Yarın 15 Ağustos

4 aydan fazlası oldu Cumhurbaşkanı “Tarihi fırsatı kaçırmayalım” diyeli. Öyle bir anda, spontane… Deyiverdi… Ne yaparsak kaçacak, nereye kaçacak bilmediğimiz gibi, bu tarihi fırsatın ne olduğunu da bilmiyoruz. 4 aydan fazla oldu, adı önce Kürt açılımı sonra Demokratik açılım kondu. Hala ne açılımı olduğunu, ve bilhassa kimin, ne kadar açılacağını bilmiyoruz. Sadece üstten birkaç düğme mi? Yoksa komple, anadan üryan mı?

Cumhurbaşkanı tarihi fırsat diyor, o ne diyorsun çıt yok, sırıtıyor; Başbakan Kürt açılımı diyor, o ne diyorsun çıt yok, kızıyor; İçişleri Bakanı birileriyle görüşüyor, açılıma destek istiyor, ne ki o diyorsun çıt yok, kekeliyor.

4 aydır, bu ülkenin en büyük sorunlarından birisi olan, tüm diğer sorunlarında da neredeyse müsebbihi olan terör konusunda fırsat, açılım, tarihi, kaçmaz, demokrasi diye lakırdı ediliyor, çalıştaylar kuruluyor, binbir tane kelam, tantana… Yuvarlak cümleler dışında daha tek bir mantıklı cümle duyamadık.

Yarın 15 Ağustos 2009. Şemdinli baskınının 25.yılı. Aynı zamanda dönemin başbakanı Turgut Özal’ın “bir avuç çapulcunun işi” deyip Antalya sahillerine tatile gitmesinin de…

Şemdinli baskınının 25. yılında İmralı’da yatan Abdullah Öcalan avukatları aracılığıyla kendi açılımını anlatacak, 4 aydır kulağı Cumhurbaşkanı, Başbakan ve İçişleri Bakanı’nda olanlar artık terörist başını dinleyecekler. Ee tabi Cumhurbaşkanı, Başbakan ve İçişleri Bakanı da…

– Tayyibim aç bakayım şu televizyonunun sesini, neymiş bakalım bu açılım…
– Oğlum çok heyecanlıyım lan, sonunda öğreneceğiz galiba…

Bu adamlar politikacı, iyiler de, sağlam oy topluyorlar. Ancak devlet adamlığı başka bir şey. Devlet, adam, devlet, adam, devlet, adam… Yok olmuyor, devlete koyuyorum, almıyor; adama koyuyorum, dolmuyor…

dea

2004'ten beri FasulyedenKom sitesinde yazıyor. Bekar. Karşı cinse düşkün. Şişman ve çirkin.

Yarın 15 Ağustos” üzerine 5 yorumlar

  1. Valla birkaç sene öncesine oranla söylenmesi, konuşulması mümkün olmayan şeyler konuşuluyor. Bu bile önemli bir gelişmedir kanımca. Artık bu iş bir çözüme, ciddi bir çözüme ulaştırılmalı. Bunun için de bugüne kadar konuşulmayanların konuşulması, söylenmeyenlerin söylenmesi lazım. Somut öneri sunanlar da var ayrıca. Yaşar Kemal’in güzel bir röportajı vardı geçenlerde Radikal’de örnek olarak. Benzer yazıları da gördük gazete sütunlarında.

    Süreçten açıkçası umudum var. Tabii ki akp kendi menfaatine alet edecektir bu süreci. Ama mümkünse mhp şöyle bir köşede dursun. Aynı şekilde chp de salt anti-akp’cilik yapacaksa gölge etmesin lütfen.

    Zaten bu mantalitede giderlerse sandığın dibinden bile çıkamayacaklar.

  2. Esen rüzgarların aktörleri daha bi netleşince benim de fikirlerim daha bi netleşecek. Şimdilik çok karamsar değilim diye bilirim.

    Bu açılım hadisesi farklı cenahlarda farklı umutlar da filizlendirmiyor değil hani.

    Geçenlerde en geç 2 seneye kadar kesinleşmiş hapis cezasının öznesi olacak bir vatandaş beni aradı. Bir iki samimiyetsiz “nasılsın? hububat fiyatları da aldı yürüdü haaa” tarzı hoş beşten sonra, direk konuya “Af çıkacak mı?” şeklinde girdi.

    Zati alileri çektir, özellikte karşılısız çektir konusunda müptezel bir isim olduğundan, dimağımdan taze çek bilgilerini “Ne affı a.k! Yine halt yiyolar mecliste! Ulan iki dakka da boş bırakmaya gelmiyor! Erkle aktif siyasate mi soyunsam lan acaba, ceylan derisi koltuk pişik yapar mı? yauv Ankara’dan da nefret ederim gerçi, prim olayı var mıdır acaba?..vs” tarzı düşünce silsilesi ile geçirdikten sonra,

    “Hayırdır Zamazingo Bey, çek kanunundan mı bahsediyorsunuz? Hapis cezası filan?” diye sordum.

    “Yok ” dedi “çek kanunu değil hani açılıma gidiliyor ya ikinci adımı genel af olabilirmiş. Öyle bir durumda acaba karşılıksız çek suçunu da dahil ederler mi acaba bir bilginiz var mı? diye merak ettim” deyu verdi. Lan ne alaka a.k? Ben mi kanaat önderiyim bu işin? diye düşünmeye fırsat kalmadan, aslında hükümetin basın sözcüsü gibi yusyuvarlark hatlı cümleler kurmak istememe rağmen sanırım çok kaptırmışım dertli dayı “oh Altar Bey, içimi rahatlattınız vallahi” diye kapattı telefonu?

  3. Bir yandan igor beye katiliyorum, diger yandan sirf Altar efendiye katilmamak icin ben karamsarim demek istiyorum.

    Bu AKP’nin politikalarini kim belirliyor merak etmeye basladim. Olayi genis gor, Amerika’daki abileri falan diye cevaplarla gelmeyin bana hemen, bahsettigim sey bunlarin politikalarini yoneten bir halkla iliskiler uzmani oldugu. Politikalarin sekillenmesi Thatcher ve Reagan’in izledigi yonteme benziyor. Dikkatli okuyucuysan politikalari degil politikalarin sekillenmesi dedim, biraz aciklayayim. Bir kere Thatcher ve Reagan politikalari artik batiyi ve bizim gibi batici devletleri yonetmeye baslayali cok oldu, yani dune kadar yoktu bunlar ama AKP getirdi gibi bir iddiam yok. Bu donemde hem Thatcher hem Reagan buyuk resim, toplum falan birak bu isleri herkes bir bireydir prensibi ile yola cikip adamlarina bir takim bireylerle toplantilar yaptiriyorlar. Ornegin bir adamlari 20 kisilik ogrencileri, diger adamlari 20 kisilik ev hanimlarini topluyor, bu sekilde toplumda sinifladiklari herkesin ihtiyaclari nedir, biz ne dersek bunlar bize oy verir diye arastiriyorlar. Herkesin gonlune gore vermiyorlar ama gonlune gore konusuyorlar, sonra senelerce bu politikalar iktidarda kaliyor. Hatta rakipleri bakacaklar olmuyor 90’larin basinda tum geleneksel yontemlerini birakip ayni seyleri yapmaya basliyorlar. Clinton ve Tony Blair bu sekilde iktidara geliyor. Bu tepeden bakinca gayet mantikli, toplumu anlamak icin toplumun hucrelerine bakip politika uretiyorsun. Yalniz bireylerin derdi evimde bir de cocuk odasi olsun, parfume cok para gidiyor, tv’de maclar sifresiz yayinlansin gibi seyler oldugu icin bu tur soylemler uretip secimleri kazanmak mumkun oluyor ama cozum sunan politikalar pek mumkun olmuyor. Yani bizi toplayip dertleriniz nedir diye sorsalar sokakta yatan evsizler var ya da gunde 15 saat calisip 5 dolara calisanlar var demeyiz, kredi karti borcum iflahimi kesti falan deriz, onlar da ona gore politika uretip sunar sana.

    Iste AKP’nin yontemini de buna benzetiyorum. Disaridan mantikli gorunen, senelerdir dile getirmekten biktigimiz gercekleri politika olarak bize sunuyorlar ama ici ne kadar dolu? Gerci Turkiye’de Kurt yokturdan Kurt sorunu yoktura, oradan Kurt sorununu nasil cozerize evrildigimiz icin bu bile bir gelisme ama cozum ne? Kurt sorununun Turkiye’nin genel demokratiklesme sorunundan soyutlanip ortada olmayan bir pakete Kurt Acilimi adini vererek muazzam bir halka iliskiler politikasi yurutuyorlar. Yukarida anlattigim Thatcher-Reagan politik sekillenmesi ile benzerligi bu. Alimli bir sekli olan, paril paril parildayen bir paket ama ici bos. Hala 301’den adam yargilayan, kanser olan mahkumlarin olume terk edildigi, ortada mahkemesi olmayan davalarin suclulari diye insanlarin senelerce hapiste tutuldugu, porno-yasak-sakincali diye binlerce sayfanin sansurlendigi, polisin cani sikilinca adam dovdugu hatta oldurdugu, ben elime silah almam diyenlerin gunlerce iskencelerden gecirildigi, darbecilerin anayasayla korundugu bir ulkede en temel insan haklari ve demokratiklesme saglanmadan Kurtlerin ugradigi haksizliklar nasil engellenir? Bu paket bunlari saglamayacaksa Kurtlere ne gibi bir rahatlik, hak, iyilesme saglayabilir? Yok bunlari saglayacaksa paketin adi neden Kurt acilimidir da insan haklari veya demokrasi acilimi degildir?

    Karamsarim ben. Guzel isim bulmuslar, Kurt Acilimi. Isim reklamin yarisidir zaten, kalanini da halkla iliskiler uzmanlari hallediyor, ici bombos bir paket. Bu noktaya gelmek bile bir seydir ama seydir en fazla, baska da bir derde derman degildir.

Yorumlar Kapalıdır.