Skip to content Skip to sidebar Skip to footer

Dünya Kupası Son 16 Tahminleri

Değerli kardeşlerim, 64 maçlık Dünya Kupası 2014 heyecanının 48 maçını geride bırakmanın ve son 16 elemelerine başlamanın heyecanı içerisindeyim. Buradan sizin nezninizde gruplardan çıkarak dünya kupası son 16 oynama hakkı ele eden tüm dünya ülkelerini en kalbi duygularımla selamlıyorum. Dünya Kupası Son 16 maçları oynama heyecanını yaşayan Sao Paulo'daki kasap Pedro'yu, Santiago'daki öğretmen Salvador'u, Buenos Airesli doktor Ernesto'yu, Bogota'daki seyyar köfteci Juan'ı, Montevideo'daki eczacı Eduardo'yu, Paris'teki ressam Danielle'yi, Abuja'daki akaryakıt kaçakçısı Adebayo'yu, Berlin'deki rapper Karl'ı, Algiers'deki köktendinci Muhammed'i, Amsterdam'daki torbacı Daan'i, Mexico City'deki uyuşturucu karteli Miguel'i, San Jose'den sokak dansçısı Eduardo'yu, Atina'dan kardeşim Demetrios'u, Zürih'den kara para aklamacı Noah'ı, Brüksel'den diplomat Adelbert'i ve son olarak Utah'lı tüm redneck kardeşlerimi selamlıyorum.

Beşiktaş G​öztepe arası 19 dakika 25 saniyeye iniyor…

"Olm adamlar size Bizans diyor, sen niye dileniyosun ki bu adamlara, hem sarı-kırmızı" Başka türlü bir şey. Onlara da Gavur diyor/diyorlar. Belki bu "birilerinin bir şey demesinde" birleşiyoruz, belki kabul olmayacak duaların aminlerinde birleşiyoruz. Yazılışlarımız aynı, okunuşlarımız da aynı. Dillere pelesenk olmuş kaderlerimiz. Pezevenk olmuş kimileri, hayallerimizi satmışlar para karşılığı. Her şehirde ortak olan yerler vardır. Atatürk Mahallesi, Cumhuriyet Caddesi, İnönü Bulvarı, Manolya sokak, Kardeşler Gıda... Ama ondan öte aynı isimdeki semtler vardır. Bahçelievler mesela. 15 tane ilde Bahçelievler var. Ve ne komiktir ki, hiç birinde bahçeli ev yok. Çocukluğu tren istasyonlarının yakınlarında geçmiş biri olarak istasyon isimlerini ezbere biliriz. O yıllardan bilinç altlarımıza girmiş belki. 3 durak sonra Göztepe, baya bir durak sonra Güzelyalı.

2014 Dünya Kupası Tahmin Yarışması Başlıyor

Uzun uzun anlatmaya mecalim yok (17 saatlik bir mesaiden kendimi eve zor attım), Dünya Kupası Tahmin olayını zaten üç aşağı biliyorsunuz. Bir Fasulyeden klasiği. Detayları daha sonra iletirim. Şeytanınız bol olsun. Bol katılımcılı, bol goygoylu bir yarışma olsun. Kazanananı da bu vatanın bir evladı, kaybedeni de. İkilik olmasın yeter. Kurallar / Puan Mantığı:
  • Tahmin yapabilmek için siteye üye olmanız gerekiyor. Üye olmak için buraya; "üyeydim ama nerden hatırlıycam, 1 sene oldu girmeyeli" diyorsanız, hatırlatma için şuraya tıklıyorsunuz.
  • Maç başlama saatine kadar tahminlerinizi kaydetmeniz gerekiyor. Daha önce kaydettiğiniz tahminleri (yine maç başlamadan) değiştirebilirsiniz. Tüm tahminleri tek seferde girmek zorunda değilsiniz. Parça parça da kaydedilebilir.
  • Maçın skorunu doğru bilen (Skoru doğru bilmek demek = kim kazanıyor, kaç kaç kazanıyor doğru bilmek demektir) 10 puan; skoru değil ama kimin kazanacağını veya skoru değil ama berabere biteceğini bilen 5 puan alır. (Örnek verip sizi salak yerine koyasım geldi: A takımının 3-1 kazandığı bir maç için A:3 - B:1 yazan 10 puan, 1-0 yazan 5 puan alır. 2-2 biten maç için 2-2 yazan 10 puan, 1-1 yazan 5 puan alır.)

Engin Olmak

Pazar günlerinin daha güneşli olması tesadüf mü? Az çok tribün kovalamış adam bilir Pazar günlerinin nispeten daha güneşli olduğunu. Psikolojikse psikolojik, ona “Sunday” geyikleriyle gelinmezdi. O günlerde güneş bulutların arasında kalsa bile sokak röportajı kamerasına el sallayan peçeteci çocuk gibi sallar elini arada. Ya da huysuz meraklı amca olur; kırışık kırışık süzer, hare hare. Güneş doğmasa n’olur lan?! Beşiktaş’ın maçı var. Hafif kahvaltı, hızlı sindirilecek besin değeri yüksek gıdalar, biranın midede şişirmeyeceği tercihler. Pazarın kahvaltısı geç, birası erken başlar. Arkadaş da erken arar pazarları. Eğer araba sendeyse, maç da Olimpiyat Stadı’ndaysa anlarsın halden. Aceleye bağımlıdır pazarlar, herhangi bi’ pazartesiden daha pazartesidir aslına bakarsan. Pazar, pazartesinin maç öncesi son taktik antremanıdır. Hangi formayı giyse? İktidar bağlantılı takımla yapılan saha içi maç; klasik çubuklu. Olimpiyat’ın rüzgar panelleriyle dalga geçen Doğa Ana’ya inat bi’ de şişme yelek. Elemanlara da mesaj attı: “Eser orası üstünüze kalın bi’ şeyler alın.” Harun’un çocuksu inadını bildiğinden yedek yeleği almayı da unutmadı; dost canlısı. Köpeği kadar severdi Harun’u ama köpeği onu Harun kadar sevmezdi. Harun’a rol kesebilecek kadar az vakit ayırıyordu çünkü, köpek sürekli ensesinde.

Demir Yüzük

Vakt-i zamanında bir ay Kanada sürgünü yemiştim. Hemen çemkirme, "bir ay yurtdışında kalmışsın işte nesini beğenmiyorsun" diye, şartları anlatsam aklın çıkar. Ama sırf aklında canlansın diye ufak bir örnek vereceğim, kışın ortasında gittiğimden kelli, termometrede -30° C görmüşlüğüm var, ki ben normalde soğuğu seven bir insanım. Var sen düşün gerisini... Neyse, gündüz birlikte mesai yaptığımız arkadaşlarla iş çıkışı bir bara gitmişiz. Sohbet, muhabbet, goy goy derken gözüm masadaki Kanadalı gençlerin ellerine takılıyor. Tek tek görünce çok dikkatimi çekmemiş herhalde, ancak masada toplu halde görünce bir ürperme alıyor beni. Hemen hepsinin (yaklaşık bir sayı vermek gerekirse altısının birden falan) serçe parmağında ince bir yüzük var. Altın olmadığı belli, belki beyaz altın falan gibi, ama sarı altın değil. Üstelik taşsız, işlemesiz, dümdüz bildiğin yüzük. Şunun gibi bir şey işte:

Modern Grimm Kardeşler: Hanna Barbera

Çocukken bir ara, büyüyünce ne olacağımı soranlara çöpçü olacağımı söylermişim. Hikayesi de var, ben hatırlamıyorum gerçi ama, bir gün bebe aklımla çöpçülerin çalıştığı şartlara üzülürken yakalamış bizimkiler beni. Yaş 4 falan, ama sosyal bilinç ta o zamanlardan yüksek işte. Yazık çöplerle uğraşıyorlar serzenişlerime "Ama onlar bu işi yaptıkları için fazladan para alıyorlar" diye cevap alınca bende ne sosyal bilinç kalmış, ne de ezilen sınıfa duyulan hisler. Madem çöpçüler fazladan para alıyorlar, ben de büyüyünce çöpçü olup fazla para kazanırım diye dolanır olmuşum ortada. Kafaya bak, küçük hesapların kafası; yaş 30 oldu hâlâ o çemberin dışına çıkabilmiş değil. Bundan sonra dönem dönem farklı mesleklere meylettiğim oldu, ama ilkokul boyunca bir dönemler de bana büyüyünce ne olacağımı soranlara vermek istediğim cevabım hazırdı gene. Geçmiş zaman tabii; soran oldu mu, olduysa ben bu cevabı verdim mi bilmiyorum ama ilkoulda Hanna Barbera olmak istiyordum büyüyünce. O zamanlar memleketin 3-4 kanallı yıllarında, politikacıları falan saymazsak, tvde en çok gördüğüm isimler Fred Quimby ve Hanna Barbera'ydı. Neticede, o yaşlarda siyaset programlarına ilgim yoktu, ve o çocuk halimle televizyonda ilgimi en çok çekebilen yayınlar hareketli resimlerin olduğu anlardı.

Yeni yazilar neden ayagina gelmesin?