Hoşgörü, İsyan ve Aykut

103 gollü şampiyonluğu saymazsak bizim kuşak için en belirgin şampiyonluk 1996 Mayıs’ında kazanılandır. 40 gün 40 gece bayram edecekken Oğuz-Aykut’un kadro dışı kalmasıyla boğazımızda bir şeyler düğümlenmiş sevincimiz kursağımızda kalmasa da o noktaya ramak kalmıştır. Kim haklı, kim haksız hala tartışır dururuz ama noktayı koyamayız; bu gidişle de koyacağımız yok zaten.

“Nasıl koydu Aykut Kocaman” tezahüratı şampiyonluk yarışında Trabzon deplasmanından sonra efsane haline geldi biz Fenerbahçeliler için. Senelerdir söyledik; söylemeye de devam edeceğiz. Sadece bir slogan değildi bu; bizim kuşağımızın bir dışavurumu, haykırışıydı adeta. Bir bağımsızlık kazanma nidasıydı. Öylesine içten öylesine vurguluydu ki ne zaman söylense bir anlamı olacaktı hep. Kaybolan sesler mezarlığında hiçbir zaman yerini almayacak olan bir fenomen olmuştu bizim için. Daha Fazlasını Oku

Bursaspor şampiyon olsun…

Makyavelizm sosuyla bezenmiş “Ben olmazsam rakibim de olmasın” düsturunun aksine taraftarın amentüsü “Ben olmazsam kimse olmasın” şeklindedir, yani aslında öyle olmalıdır. Son haftalara geldik, ana gündemimiz şampiyonluk…

Fenerbahçe’nin içinde bulunduğu durum matematik olarak şampiyonluk olasılığını barındırsa da, oynanan futbol ve ortaya koyulan arzu, istek göz önüne alınırsa bunun çok da mümkün görünmediği ortada. Fenerbahçe taraftarının da -fazlasıyla iyimserleri ve agnostikleri bir kenara koyarsak- “Cimbom olmayacaksa Bursaspor olsun” şeklinde düşündüğüne, ehh, hepimiz bizzat tanık oluyoruz zaten.

Lakin ben şahsen rakiple, Cimbomla, Beşiktaşla alakasız bir şekilde ve hatta Fenerbahçe’nin şampiyonluk ihtimalini hiç de küçümsememe rağmen, eğersiz, koşulsuz, şartsız Bursaspor şampiyonluğunu arzuluyorum. Ve hatta, biliyorum tepki çekecektir ama, eğer son haftaya Bursaspor ile Fenerbahçe kafa kafaya girse bile, son hafta onların ipi göğüslemesini tüm kalbimle istiyorum.

Neden? Çünkü manyağım. Çünkü Avrupa’da hiç tatmadığı duyguları yaşadığı sene sırf yerel başarı gelmediği için silbaştan yapan zihniyete düşmanım. Çünkü son iki sezondur, muhtemelen Fenerbahçe tarihinin en pahalı kadroları kurulmasına rağmen ortaya konan bu kişiliksiz, basiretsiz, bu omurgasız futbola düşmanım.

Çünkü ben, “yürüyerek şampiyon oluruz” deyip de rezil olan bir inşaatçının, daha sonra hiç utanmadan, hiç sıkılmadan “Öpe öpe şampiyon oluruz” minvalinde cümleler kurmasına, buna rağmen ortaya öpen, öpmeye niyeti olan bir oyun konmayıp da her hafta federasyon ya da hakemleri suçlu ilan etmesine düşmanım.

Fenerbahçe’nin milyonlarca Türk Lirası karşılığında alabildiği bu kalitesizliğe düşmanım!

Çünkü ben 10 yıldır sürekli yapacağını söylediği sportif başarılara, istikrara ulaşamamış, buna rağmen son 3 yılının parolasını “3 şampiyonluk” olarak koyan bir adamın başarısız olmasını, ahh allahım, deliler gibi istiyorum. Başarısız olmasına, ve ona koyun gibi biat edenlerin Fenerbahçe’yi ne kadar ufak hesapların, ne kadar yalan hedeflerin ortasına koyduklarını idrak edebilmelerine muhtacım.

Ben yürüyen, öpen, sevişen Fenerbahçe değil, ayakta kalan, korku veren Fenerbahçe arzuluyorum.

Bu arzumun önündeki yegane engel olan adamın sene sonunda çıkıp da, bir Anadolu takımının medya desteği, hakem desteği, kulisi, trilyonluk hibeleri olmadan, hem de Fenerbahçe bütçesinin tırnağı ile şampiyon olması durumunda ne gibi bir izahatta bulunabileceğini çok merak ediyorum. Ve ona her koşulda biat edenlerin bu izahata ne derece inanacaklarını…

Ben Bursapor şampiyonluğu istiyorum.

Hayır, hayır Galatasaray’a karşı değil…

Ben Fenerbahçe’ye karşı Bursaspor şampiyonluğu istiyorum…

Şimdi azarlayın, tokatlayın, dövün beni… “Sen nasıl Fenerbahçelisin… Ne demek Bursaspor şampiyon olsun?!” diye çarmıha gerin beni… Umrumda değil ama, bunu da bilin…

Tiksindim lan futbolunuzdan!

Pek bir Süper Lig’in sonuna doğru ilerledikçe, artık bir ritüel haline gelmiş futbol kavgaları da sahnelenmeye başladı. Biz de, ülkedeki milyonlarca insan ile birlikte en ön koltuğa kurulup izlemekteyiz sergilenen oyunu. Kutsal ittifak, TemizLigciler derken bu senenin mevzusu da “Beyaz Sayfa” oldu. Daha Fazlasını Oku

Fenerbahçe – Galatasaray

Ekşisözlükte mi, tribündergi’de mi yoksa salak saçma gazete haber yorumlarında mı okumuştum bilmiyorum. Gerçi tribündergi olsaydı yazan kişi Fenerbahçeli ilan edilirdi, orası değildir. Sanıyorum ekşisözlüktü. Tam o sırada yüksek ihtimalle bir yandan uyuyor, bir yandan çoraplarımı giyiyor, bir yandan da “bugün de sakalı kesmeyivereyim” diye asgari ücretli CEO giyim-kuşam tarzımdan tavizler veriyordum. Neyse, demişti ki yorumun sahibi “Bir Galatasaray’lı olarak Fenerbahçe’nin en ballı kurayı seçtiğini rahatlıkla söyleyebilirim.” Ya da bu minvalde bir şey. Tahmin ettiğiniz gibi Fortis Türkiye Kupası çeyrek final eşleşmesinden bahsetmekteyim. Türban, mürban diye iyice boğulmuşken, sonunda Fenerbahçe-Galatasaray. Yine, yeniden… Daha Fazlasını Oku