Neye Yansak? Kime Sövsek?

İki gündür, Soma Katliamı hakkında yazı yazmak istiyorum. Ama yazamıyorum. Elim gitmediğinden, yüreğim elvermediğinden değil. İçim yanıyor, içim kanıyor; ama içimdekileri dökmezsem de rahatlayamam. Yazmam gerekiyor.

İlk gece yazmaya niyetlendim. Olay tam bir facia. Göz göre göre gelmiş bir katliam aslında. Maden kazası falan değil, az bir bakınca nasıl bir katliam olduğunu görüyor insan. Göz göre göre bile değil, insanın gözüne soka soka gelmiş bu katliam. Bağıra bağıra gelmiş. Ama tam yazacakken, öyle bir bombardımana tutuluyorum ki internette okuduklarımla, elim ayağım titriyor sinirden. Bir de umut var insanın içinde, yüreğini titreten o umut, dilsiz dualarla bekliyorsun ya içeridekilerin kurtarılabileceğini düşünerek iyimserlikle terbiye etmeye çalışıyorsun ya nefsini… İşte o duygularla bekledim biraz daha; belki ağıt cümleleri değil de şükür cümleleri yazarım diye.

Ama işte ondan sonraki gün başlayan olaylar zinciri, işi çığrından çıkardı. Hangisini nasıl yazacaksın ki? “Çizmelerimi çıkarayım mı” diye soran ürkek madenciyi mi yazacaksın? Avcundaki kağıtta oğlundan helallik isteyen madenciyi mi? “Mahmut’un eşi hamileydi, beni bırakın onu çıkarın” diye ağlayanı mı? Televizyonda her gördüğün madenci yakınında, kendini onun yerine koyup ciğerinin alev alev yandığını mı yazacaksın?

İsyan edeyim diyorum, bu sefer de neye isyan edeceğine şaşırıyor insan. 15 gün önce sırf muhalefet partisinden geldi diye Soma hakkında komisyon kurulmasını reddedenlere mi söversin? Yoksa bunu utanmadan muhalefet meclis gündemini tıkamak istiyor diye savunana mı? CHP’nin bu önerisini canlı yayında azarlar bir ifadeyle aşağılayan üstelik de kağıt üzerinde Manisa’nın milli iradesini temsil ettiği iddia olunana mı? Devlet tarihinde kendi yönetimindeki madenlerdeki “kaza”lardan bile esirgenip de özel bir şirketin madenini cansiperane savunan hükümet üyelerine mi? Madenciler ölür, ne var bunda diyene mi? Bunu derken 200 yıl öncesinin madenci ölümlerinden örnek vererek alenen bizimle dalga geçene mi? Ölen madencilerden bir yandan şehit diye bahsederken diğer yanda laf arasında ex diye geçiştirebilecek kadar kafası karışık “muhafazakar ahlak” timsallerine mi? İki lafından birinde bu yola kefenle çıktık diye övünüp de, üç sıra koruma ordusunun arkasından halkın arasına karışabilen “bu milletin evladı”na mı? İki özel tim polisinin ellerini kollarını tuttuğu adamı yerde tekmeleyen “errrrkek parçası” başbakan müşavirine mi? Yoksa tarihimizde ilk kez bir başbakanın vatandaşını önce kendisi yumruklayıp sonra korumalarına linç ettirdiğine mi? Ya da şu kadar saat geçmiş olayın üstünden; siyasi istikballeri uğruna kimler öldü, kimler yaralı gerçekleri bir türlü açıkla(ya)mayanlara mı?

Ya hepsini geçtim; maden sahibi şirketin, bu saat olmuş bırakın bir özür dilemeyi, daha bir başsağlığı bile dileyememiş olmasına mı şöyle ağız dolusu bir küfür etsem?

Çok şey demek geliyor içinden, çok söz var dilimin ucunda ya diyemiyorum gene. Utanıyorum, susuyorum…

(Çizimi sosyal medyada gördüm, sahibini bilen varsa haber etsin izin isteyelim kullanmak için…)