Ölüm Üzerinden Siyaset Yapalım

Türkiye gibi kaderciliğin, biat etmenin, dizini kırıp oturmanın makul; sorgulamanın, şikayet etmenin, hesap sormanın, “yeter” demenin ise hainlik sayıldığı bir coğrafyada yaşıyorsanız, kitlesel ölüm haberleri izlemenin asla sonu gelmiyor.

Herhalde gelişmiş bir ülkenin ortalama bir vatandaşına son bir kaç yılda yaşadıklarımızı anlatsak, yani nasıl desem, kaçakcılık yapan köylülerin savaş ucakları ile bombalandığını, patlayıcı yüklü araçların ilçe merkezlerinde, hatta başkentlerde patladığını, ülkenin en büyük kentinin en işlek caddelerinde doğalgaz patlamaları olduğunu, zorunlu askerlik görevlerini yerine getiren 20’li yaşlarındaki askeri tecrübesi olmayan gencecik çocukların cephane patlamasında paramparça olduğunu, ülkenin en büyük ve muhtemelen en çok para kazandıran tersanesinde hemen her gün bir kaza yaşanıp tersane işçilerinin 3’er, 5’er öldüğünü, yine ülkenin en büyük şehrinin en kozmopolit ve işlek meydanına komşu küçücük bir parka yapılan hafriyat müdahalesini engellemek için sokağa çıkan barışcıl eylemcilere yapılan hayvani müdahalelerin tırmandırdığı olaylarda gencecik çocukların kah silahla, kah gaz bombası fişeği ile, kah sırf göstericiler hükümeti eleştiriyor diye delirip aracıyla gösterici ezen partililer tarafından öldürüldüğünü söylemeye kalksak mesela, adam der ki “siz nasıl bir lanetin tesiri altındasınız böyle?”

Evet, biz nasıl bir lanetin tesiri ile acı, kan, gaz, ölüm ekseninden kurtulamıyoruz diye kafa yormaya devam ededuralım, her kitlesel ölümün ardından hesap sorulacak bir merci ararken karşımıza yıkılması imkansız gibi görünen bir barikat olarak dikiliveriyor: “Ölüm üzerinden siyaset yapmayın!”

Bunu sadece hükümetin başı ve bakanlarının ya da havuz medyalarında kulaç atan haysiyet yoksunu ideologlarının ya da sosyal medyada kendi besledikleri troll’lerin söylediğini de düşünmeyin. Bu yukarıda saydığım “stratejist” kitlenin her dediğine sonsuz bir güven ile biat etmeye meyilli koca bir güruh var sokaklarda. Bir tanesine dün yemek yediğim büfenin yan masasında rastladım. Dinlememek için özel gayret sarfettiğim Soma maden felaketi ile ilgili sohbetlerinin bir yerinde, sanırım getirilen eleştiriler için verilecek cevap bulamadığı için, yeni Türkiye diye anlattıkları Tayyibist rejimin sokak milisi olmaya meyilli olduğu her halinden belli genç adam söyledi. “Ama abi ölüm üzerinden siyaset yapıyorsunuz, ayıptır”

Ölüm üzerinden siyaset yapmak. Ne demek istiyor olabilirler diye kafa yormalı mıyız sahiden? Yani TSK’ya bağlı bir askeri kışladaki cephanelik patladığında ölen 20 yaşındaki çocukların hesabını “ölüm üzerinden siyaset yapmadan” kimden sormamız gerekiyor?

Dış politikaları nedeniyle el-Kaide’ciler ile doldurdukları Reyhanlı’da bomba patladığında mesela, kimi müsebbih bellemeliyiz? O bombayı patlatan El-Kaide’yi karşıma alıp neden yaptın demem mi gerekiyor?
Tek müşterisi devlet olan ve çıkardığı her bir gram kömürü devlete satan, ek sözleşmelerle, ihalesiz işlerle milyarlarca TL’lik ciro yapan, devlete satacak kömür çıkarmak için 800’e yakın madenciyi yerin birkaç kilometre altına gönderen şirketin madeninde meydana gelen patlama ile 300 madenci can veriyorsa mesela, “bu adamlar neden öldü” sorusunun sorulacağı kişi kimdir?

Bu örnek özelinde “şirkettir” şeklinde bir cevap veren çıkar belki. Ki tepkilerin hükümet üzerinde toplandığını anlayan Tayyibist stratejistler ve havuz medyası olayın tek sorumlusunun, 15 sene önce Koç Holding’in taşeronluğunu da yapan (bunun özellikle söylenmesi bir gazetecilik kuralıymış gibi) şirketi olduğunu söylemeye başladılar.

Lakin soruyu sormaya yanlış yerden başladığınızda, cevabı da yanlış yerde arıyor ve en nihayetinde yanlış bir sonuca varabiliyorsunuz.

O gün o vardiyada çalışan 800 madencinin iş ve can güvenliğini devlet dururken, yerin kilometrelerce altından kömür çıkartan, çıkarttığı kömürü devlete satan, daha çok kömür çıkartabilmek için yerin mesela 500 metre altını değil de, 1000 metre altını hedefleyen; bir vardiyada örneğin 200 değil, 500 değil, 800 madenci istihdam eden bu şirketin iyi niyet, iyi kalplilik ve insafına bırakmak ne derece akıllıca olur? Devlet, bizatihi kendisi, tam da bu işi yapabilsin diye organize edilmiş bir yapı. Şirketler kendilerine emeklerini kiralayan bu insanları göz göre ölüme gönderemesin diye var o devlet.

Ve o madende ölen insanlar, tıpkı şanslı oldukları için ölmeyen diğer madenciler gibi, tıpkı yaşadıkları ülkenin her gün kendilerini öldürmek için kurduğu tuzaklara yakalanmamak için çaba harcayan tüm diğer yurtdaşlar gibi belirlenmiş bir takvim çerçevesinde devleti yönetmesi için bir siyasi partiye yetki veriyor.

Güçlü bir devlet dediğiniz şey, tam da o madencilerin ölmemesi için gerekli azami tedbirleri şirketin insafına bırakmamış devlettir. Bu devleti bir siyasi parti yönetiyorsa, devletin yapması gereken görevi, yani en temelde insanların yaşam hakkını sağlayamaması siyasi bir tartışmanın konusu olabilir.

Hayır, olabilir de değil; olmalıdır. Nokta.

Ben madencilikten anlamam, siz de elbette anlamak zorunda değilsiniz ancak devlet anlamak zorunda. Benim haberlerden anladığım kadarıyla, maden ocaklarında yaşam odaları olma zorunluluğu olmayan 3 ülke var. Pakistan, Afganistan ve Türkiye. Dolayısıyla şirket sahibinin basın toplantısında önce var, sonra yok dediği, en sonunda da yasal olarak yapmak zorunda değilim dediği yaşam odalarının yasal olarak konulması gerekip gerekmediğine karar veren ve Türkiye’yi bir konuda daha Afganistan ve Pakistan liginde konumlandıran siyasi iktidardır.

Ya da Reyhanlı’da El-Kaide’nin bomba yüklü araç patlatamaması için gerekli tedbirleri almak, Roboski’deki kaçakçıları savaş uçakları ile bombalamak yerine yakalayıp adli bir vaka olması sebebiyle mahkeme karşısına çıkarmak da siyasi iktidarın işidir.

Tersane çalışanlarının, inşaat işçilerinin, madencilerin hayatta kalabilmesi için gerekli tedbirleri almak da, anayasal hakkı olan protesto yürüyüşüne katılan vatandaşının polis tarafından katledilmemesini sağlamak da…

İlkokul çocuğuna anlatır gibi anlatıyorum ama, bir sebebi var. Çünkü anlamıyorlar. Anlamamak için özel gayret sarfettikleri her hallerinden belli olan bir kin, nefret ve vicdansızlıkla bezenmişcesine anlamıyorlar.

Bu yüzden “Ölüm üzerinden siyaset yapıyorsunuz” eleştirisine cevap, “hayır yapmıyoruz” değil, inadına, üstüne basa basa, bağıra çağıra “Evet, ölüm üzerinden siyaset yapıyorum!” olmalıdır. Hepimiz yapalım ki bunca ölüm karşısında çaresizce dua etmekten fazlası olsun elimizde.

dea

2004'ten beri FasulyedenKom sitesinde yazıyor. Bekar. Karşı cinse düşkün. Şişman ve çirkin.