Özgecan Aslan Spor Salonu

Bizim Ataşehir’de kocamaaan bir spor kompleksi var ya hani, basketbol takımlarımızın maçlarını yaptığı. Bir büyük salonu, bir de küçük salonu var. Büyük salonda Erkek Basketbol takımı oynarken, küçük olanda Kadın Basketbol Takımımız oynuyor ya hani. Küçüğün adı uzuuuuun uzadıya, Fenerbahçe Ülker Sports Arena Metro Enerji Salonu. Yazarken yoruluyor insan, üstelik dile kolay da değil, söylerken de yoruluyor.

Hazır Kadın Basketbol Takımımız da orada oynuyor, o salonun ismi o kadar uzuuuuun uzuuuun yorucu bir ismi olmasa, daha kısa bir isim bulsak oraya?

Hani mesela, Özgecan Aslan Spor Salonu olsa oranın da adı? Bir haftalığına maça siyah kurdeleyle çıkmaktansa, ya da ne bileyim bir tek maç öncesi “Kalbimizdesin Özgecan Aslan” diye pankart açmaktansa, kalıcı bir şeyler yapılsa? (daha&helliip;)

Fazlasını Oku

Engin Olmak

Pazar günlerinin daha güneşli olması tesadüf mü? Az çok tribün kovalamış adam bilir Pazar günlerinin nispeten daha güneşli olduğunu. Psikolojikse psikolojik, ona “Sunday” geyikleriyle gelinmezdi. O günlerde güneş bulutların arasında kalsa bile sokak röportajı kamerasına el sallayan peçeteci çocuk gibi sallar elini arada. Ya da huysuz meraklı amca olur; kırışık kırışık süzer, hare hare. Güneş doğmasa n’olur lan?! Beşiktaş’ın maçı var.

Hafif kahvaltı, hızlı sindirilecek besin değeri yüksek gıdalar, biranın midede şişirmeyeceği tercihler. Pazarın kahvaltısı geç, birası erken başlar. Arkadaş da erken arar pazarları. Eğer araba sendeyse, maç da Olimpiyat Stadı’ndaysa anlarsın halden. Aceleye bağımlıdır pazarlar, herhangi bi’ pazartesiden daha pazartesidir aslına bakarsan. Pazar, pazartesinin maç öncesi son taktik antremanıdır. Hangi formayı giyse? İktidar bağlantılı takımla yapılan saha içi maç; klasik çubuklu. Olimpiyat’ın rüzgar panelleriyle dalga geçen Doğa Ana’ya inat bi’ de şişme yelek. Elemanlara da mesaj attı: “Eser orası üstünüze kalın bi’ şeyler alın.” Harun’un çocuksu inadını bildiğinden yedek yeleği almayı da unutmadı; dost canlısı. Köpeği kadar severdi Harun’u ama köpeği onu Harun kadar sevmezdi. Harun’a rol kesebilecek kadar az vakit ayırıyordu çünkü, köpek sürekli ensesinde. (daha&helliip;)

Fazlasını Oku

Federasyon İdare Etti Ama Muhalif Spor Medyası İdare Edemedi!

Şike soruşturmasında takındıkları tavır nedeniyle öncelikle gazetem Birgün’ün spor servisi ve diğer spor medyasında  yer alan bilumum politik-futbol zevatıyla ilgili içimde olanca tepki birikmişken, gazetemi hırpalamamak(!) adına susmayı tercih etmiştim.

Ancak, 17.08.2011 tarihli Birgün’ü okumak için elime aldığımda, artık bir şeyler yazmanın zamanı geldi diye düşünerek başladım bu satırları karalamaya. Türkiye Futbol Federasyonu’nun şike soruşturmasıyla ilgili aldığı kararı yorumlayan “Federasyon İdare Etti” başlıklı ön sayfa haberinde yer alan; ”Türkiye Futbol Federasyonu(TFF), önceki gün verdiği kararla ülke futbolunu içine sürüklediği şaibe çemberinden kurtarmak yerine, futbola büyük paralar yatıran sermayedarlar derdine deva olmak adına bir karar aldı” satırları, üzerine birkaç kelam etmeyi gerektiren sorunlu ifadeler olarak zihnimde belirdi. (daha&helliip;)

Fazlasını Oku

Hoşgörü, İsyan ve Aykut

103 gollü şampiyonluğu saymazsak bizim kuşak için en belirgin şampiyonluk 1996 Mayıs’ında kazanılandır. 40 gün 40 gece bayram edecekken Oğuz-Aykut’un kadro dışı kalmasıyla boğazımızda bir şeyler düğümlenmiş sevincimiz kursağımızda kalmasa da o noktaya ramak kalmıştır. Kim haklı, kim haksız hala tartışır dururuz ama noktayı koyamayız; bu gidişle de koyacağımız yok zaten.

“Nasıl koydu Aykut Kocaman” tezahüratı şampiyonluk yarışında Trabzon deplasmanından sonra efsane haline geldi biz Fenerbahçeliler için. Senelerdir söyledik; söylemeye de devam edeceğiz. Sadece bir slogan değildi bu; bizim kuşağımızın bir dışavurumu, haykırışıydı adeta. Bir bağımsızlık kazanma nidasıydı. Öylesine içten öylesine vurguluydu ki ne zaman söylense bir anlamı olacaktı hep. Kaybolan sesler mezarlığında hiçbir zaman yerini almayacak olan bir fenomen olmuştu bizim için. (daha&helliip;)

Fazlasını Oku

Dünya Şampiyonu

Fenerbahçe Acıbadem, ya da Fenerbahçelilerin deyimiyle “Armanın Gururu Sarı Melekler”, bugün Katar’da dünya şampiyonu oldu.

Hem de rakiplerine bir tek set bile vermeden.

Voleybol üzerine ahkam kesecek değilim. Söyleyecek çok sözüm yok o konuda.

Tek söyleyebileceğim, son dakikalarda gözlerim doldu. Maç bittiğinde dokunsan ağlayacaktım. Hepinize helal olsun. Verdiğiniz sözü yerine getirdiniz.

Şimdi sıra sizin için dış hatları yakmaya geldi!

Fazlasını Oku

İstanbul Emniyeti’ne Teşekkürler: İsabetli Vuruyorsunuz!


Sokak kavgalarında genellikle şartlar karşılıklı olarak eşittir. Sopa, levye, taş ve benzeri cisimlerden yararlanma olanağı her iki taraf için de mevcuttur. Bu şartlar altında, elleri, ayakları, kafaları ve ellerdeki materyalleri verimli kullanan ekip mücadeleden zaferle ayrılır. Mevzu bahis kavgalarda materyalleri edinme imkânının her iki taraf için eşit olduğunu göz önünde bulundurursak, adil bir mücadele sayılabilir.

Şükrü Saraçoğlu Stadyumu’ndan sorumlu (güvenliği sağlamak için sorumlu olduğu söyleniyor) emniyet güçleri bu sene bizlere son derece öğretici “müdahalelerde” bulundu. Yazımın başında verdiğim enformasyonla ilgisiz derslerdi elbette bunlar. Gerek materyal, gerek mevki açısından bu öğretici dayaklara “mücadele” adını veremeyiz. Öyle bir fikrimiz, zikrimiz, niyetimiz de elbette yok, hâşâ… Sadece sokak kavgalarının nasıl bir şey olduğunu hatırlatmak için yazdım. Bu bilgilere ek olarak, “ağabeyler istedikleri şekilde döverler, el kaldırılmaz” kuralını da eklersek belki sokak kavgası statüsüne sokabiliriz yediğimiz dayakları. Zira güvenlik güçlerimizin, üniformaya girmeden önce sokak kavgası konusunda oldukça büyük deneyimler kazanmış olduğunu görebildik, cop darbelerini takriben kafalarımıza inen demir yumruklar sayesinde. Sadece Van Damme filmlerinde görebildiğim, gerçekliğinden şüphe duyduğum dövüş sanatı motiflerine tanık olmadım değil.

Bu açıdan, yarın bir gün, başıma bir şey gelmesi durumunda gücümü etkili kullanmak konusunda bana kattıkları için İstanbul Emniyeti’ne ben de çok teşekkür ediyorum.

Fenerbahçe Spor Kulübü de, her zamanki sağduyulu yaklaşımı gereği İstanbul Emniyeti’ne hiç zaman kaybetmeden teşekkürlerini iletti. Spor Kulübü olmanın gereği, çok sayıda spor dalında ülke sporunu bir adım ileri taşımayı hedeflemektir. Boks şubemizin şöhreti biliniyor. Buna ek olarak uzak doğu sporları konusunda çeşitli atılımlar gerçekleştirilebileceği geliyor aklıma. Anladığım kadarıyla şeref tribününden kale arkalarında ve maç sonu yaşanan “güvenliği sağlama” operasyonları dikkatle izlenmiş sezon boyunca. İstanbul Emniyeti’nin engin tecrübelerinden yararlanılacak gibi duruyor ileride. Amatör branşlara katkılarından dolayı İstanbul Emniyeti’ne teşekkür edilmesi son derece normal. Yanlış anlamayın.

Bilhassa şampiyonluğu kaybeden, fakat maç sonunda şampiyon olduğu için sevindirilen “çok tehlikeli” kimseleri maç çıkışında sıkıştırma konusunda Emniyet Mensupları gerekli hassasiyeti gösterdiler. Binlerce kişilik Migros Tribünü’nü tek çıkışa yönlendirip, daracık kapıdan sığmadıkları için yığılma yaşayan insanlara kadın-çocuk demeden müthiş bir hırsla girişmiş olan “güvenlik” güçlerine; sadece stad içinde değil, stad dışında da bıkmadan usanmadan “güvenliği sağlamak” misyonlarını yerine getirdikleri için de teşekkür edilmiş olabilir.

Özetle, meşakkatli hayat yoluna bizleri özenle hazırladığı için emniyet güçlerine şükranlarımı iletiyorum. Kulübümüz de taraftarına sunulan bu hizmet için minnettar.

Seneye yine yerlerimizde olacağız. Kah gülecek, kah ağlayacak, kah şakacıktan saha içinde sevineceğiz. Fakat çok içten söylüyorum, yeterince deneyim kazandık. Artık bu zorlu eğitimden alacağımızı aldık. Valla bak. O sebepten haddim olmayarak bir şey istiyorum. Biliyorum; hiç haddim değil, sade vatandaşım sonuçta yahu, farkındayım. Üniformalı falan olmadığım yetmezmiş gibi, bir de taraftarım, hem de çubukluyum.

Ama bi umut, isteyeceğim, affedin

N’olur artık bizi dövmeyin?

Fazlasını Oku

Baharı Bekleyen Kumrular Gibi…

  • Ahh be Metin Akpınar, neden bir albüm yapmadın ki zamanında. Rakının yanına meze yapardık, seni Papatyam‘la değil, o albümle anardık.
  • Zeki Alasya, o ne güzel bir uyanmadır, o nasıl “ne yapıyor lan bu” bakışıdır abiciğim. Neyse, Akasya Durağı geliyor aklıma, susuyorum.
  • Orta direği anlatan bir Türk filmi klişesi olarak duvardaki Fenerbahçe posterleri gözlerden kaçmıyor. Boşuna değil “Fenerbahçe halkın takımıdır!” dememiz.
  • Coşkun Sabah bu ne güzel şarkıdır. Helal olsun yahu…

baharı bekleyen kumrular gibi,
sen de beni bekle, sakın unutma,
ellerin havada, gözlerin yolda,
bir tanrıyı bir de beni
sakın unutma…

çınladın durdun kulaklarımda,
süzülen yaşsın yanaklarımda,
bir şarkı oldun dudaklarımda,
senin aşkını özledim durdum…

ben de unutamam geçse de yıllar
seviyorum seni dünyalar kadar!
dudağımda ismin, gözümde yaşlar
bir tanrıyı bir de beni
sakın unutma!

Fazlasını Oku