Abdülkerim Durmaz

Abdülkerim Durmaz’ı NtvSpor’da izledim. Hikeyeleri ve uslübu yıktı geçirdi beni.
Aşağıdaki de Radikal’de yıllar önce yayınlanmış ropörtajı.

İngiltere maçını sormak istiyorum bir de. Wembley’e ilk ayak basan Türk oyuncu olabilmek için otobüsten arkadaşlarınızla sahaya kadar yarıştığınız anlatılıyor…
O bir espriydi. Güzeldi, aradan 20 yıl geçti, hâlâ anlatılıyor. Ben böyle çocukluğumdan beri espri yapmayı, futbolcu terimiyle söylersek ‘b.k atmayı’ severim. Orada yaptığım da bir espriydi. Milli Takım, tarihinde ilk kez Wembley’de maç oynayacaktı. Düşün, kısmet bize nasip olmuş. Maçtan bir gün önceki ter idmanına giden otobüsten atlayıp sahaya doğru koştum. ‘Aya ilk ayak basan adam tarihe geçti, Wembley’e ilk ayak basan Türk olarak da ben tarihe geçtim’ dedim. O zamanlar Milli Takım hocası Coşkun Özarı’ydı. Onun çok hoşuna gitti. Bunu da, daha sonraki İngiltere maçları öncesi Coşkun ağabey anlatmıştı.

abdulkerim_durmaz_hayat_dergisi

O maçın atmosferi nasıldı peki?
Benim için o maç tabii ki önemliydi, çünkü çocuk sayılırdık. Şimdi dünyada birçok ünlü stat var. O zaman öyle değildi ki! Mesela çocukluğumu düşünüyorum, Wembley Stadı’nı hiç görmediğim ve bilmediğim için tuhaf bir şey zannediyordum. Bir de Maracana vardı bildiğimiz. Yani dünyanın en büyük statları bunlar. ‘Ben buradayım, işte Wembley ve yarın burada maç yapacağım’ diye düşününce insana tuhaf bir şey oluyor. Zamane oyuncularının dünyanın en büyük stadında oynamasının pek bir tatlılığı yok, çünkü Şükrü Saracoğlu da onlar gibi bir stat oldu. Bir de o zamanlar Wembley’de sadece milli maçlar ve İngiltere Federasyon Kupası finali oynanıyor. Diyelim ki İngiltere’de doğmuş vasat bir oyuncusun. Oynadığın takım finale yükselemiyor, sen de milli takıma giremiyorsun. Wembley’de oynamadan futbol hayatını sona erdiriyorsun. Bu nedenlerle Wembley’de oynamak hoş bir şey. Örneğin benim böyle bir özelliğim olmasa sen benimle röportaj yapmazdın.

O maçta iki takım futbolcuları arasında çok fark var mıydı?
Vardı tabii. Şunu kabul etmek lazım, İngiltere Milli Takımı’nın oyuncuları teknik açıdan olmasa da fiziksel açıdan bizden çok üstündü. Bunu, sahanın içinde ikili mücadelelerde hava topuna çıktığımızda hissediyorduk. Ama kabiliyet olarak bizden üstün değillerdi. Ben bizim devrimizdeki futbolcu kalitesinin şu anki futbolcu kalitesinden daha fazla olduğu görüşündeyim. Şu anda Aykut Kocaman kadar kaliteli bir santrfor göremiyorum ya da Rıdvan gibi bir forvet oyuncusu Avrupa’da bile yok. Yıldıray Baştürk’e bayılıyoruz değil mi? İlyas Tüfekçi’nin Almanya’dan ilk geldiği zamanları hatırlıyorum, o zamanki lakabı ‘Küçük dev adam’dı. Şimdi bu yeteneklerdeki oyunculara pek rastlanmıyor.

Şu Lineker olayı neydi? O maçta Lineker’ı tutma görevi sizindi.
İngiltere-Türkiye maçı Lineker’ın ilk milli maçıydı. Sonra dünyanın en büyük golcülerinden biri oldu. O zaman 18 yaşlarındaydı. Savunmada Raşit Çetiner’le birlikte çift stoper oynuyorduk. Coşkun ağabey maçtan bir gün önce bizi çağırdı. İngiltere’nin iki forvet oyuncusunu tutmamızı söyledi. Biri Hateley ki, o zaman çok ünlüydü. Raşit ağabey zaten stoper oynayan bir futbolcu, ben stoper değilim ama. Takımımda libero oynayan bir futbolcuydum. Adam markajı falan pek yapmadım, yapamazdım da zaten. Bursalı Sedat da, o zaman Milli Takım kaptanıydı, libero oynayacaktı. ‘Lineker denen genç bir çocuk var, onu hiç bilmiyoruz, yarın da zaten ilk defa oynayacak, onu sana vereyim, sen onunla baş edersin’ dedi Coşkun ağabey. Meğerse adam sonradan dünyanın en büyük golcüsü olacakmış, ne bileyim. Çıktık, 5-0 kaybettik, gollerin üçünü o attı. Ben de iyi tutmuşum demek ki! Ondan sonra adam dünyanın en büyük golcüsü oldu.

Maç içerisinde “Lineker’ı gördünüz mü” diye sorduğunuz anlatılır hep. Bu hikâyenin aslı neydi?
Olayları hayal meyal hatırlıyorum. Maç içerisinde dağılmıştık, baskı altındaydık. Ha bire gol yiyoruz, bir de benim tuttuğum adam atıyor. Onu tutmak için mücadele veriyorum, o ara yoruldum herhalde. Kornerde adam paylaşıyoruz, ben artık kimseye bakmıyorum, takılmışım Lineker’ın peşine. Zaten adam adama oynadığım için beni başka hiçbir şey ilgilendirmiyor. Kornerde ceza sahası içerisinde karambol oluştu. Ben bunu o ara kaybettim. Daha doğrusu markajımdan kurtuldu. Orada Raşit ağabeyle karşılaşmışız, ona sormuşum. Bana bunu maç sonrası anlatıyorlar. Raşit ağabeye sormuşum ‘Ya, Lineker’ı gördünüz mü, nerede bu herif?’ diye, o da ‘Arkalara gitti’ demiş. Böyle olmuşsa eğer gerçekten komik.

Maç bitti, forma değiştireceğiz, ben de maç içerisinde Lineker’a giderek ‘Formamızı değiştirelim’ dedim. Adam maçtan sonra gündeme geldi, bütün kameralar adamın başına toplandı. Adamı şöhret yaptım bir yerde. Ben onu iyi tutsam, gol atamasa kameralar ona gider miydi? O da bana ‘Bekle, röportaj yapıyorum, formayı sonra alırsın’ dedi. Soyunma odasına gittim. Arkadaşlara ‘Görüyor musunuz, herifi dünya futboluna kazandırdım, bana bekle diyor’ dedim. O maçtan sonra adam dünya kupalarında, Avrupa kupalarında gol attı, ismi duyuldukça Fenerbahçe’de arkadaşlar ‘Seninki gene Arjantin’e atmış’ diye bana takılıyorlardı. O gün ben iyi oynasam belki de adamın futbol dünyasında böyle bir yeri olmayacaktı. Boş adam değil, ama hayırsız.

Maçtan önce kraliyet ailesi de sahaya inmişti galiba…
Evet öyle bir törenleri oluyordu. Filmlerde görüyorduk biz. Herkesle tek tek tokalaştılar. Şimdi böyle bir şey yok. ‘Futbol maçında böyle şey olur mu’ diye düşünüyorsun. Tabii otomatikman mağlupsun 1-0. Soyunma odasına bir giriyorsun 2-0, duşlar falan. O zaman Türkiye’de öyle değildi ki. İnönü Stadı’na Beşiktaş’la maç yapmaya gidiyorduk, çoğu zaman yıkanmadan dönüyorduk. Bir bakıyorduk su soğuk veya akmıyor. Bizim şimdiki Fenerbahçe soyunma odasını görüyorum. Ne kadar değişik! O zamanki Wembley de öyle işte. Bir giriyorduk soyunma odasına, havuz var, küvet var, normal duşlar var. Ben mesela maçtan sonra üçünü de kullandım! Mutfak gibi bir bölüm vardı soyunma odasında. Eldivenli, kravatlı bir adam çay yapıyordu. O zamanlar garip şeyler bunlar. Sen bunları düşünürken 3-0 oluyor zaten. Bence bunlar çok tatlı anılar. Biz göremeyeceğiz tabii ama bundan 50-60 yıl sonrası futbolun nereye gideceğini, statların, topların nasıl olacağını bilen var mı?

Şu an Türkiye’de stili size benzeyen oyuncu var mı?
Defans oyuncusu olarak yok. Bazı takımlar liberolu, bazıları ise dörtlü tandem oynuyor. Ancak kendime benzeteceğim oyuncu bulamıyorum. ‘Benim kadar iyi oyuncu göremiyorum’ anlamında değil bu. Stili bana benzeyen oyuncu yok. İyi futbolcu olduğumu söyleyemem belki ama top tekniğimin üst düzeyde olduğunu söyleyebilirim. O zamanlar beni farklı kılan buydu. Defans oyuncularının topu bam-güm dışarı vurduğu bir dönemde, ki hâlâ öyle, ben çok müsait bir topu kornere vurmaktansa kaptırıp gol yedirtme taraftarı bir oyuncuydum. Seyircim heyecanlanırdı, ‘Ulan atsana taça’ derlerdi, atmazdım. Çalımı, bacak arasını atardım. Kaptırıp gol yedirdiğimiz de olurdu. Şimdi topu defanstan alıp ileri çıkan oyuncu görmüyorum. Artık adama giren, topu bir an önce uzaklaştıran oyuncular var. Mesela milli takım kaptanı Bülent, bazen bizim orta sahanın orada topla buluşuyor, ileri 40 metrelik falan 5-6 tane pas atıyor. Bu paslardan 4 tanesi doğrudan rakip kaleye gidiyor, diğerleri de kaleciyi aşıp auta çıkıyor. Ben 20 yıl top oynadım, öyle bir şey yapmadım. Türkiye’de defans oyuncularının birçoğunun top tekniği gerçekten çok düşük. Galatasaray’da Popescu vardı. Adam ağırdı ama niye methediliyordu? Topla ilişkisi iyi olduğu, ayak içini iyi kullanabildiği, pasla çıkabildiği için. Şimdilerde oyuncular ‘Aman ileri vurayım, gol olmasın’ düşüncesinde. Benim jenerasyonumdakiler bana ‘Niye erken bıraktın?’ diye soruyor. Benim gibi oyuncu modeli kalmadı. Mesela Sergen’e bakın. Sahada hiç oyuncuya benzemiyor, Avrupa’da göbekli oyuncu kalmadı. Ama çok kaliteli bir oyuncu. Üst düzey bir sol ayağı var. Seyrederken insana zevk veriyor. Ben de işte öyle bir oyuncuydum.

Abdülkerim Durmaz” üzerine 2 yorumlar

  1. Ben de izledim, samimi ve içten bi abimiz, en son demirsporda hocalık yapmış.

Yorumlar Kapalıdır.