıyla ilgili içimde olanca tepki birikmişken, gazetemi hırpalamamak(!) adına susmayı tercih etmiştim.

Ancak, 17.08.2011 tarihli Birgün’ü okumak için elime aldığımda, artık bir şeyler yazmanın zamanı geldi diye düşünerek başladım bu satırları karalamaya. Türkiye Futbol Federasyonu’nun şike soruşturmasıyla ilgili aldığı kararı yorumlayan “Federasyon İdare Etti” başlıklı ön sayfa haberinde yer alan; ”Türkiye Futbol Federasyonu(TFF), önceki gün verdiği kararla ülke futbolunu içine sürüklediği şaibe çemberinden kurtarmak yerine, futbola büyük paralar yatıran sermayedarlar derdine deva olmak adına bir karar aldı” satırları, üzerine birkaç kelam etmeyi gerektiren sorunlu ifadeler olarak zihnimde belirdi.

In Dubio Pro Roe

Öncelikle, Fenerbahçeli bir sosyalist olarak gazetem Birgün’ün spor servisindeki arkadaşların şahsında tüm muhalif futbol yazarlarına temel hukuki prensiplerle ilgili birkaç hatırlatma yapmakta yarar var. Burjuva hukuk düzleminde de olsa genel olarak insanlığın, özelde toplumsal/sınıfsal mücadelelerin kazanımı olan bu prensiplerin belki de en başat olanı, Latince“in dubio pro reo” (şüphe sanığa yarar) ifadesidir. İfadenin kendisinden de anlayabileceğimiz gibi; bir suça konu yargılamanın içinde, suçun faili olduğu iddia edilen sanığa ve işlediği iddia edilen suça yönelik en ufak bir şüphe bile varsa bu yargılama sürecinde sanığın lehine bir durum yaratır. Ve iddia makamı olan savcılık yalnızca sanığın aleyhine olan delilleri değil, aynı zamanda sanığın lehine olan delilleri de toplamakla yükümlüdür. Soruşturmayı yürüten savcılık, emniyet ve jandarma gibi kolluk kuvvetleriyle tek bir vücut gibi çalışmaz. (Bkz. Emniyet Genel Müdürlüğü 06.07.2011 tarihli, “Süper Lig’de ve 1. Lig’de 19 maçta şike ve teşvik faaliyeti gerçekleştiği tespit edildi” açıklaması )

Ayrıca, Prof.Dr. Kadir Cangızbay’ın Birgün Gazetesi’nde yayımlanan 13.08.2011 tarihli “Erdoğan’ın Aparatçikleri” başlıklı yazısında da ifade ettiği gibi; bizzat Stalin tarafından (1 Aralık 1934) tarihinde formüle edilmiş olan, neyle suçlandıklarının ve suç delillerinin sanıklardan gizlenmesi iddia makamına sınırsız bir serbestlik sağlamaktadır. Uzun süren tutuksuz yargılama süreçleri de sanıkların üzerinde ciddi bir devlet terörü estirmektedir.

Devrimci Karargah, KCK, Ergenekon gibi kamuoyu ve biz sosyalistler tarafından yakından takip edilen davaların –en azından- yürütülüş biçimine, en temel hukuki ilkeleri yerle yeksan eden yönlerine ilişkin onlarca yazı, makale, söyleşi, tepki ortadayken şike soruştumasındaki benzer yaklaşımları görmemenin nedeni biz sosyalistler açısından ne olabilir?

Özel yetkili savcı Zekeriya Öz tarafından başlatılan, bavul taşımaktan kolu yorulmuş acar muhabir Mehmet Baransu servisleriyle zenginleşen(!), yandaş medya (bkz. 04.07.2011 tarihli “Savcı 90’a çaktı” manşeti / Taraf Gazetesi) tarafından yürütülen bir propoganda sürecine alet olunmasa bile zımni destek olmanın nedeni biz sosyalistler açısından ne olabilir?

Birgün Spor Servisi ve tüm muhalif spor medyası emekçileri, şike soruşturmasında “gizlilik kararı” ortadayken, hangi somut delilleri görmüşlerdir ve hükümlerini  neye dayanarak vermişlerdir? Sanıklara savunma hakkı tanınmadan, deliller görülmeden, konuyla ilgili hukuki süreç nihayete ermeden Türkiye Futbol Federasyonu’nun nasıl bir karar vermesi arkadaşları rahatlatacaktı? İleride mahkeme tarafından suçsuz bulunma olasılığı olan bir spor kulübünü şimdi ligden men etmenin telafisi mümkün müdür?

Özel yetkili savcılar eliyle yürütülen, suç delillerinin ve neyle suçlandıklarının sanıklardan gizlendiği, polis tarafından servis edilen görüntüler ve medya marifetiyle sanıkların itibarsızlaştırıldığı bir soruşturma süreci, gerçekten Birgün Spor Servisi’ni veya muhalif spor yazarlarını rahatsız etmiyorsa ortada ciddi bir sorun(umuz) var demektir.

 Gerçek Bir Hesaplaşmanın Zemini

Kuşkusuz, yukarıda ifade edilen düşüncelerden; bizim soruşturma konusu insanların değer yargılarıyla, dünya görüşleriyle, yaşam perspektifleri ile uyumlu birer insan olduğumuz, şike ve teşvik benzeri endüstriyel futbolun doğal birer sonucu olan suçları meşru gördüğümüz sonucu çıkartılmamalıdır. Tek bir farkla, o da basit bir operasyon sonucu belli başlı kişilerin derdest edilmesiyle “temiz bir lig”e sahip olunamayacağının da bilincindeyiz. Birgün’de diğer bir çok gazetede ifade edildiği gibi federasyonun mahkeme sonucunu beklemesi sonucu Süper Lig’in müthiş bir arınma fırsatından mahrum kaldığını düşünmüyoruz mesela…

Evet futbol da kapitalizmden nasibini yüküyle almış bir alandır. Taraftarların müşteri olarak kodlandığı(ne yazık ki en çok Fenerbahçe tarafından), ortaya ciddi miktarda rant açığa çıkaran, endüstriyel bir “sektör” halini almış futbol ,kapitalizme içkin her türden dejenerasyonu da içinde barındırmaktadır. Aksi eşyanın tabiatına aykırı olurdu. Eşyanın tabiatı gereği böyle olması, tabi ki bizim bunları veri kabul ederek kanıksamamıza yol açmamalı.

Futbol kültürünün yaratıldığı yer olan tribünlerden başlamak kaydıyla futbolda endüstriyel kültüre direnmek ve direndiğimiz ölçüde alternatif öbekler yaratmak elimizde. Ülkemizde de yeterli sayı ve kitlesellikte olmasa da muhalif tribün oluşumları mevcuttur. En azından onların şike soruşturmasındaki açıklamaları ve yaklaşımları dikkate alınmış olsaydı, “Ergenekon sürecinde Taraf” pozisyonuna düşmeden ve genel ilkelerimizle, hayata bakışımızla çelişmeden sığ tepkiler vermezdik…

Saygılarımla,

 ULAŞ YILDIRIM

Federasyon İdare Etti Ama Muhalif Spor Medyası İdare Edemedi!” üzerine yorum

  1. Benim gibi düşünen bir çok insan vardır muhtemelen, şu süslü solculuk cümleleri ve kendini üstün görme yüzünden soldan soğuyor toplum. Şu çok basit “masumiyet karinesinin ayaklar altına alınmasını” ya da “operasyonun siyasi olduğunu” propaganda olarak kullanmayı bile beceremedi muhalif medya ya da muhalif siyasiler. Çok basitti aslında. Ama yok, illaki o süslü ve içinde olmazsa olmaz “kapitalizm, sermaye, ezilen halklar” gibi süslü solcu kelimeleriyle dolu cümleleriyle olayın yine offside pozisyonunda kalıyorlar.

    Biz de biliyoruz endüstriyelleşen futbolun bizlere ne acılar verdiğini, biz de yaşadık 90’ların stadyum atmosferini, biz de giydik sokaktan alınan formayı.. Bunları eleştirmek için, bu kadar bariz bir konuda solculuğa yapmaya gerek yok. Yazı sahibinin de dediği gibi, onlar başka platformlarda, başka şekillerde çözülebilecek dertler. Cepheyi geniş tutmak sadece savaşacağın düşman sayısını çoğaltır. Bizlerin bu zamana kadar hiç bir zaman yetmedi gücü tüm cephelerde savaşmaya. Bırakalım, o kavgayı her zaman veririz ama şu an durum farklı, şu an kavga daha büyük. Adalet, hak, hukuk diye yazı yazan insanların şu operasyon içindeki hukuksuzluklara bu kadar Fransız kalması gerçekten komik ve şahsım adına üzücü.

Yorumlar Kapalıdır.