Elektrikler kesikken döndüğü o gece

Mehmet Demir karalamış;

Döndüğü, elektrikler kesikken döndüğü o gece, evin her yanında mumlar yanarken, elinde bir kadehle, mumlar yanarken, içinde bir tek karanfille, kadeh elinde, onun döndüğü gece gözlerini kaçırmıştı, o döndüğü gece, elinde kadehle, kara, kapkara mantosu vardı üzerinde..

Önce ayakkabısını çıkardı sonra mantosunu anahtarını masanın üzerine bıraktı. kapkara saçlarını iki yana salladı, dağıttı, o saçları okşamak istedi o an, okşayamadı, kadehe baktı; mum ışığında, sayılamayacak denli çok parmak izi görüyordu, açık seçik, parlamıyordu, tıpkı saçları gibi, içi boşalmıştı, sormak istedi, “saçlarını kim okşadı”, sormak istiyordu, sonra yolmak, o gece başlamıştı, her şey, belki de bitmişti demeli, oysa bu ne bir anda başlayacak bir şeydi, ne de bir anda bitebilecek! ölüm gibi bir şeydi ama..sanki ölümden farklıydı, çok farklı, ama o gece “tükettik” demişti kız, “birbirimizi tükettik” Ölüm ile yaşamın biribirisiz olamazlığı, düşünülemezliği gibiydi, bir o kadar da biribirine karıştırılmama zorunluğu ama her yaşanan gün ölümü daha yakınımıza getirirken, bizim, orta yerine daha ağır, daha ağır demirler attığımız, ölüm değil yaşama düşüncesi, yaşamdı, hatta yaşamın ta kendisi, yaşamın ta kendisiydi peki, ille de yaşanmalı mıydı?

Elektrikler hala kesikti, kadehini, içinde bir tek karanfille, kadehini aldı, “tükettik” dedi gene, mantosunu, o, kapkara mantosunu giydi anahtarını almadı, kapıyı açtı, mumlar, evin her yanında mumlar yanarken, o döndüğü, geldiği yere döndüğü gece, mumların yalımları şöyle bir salındı kapının yelinden, kulağında kalan son ses kapının sesi, ardında yağmurun sesini bırakarak yiten..