Fasulyeden Muhabbetler – İlk Konuk: Dea

Öncelikle röportaja başlamadan bazı flu noktaları aydınlatmak istiyorum, size neden çirkin diyorlar? Vücudunuzda güzel bulduğunuz yerleri sıralar mısınız?

Çirkin olduğum için olabilir mi? Hem güzellik dediğin nedir yani? Vücut filan bunlar boş işler. Bak Behlül’e on numara, lokum gibi çocuk da noluyor? Yengesine askıntı… Halimden memnunum valla. Ömrümün hiçbir noktasında dış görünüşüme önem vermedim, “aman iyi görüneyim” gibi dertlerim olmadı. Vücudumda değil de, kendimde güzel bulduğum tek şey budur herhalde. Her konuda olduğu gibi, bu konuda da düsturum “Koy götüne, rahvan gitsin”

Blog Ödülleri için onlarca tanımadık insana oy için yarandığınız iddialarına ne diyorsunuz? Hatta caddeajanı’nın siz olduğunuz ve rekabeti çekici kılmak için böyle bir plana başvurduğunuz söylendi Dahke tarafından. Ne diyeceksiniz?

Dahke önünden yesin önce… Mevzuya gelince; itiraf etmek gerekirse hakikaten orada epey çirkinleştim. Lakin, işte yola çıkış amacımız (burası off the record) yapmak idi. O yüzden kontrolsüz bir çaba harcadığım, makyavelist davrandığım doğrudur. Olmayınca olmuyor tabi, amaçladığımız şeyi yapamadık. Ee yapamayınca da ne yazık ki 7 gün, 5 yıldızlı otelde, her şey dahil tatili ben kullandım. Çok üzgünüm. Çok da kral bir tatil oldu haaa… Deniz, kum, güneş, bol bol alkol, bol bol yemek… Misler gibi… Teşekkürler Blog Ödülleri, teşekkürler Letoonia, teşekkürler Fethiye…

Siteyi takip eden herkesin malumudur Altar ile olan atışmalarınız. Arka planda sitenin beyninin kendisi olduğunu ama sizin ondan rol çalmak istediğinizi anlattığını sanırım siz de biliyorsunuz. Bu bilgiler ışığında kendisi hakkındaki düşüncelerinizi alabilir miyiz?

Altar mı beyin? Güldürmeyin ne olur. Adam 65 yaşında hala devlet sanatçısı diye maaş alan balerinler gibi. Bir tuğla koymuşluğu yoktur buraya. Gel gelelim, mevzu laklak etmek, eleştirmek olduğunda eline kimse su dökemez. Mahalle karıları gibi… Orgeneral bir havası var malum. Sanıyor ki o olmasa Fasulyeden olmaz. Biz de idare ediyoruz işte, napalım, yaşlandıkça aksileşiyor.

Devamlı bir Ankara’ya gidip geliyorsunuz, ne var bu gezilerin arkasında kuzum?

Cumhurbaşkanı ile haftalık görüşmelerim var. Ona gidiyorum. Sonra Başbakan arıyor “Aşk olsun, Ankara’ya geliyorsun haber vermiyorsun” diyor. Hoop oraya yemeğe… İçim bayılıyor, deliriyorum sıkıntıdan. Yatsıyı kılıp çıkıyorum köşkten, Genelkurmay hemen trip yapıyor, ee tabii dengeleri korumak lazım. Karargah’ın bahçesinde mangal filan, rakılı bir toplantı yapıyoruz. Andaçlar, gizli planlar derken işte… Haa bir de Ankara’da hoşlandığım bir kız var. O da bana karşı boş değil gibi… Onla da görüşüyoruz bazen… Denk gelirse…

Fener tribünü sette sizi özlüyor. Fiesta’lar eski fiesta değil, onlar da endüstriyelleşti. Sizin yerinize gelenler ya köse ya kaşları ayrı. Hep bir şeyler eksik kaldı. Dönmenizi sağlamak için ne yapmalıyız?

Bak bu sıkıntılı bir soru oldu biraz. Şimdi benim tribünlerde olduğum son zamanlar, bilirsin, sıkıntılıydı. Kimse keyif almıyor, sanki bir alışkanlıktan maçlara geliyor gibiydi. Ee ben de işte sette bir şeyler yapmaya çalışıyorum da, olmayınca olmuyor. Bir de camia içi omurgasızlıkları ve diğer insanların bunları ne kadar doğal karşıladığını görünce bir şekilde soğudum işte. Aynı dönemler kişisel hayatımda da ciddi değişiklikler oldu. İş, güç filan… Zor dönemlerdi. Ama şimdilerde tribün eski güzel günlere döneceğinin sinyallerini veriyor. Elbette bir gün olur, döneriz geri… Özlüyorum elbette. Fiesta performanslarını zaman zaman çok alakasız yerlerde sergileyip ben de yad ediyorum o eski günleri. Geçen, bir abimizin düğününde, boğazın ortasında, teknenin işte, neyse adı en yüksek yerinde fiesta yapıyordum. O derece yapıştı üstüme bu mevzu 🙂

4 kap yemek 50 kuruş diye 8 yıl boyunca üniversiteyi bitiremediğiniz koridorlarda konuşuluyor. Akşamları da “sunumum var proje yapıcam” ayağına içeri girmeye çalışırken güvenlik kameralarına yakalanmışsınız kaç kereler. Öğrencilikten anladığınız bu mudur?

Onlar yalan ya… Okulla aram hiçbir zaman iyi olmadı. Yemekhanesi de bok gibiydi ayrıca. Öğrencilikten ne anladığımı da bilmiyorum da, bir bok anlamadığım çok net ortada sanırım. Geçelim bunları…

Başınızda bir sağlık sorunu olduğunu biliyoruz. Başınızda dediysek de kıçınızdakini kastettik. Üşengeçliğinizden hastaneye gitmiyorsunuz ve okuyucularınızı çok üzüyorsunuz. Ege şivesiyle “kıl bu, dönev dönev duvuu.” mı diyorsunuz yoksa?

Hahaha… Ulan iyice gıcıklaştın… Ya o mevzu da bir garip, şu bahsettiğim “koy götüne” düsturu var ya, onun dile gelmiş hali… Kıl değil, alem-i erbah dönse, su akacağı yolu bulur. Ben bunu bir sağlık sorunu olarak değil de 15-20 gün rapor alarak, ense yapma aracı olarak görüyorum. Ama işte mi kullansam, askerliğe mi saklasam, bilemedim henüz.

İş dünyasındaki canoğlan’la yaşadığınız macera hala şirketlerin forumlarında fw: çok komik diye gönderiliyor. Neydi o dönem be şimdi geriye dönüp bakınca diyor musunuz?

Öncelikle; kendisinden 3. tekil şahıs olarak bahsedenlerden nefret ederim. Belirtmeden geçemeyeceğim. O dönem kapital dünyaya bakış açımı şekillendirmesi açısından çok önemli idi. Ama yalan bir şekillendirmeymiş tabi… Ben o an sandıydım ki, iş, güç, çalışmak filan çok keyifli. İşte de evde ense yapar gibi takılıyorsun, tek farkın boxer yerine pantolon giyiyorsun ayağına. Ha bir de evde havuz yok, işte var. O kadar. Dedim ne güzelmiş ya hayat… Kapitalizm o kadar da kötü değilmiş… Ama işte sonra o güzel rüya bitti. Büyük ihtimalle senin müdüre “5 yıldızlı kerhane açsak ne para kazanırız di mi müdür bey” diye sormanla bitti. Ordan da bir kinim var sana…

Avcılar’daki evinize daha bir kişiyi bile ziyaretçi olarak almamışsınız. Yalandan ev sahibi hikayeleri uydurup orda yaşıyorum intibası uyandırıyormuşsunuz. Gerçek kimliğinizi açıklamanın vakti geldi mi nedir?

Diyene bak a.k. Ya Avcılar’dayım hakikaten de, kaldığım evle ilgili sorunlarım var. Sevmiyorum orayı. Bir türlü de kendi evimmiş gibi sevemedim. Belki onla alakalıdır. Gerçi eve giren çıkanlar oldu ya, abartma sen de. Altar bile geldi aslında. Hatta bir pazar sabahı İkitelli’den kalkıp gelmişti, sonra beni alıp Üsküdar’a götürmüş, sonra da İkitelli’ye geri dönmüştü. Şmdi anlatınca ilginç gelmiyor aslında da ben o gün anlamıştım bu adamın normal olmadığını. Neyse, evim herkese açık. Eli boş geleni sokmam içeri.

Dünya turunda öncelikli olarak gezmek istediğiniz yerler neresidir kardeşim. Gerçekçi olması gerekmiyor yeter ki hoş sebepleri olsun.

Ya biliyor musun dünya turu gibi bir şey aklımın ucundan geçmiyor. Lakin Balkanları filan görmek güzel olabilirdi sanki. Arnavutluk, Bosna… Çok klişe olacak biliyorum da Latin Amerika’yı, Meksiya’yı filan görsem güzel olurdu. Selanik’i de çok merak ediyorum. Cümleye nasıl başladık, nasıl bitirdik anasını satayım. Ben baya baya dünyayı gezmek istiyormuşum ohaa!

Fasulyeden olarak bir Michael Jackson Tribute yahut Michael Jackson halayı da biz mi yapsak acaba hazır gündemdeyken. Ön ayak olur musunuz buna?

Olmam. Manyak mıyız ki biz? Bir gün Tanju Okan tribute yaparsanız varım ama.

“Para mı alıyoz la biiiz ibnee reşaat” bestesi nasıl çıktı anlatır mısınız?

Hahaha Kadıköy’de oynanan bir Ankaragücü maçıydı. Setteyim ben de. Maç berabere mi, yeniliyor muyuz hatırlamıyorum. Ama tribünler bitik, herkes maça kilitlenmiş, tırnak yiyor. Migros’tan ses duymaya çalıştığımız yıllar tabii. Ordan kısık bir ses var, eller kollar oynuyor ama bize gelmesi imkansız. Çaresizce setteyim, bir Migros’a, bir önümdeki bizim çocuklara bakıyorum. Bağırın diyorum çıt yok, haydi beyler diyorum, kimse oralı değil. Dellendim bir an. Cüzdanı çıkardım, “Biz niye bağırıyoruz ulan, biz para mı alıyoruz da bağırıyoruz, Fenerbahçe için yırtıyoruz bir yerlerimizi, bağırsanıza laaann!” diye gayet fevri, gayet spontane, gayet gerzekçe bir çağrı da bulundum. İlk başlarda anlık bir kıpırdanma oldu tabi, anlık bir gaza geliş… Sonrası da makara kukara işte… Millet cüzdanları çıkardı. Nerden baksan 100-200 kişi… Sallayarak bu tezahüratı yaptılar. Başlatanlar da yabancı değil tabi, bizim Fasulyeden tayfası…

İşyerinde pek sevilmediğinizi gün içi yaptığımız sohbetlerde anlatıyorsunuz. Niye gıcıklar size? Özeleştiri yapıyor musunuz?

Ya sorma, çok dertliyim bu konuda. Özeleştirisi filan yok bu işin. Olmuyor bir türlü işte, bambaşka insanlarız. Ne bileyim, öyle bir kitle ki, bambaşka gayeleri, bambaşka amaçları, keyifleri, mutlulukları var. Ya hani, bizim kitle nedir, espri kırıntısını bile sezerler. Ya da cümlendeki en ufak pırıltıya dikkat kesilirler. Böyle olunca da söylediklerinin bir anlamı, bir kıymeti olur. Bu heriflerle olmuyor işte. Tamam, ukalalık benimkisi biraz da, abi ortaokul esprilerine gülen bir kitle ya… Hala daha Selçuk Erdem karikatürleri, Komikazeler forward ediliyor filan. Küçümsüyorum sanılmasın, biz 5-10 sene önce gördük, güldük, geçtik lan oraları… Bir gün ortama ayak uydurayım diyorsun, bir Umut Sarıkaya attırıyorsun misal, sıfır tepki. Anlamıyor adam, anlamayacak da hani… Ekşi sözlükten bihaber birisi ile tanıştım mesela. İnanası gelmiyor insanın.

Bir de işin dünya görüşü yönü var. IMF direnişi misal, karşımdaki adam IMF ile anlaşalım da borsa tavan yapsın mantığında. IMF anasını sikti bu ülkenin diyorsun, bakıyor öyle boş boş. Umurunda değil ki it oğlu itin.

Bir de patronlar ayağı var. Geçen gün prim sistemindeki bir değişiklikten ötürü muhalefet ettim. Patron çekti hemen, iş arkadaşlarımı kastediyor, “bunları niye dolduruyorsun, senden güç alıp onlar da dikleniyorlar” diyor. “Ya bana ne kimin diklendiğinden, ben kendi emeğimin peşindeyim” diyorsun, “yaptığınız insafsızlık” diyorsun, vay hemen seni göndermenin yollarını arıyorlar filan. Kendi zayıflıklarını makamlarından aldıkları güçle kapatıyorlar. Kapital dünya bana göre değil hacı, dedim ya demin, bambaşka hayal ettiydim ben. Çirkin ötesiymiş meğersem…

Hayatta gelmek istediğiniz nokta nedir?

Abi onu bilmiyorum da, geçen gün bir rüya gördüm. Süper Loto’dan trilyon vurmuşum, bok gibi param var. Ama napıyordum biliyor musun? Şirket kurmuşum, üç katlı bir villayı ofis yapmışım, havuzlu bahçeli filan… Peki, ne iş yapıyoruz? FasulyedenKom. Vallaha, kurmuşum ofisi, yazıyorum. Dert yok, tasa yok, iş yok, güç yok, sadece yazıyorum. Yazıyoruz yani… Herkes orda, maaş bağlamışım yazarlara, keyifler gıcır, sürekli bir muhabbet, eğlence ortamı… Vay anasını ya, bak o noktaya gelebilsem güzel olurdu.

Bu keyifli sohbet için teşekkür ederim dea, bir röportaj klasiği olucak ama son olarak ne söylemek istersin bizlere?

Valla ben teşekkür ederim. Bu röportaj fikrini ilk duyduğumda kim neden merak etsin ki benim/onun/bunun/bizim röportajımızı dedim, ısınamadım. Ama daha sonra FasulyedenKom’da röportajlarını çok merak edeceğim insanlar olduğunu fark ettim. Aga, Altar, Tosun, LazQli ve Canarino ile yapacağın röportajları iple çekiyorum. Haydi kolay gelsin sana, ben Ankara’ya gideceğim bu akşam. Herkese selam.

Fasulyeden Muhabbetler – İlk Konuk: Dea” üzerine 19 yorumlar

  1. Röportajın hiçbir yerinde “seks, porno, mastürbasyon” vb. şeyler geçmemiş. Bence röportaj yaparken, birazcık da olsa ulu insan Ayşe Arman’dan ders almamız lazım. İçerisinde “.m, göt, meme” geçmeyen röportaj olmaz olsun derler.

  2. Cok keyifli olmus lan. Ulvi bazen beni sasirtacak derecede yaratici olabiliyor, aferin.

  3. Haa bir de Ankara’da hoşlandığım bir kız var. O da bana karşı boş değil gibi… Onla da görüşüyoruz bazen… Denk gelirse…

    Yukarıda bahsi geçen kişi olarak yasal tekzip hakkımı kullanıyorum. Dea’ya karşı gayet boşum, bomboşum… Boş olmadığım kanısına nasıl vardığını ve Fasulyeden gibi kamuya malolmuş bir yayında bunu dile getirme cüretini nerden bulduğunu çok merak ediyorum.

    Bu cümleye karşı tüm yasal haklarımın da saklı olduğunu belirtmek istiyorum.

  4. Altar mı beyin? Güldürmeyin ne olur. Adam 65 yaşında hala devlet sanatçısı diye maaş alan balerinler gibi.

    Balerinler özür bekler, çok bozulmuşlar ayna pencere indirmişler yurt genelinde. Özür gelmezse bacağımızı kırarız demişler,ben öyle duydum

  5. haha süpermiş eline sağlık canki.
    dea hayalin gerçek olursa çok bişey değil benim isteğim yol paramı ver aylık dünyayı gezip yazı yazarım. hatta gittiğim heryere fslydn sticker-sprey 🙂

  6. helal Ulvi, her röportaja bir yemek ısmarlaman senden umulmayacak bir davranış. bazen şaşırtıyorsun bizi.

  7. süper olmuş ellerinize sağlık…bu arada “pilonidal sinüs” halk arasında bilinen adıyla “kıl dönmesi” açık kalp ameliyatından daha zor ve imtinalı bir süreç ister haberiniz olsun. bu götten mevzu ile ilgili her türlü donanıma sahibim.

  8. Ulvisiz kalmış bir ülkenin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.

    Gerçi düşündüm, buradaki bütün ağabeylerim ve kardeşlerim için aynını söyleyebilirim gibime geldi.

    Güzel yer lan burası.

    Eline sağlık Ulvi, teşekkürler “Celebrity Reşat” 🙂

  9. Ulvi fena olmayan bir fikirle gelmis, ilgi cekici sorular sormus ama ozellikle kiymetli abilerimden ricam lutfen kendisini simartmayiniz. Simarinca zivanadan ciktigina cok defalar sahit olduk. dellez de sahidimdir cekilecek bir dert degil, dusmanimin basina vermesin.

  10. Hakkatten bir allahın kulu beni sevmez mi ya 🙂
    Bu ne lan? Ulvi’nin bile sempati topladığı yerde, bu mudur bana reva görülen?

  11. Safimiz, yerimiz, yurdumuz bellidir. Sonuna kadar Altarci’yiz. Fasulyeden uzerinden, veyahutta ba$ka bir yazili yayin organi uzerinden Reis’e laf geldigi takdirde yanacak olan canlardan katiyen sorumlu degiliz.

    Kamuoyunun bilgisine.

    Reis’in apacileri.

  12. Bu arada Cuma aksami Nevi 4.kat Geleneksel Tayfa Dogum Gunu Illegal Organizasyonunu hatirlatmakta elbette fayda var.

    Reis Tanisma Yemegi’nde oldugu gibi unutabilir diye belirttim. Ama hic sorun degil, Reis unutuyorsa muhakkak vardir bir bildigi.

    Demirden korksak trene binmezdik! (Rajon kesme olayina doyamamak, yerli yersiz atarlanmak, giderlenmek, kerkinmek…)

  13. Unutabilir derken, gelmeyi degil, duyurmayi, yanlis anlasilma olmasin diye belirteyim istedim. $u yorumlarda da editleme $eysi olsa negzel olurmu$ adeta.

  14. Ohaa herif apaçi ordusunu da kurmuş, üzerime salacak. Lakin unutmayın bre kafirler, kalem kılıçdan keskindir, keskin sirke küpüne zarar verir, zarar etme ne olur, çalış senin de olur, dahi anlamındaki daum ayrı yazılır…

Yorumlar Kapalıdır.