Deli Dumrul

Bilgisayara her oturduğumda muhakkak ucubik bazı dosyaların bana yeni sürümleri servis ediliyor. eskisini çılgın gibi sürüyormuşcasına sanki. Gerçi antivirüs programlarında işe yarayabilir ama yani serdeki üşengeçlik sanal platformlara da yansıyor ve basıyorsun o meşum daha sonra hatırlat tuşuna. İnsanoğlu normal hayatında da bir şeyleri muhakkak erteliyor, aman sonra yaparımcılık damarlarımızdan akıyor. Bizi dürten kesim olmasa kirli sepetinde boğulmamız, yıkanmamış teflondan zehirlenmemiz pek olasılıksız gözükmüyor. O kitabı da okuyamadım daha, inşallah bir gün. Umarım lafını tercih edenler de var, onlar muhakkak iyi yaşacılar. En azından baba tarafından akrabalar. Daha Fazlasını Oku

Aksi İstikamet

 Kişisel aptallık tarihimize damga vuran olayları insanlara anlatmazsak başkalarını uyarmamış ve onların aptallık tarihlerine dolaylı yoldan müdahele etmiş oluruz. Zaten insanlık özeleştiri mekanizmasını az düzgün kullansa hem bu kadar fatura gelmez hem de üç beş biriktirmiş oluruz. Burda bir anlam kayması yaşadım sanırım, haziran dönemine girince beynimde yanan sönen ucuz uçak bileti kırmızı ışığından kaynaklandığını düşünüyorum.

Canoğlan Askerde

Bu yaz döneminin benim için tek önemli noktası militari görevlerimin kapıya dayanması ve benim bu jargonu hiç bilmemem. Deseler ki çavuş mareşali gece koğuşta domaltmış, yarasın koçuma derim. 2 sene önce işe girerken tecil ettirdik, muayene olduk falan ama prosedür konusunda herkesten bilgi ala ala kafa kabaklı böreğe döndü. Sıkılmış olmalıyım ki artık bu durumdan, dün sabah erkenden askerlik şubesine elimde gerekli evraklarla ve ulan gidiyorum ama almasınlar lan çat diye selamunaleykum biz de seni bekliyorduk gibisinden bir şüpheyle gittim. Form doldurdum, “Oyak’ta çalışıyorum” cümlesini en sempatik gelebilecek yere kondurma çabası içinde diyalog kovalıyorum. Gel gör ki olayımız klasik bir hazin canoğlan hikayesi. Tecil bozdurup askere gitmek için askerlik şubesine başvuran nefes alıp verme suretiyle yaşayan canlılardan kaç tanesinin tecili zaten başvurduğu gün bozuluyordur ve zaten gelmesine gerek yokmuştur. Ne evrak aldılar, ne nerde çalıştığımı öğrenebildiler. Bana da bu hikayeden geriye anı olarak sıklımtepiş Halıcıoğlu minibüslerinde geçen ultra neşeli dakikalar kaldı.

Üstün Zekalı Canoğlan

Geçen haftaların birinde dünyada Mensa diye üstün zekalılar derneği gibi zirzop bir kuruluşun Türkiye ayağının sınavının yapılacağını öğrendim. Bu tarz boşbeleş işleri her daim kovalayan yapım gereği saniyesinde başvuru formunu yollayarak IQ sınavımın tarihini beklemeye başladım. Çocukken de hatırlıyorum sokmuşlardı annemler, ama sonucu söylememişti sınavı yapan merci. Orda anlamalıydım işte, ama yok illa kafanın dikine git malsurat. Gelen maili kopyalayayım da dünya ahret öğrensin; “Değerlendirmeniz gerçekleştirildi ve üzülerek bildirmek isteriz ki puanınız ortalamanın üstünde yer alsa da Mensa Üstün Yeteneklileri Destekleme Derneği üyeliği giriş seviyesi için gerekli bir koşul olan üst %2lik dilime girememiş bulunuyorsunuz. Bu nedenle şu an için size Mensa üyeliği teklif edemiyoruz.” Bana da bu hikayeden geriye anı olarak Ataköy dolmuşunda inip sıcağın çatında Kültür Üniversitesi’ne kadar yürüdüğüm tozlu parkur, sen de az aptal değilsin ha plaketi için verdiğim 20 lira kaldı. “Bana da test oldu AQ.”

Canoğlan Buzlu Bardak Peşinde

Buzlu bardak mefhumuna karşı değilim, bilakis suyu veya birayı soğutucak her türlü aparatı kucağıma basar onunla öğle uykusu uyurum. İçini temizlerim, akşamüstleri dışarı çıkartırım. Burda sıkıntı acil soğuk su ihtiyacı/bardağın soğutma hızı denkleminde canoğlan’ın fevriliği katsayısının tam bilinememesi, yoksa hangi insanoğlu ooh şöyle güzel bir soğuk su içeyim de ferahlayayım maksadıyla buzlu bardağa damacanadan su doldurduğu an onun buz kütlesine dönüşeceği mantığıyla hemen suyu içer. Bu tarz insan yeri gelir ketılın içine suyu koyup tuşa bastıktan sonra poşet çayı emmeye de başlar, earl grey emiz. Bana da bu hikayeden geriye anı olarak sikimtrak bir su içmişlik kaldı.

Çim Biçme Düşmanı, Çevreci Canoğlan

Keşke kasıyorsam da yazıyor olsam bu yazıyı, ama yok şerefsizim yağ gibi aptallık akıyor bünyeden. Bir elimde iş kartımı bir elimde cep telefonumu kendi eksenleri etrafında döndürerek Barbaros Bulvarı’ndan aşağı yürüyorum. Tam böyle ilerde bir uzaylı gördüm, ama cidden bizim dünyalılara benzemiyordu adam giyindiği kostüm sayesinde. Bir misyon için indirilmiş ve bitirdiğinde köşede bekleyen uçan dairesine binip evine dönücek. Ulan tam paralelinden geçme gafletinde bulundum adamın, bir alet çalıştırdı güm güm güm güm sağ tarafımdan suratıma şarapneller yağıyor. Meğer çim biçme makinesiyle ot kesiyormuş, ama yani sağa sola kaktüs, taş falan sekiyor. Eve giderken saldırıya uğradım resmen ya, bu olaylar da bir iki gün zarfı içerisinde oluyor. Bu hikayeden bi sikim kalmadı anı afedersin. İşte ne olabilir maksimum, akşamüstü saatlerinde kostumlü bi biçici görürseniz yanından geçmeyin olabilir en fazla. Çok sıradan, sade ve kornetsiz.

Canoğlan’la 101-Espriye Giriş

Sürreal bir espriyle yazıyı sonlandırmak istiyorum; “Dünya Kupası’nda bütün maçlar patates abi, o yüzden birayla süper gidiyor.” Zaten böyle aptallık üzerine yazılan yazıya da böyle aptal bir espri giderdi. Yeni http://aminaqoyim.blogspot.com blogumun reklamını da yaptıktan sonra artık gönül rahatlığıyla gittigidiyor’dan vuvuzela siparişi verebilirim.

Agbonlahor

Yediğimiz, içtiğimiz bize kalsın eyvallah da kardeşim bu fiyatlarla bize kalırsa çatlarım, o yüzden hemen üçüncü paragrafa gelmek istiyorum. Biz Avrupa kapılarında yok efendim uyum paketidir, vay efendim kriterlerdir savruladururken gerçekten Romanya’nın hangi vasfından dolayı almışlar bilemiyorum. Neyse madem almışlar dedik, hazır Euro’ya da geçmemişlerken bir görelim istedik siz fasulyeden okuyucuları için. Anekdot anekdot gidelim ki sıkmayalım. Daha Fazlasını Oku

Senin için Ulvi, senin için!

Nasıl ki Türkiye doğu ile batı arasında bir köprü; bizim Ulvican‘ımız da vahşi Afrika ile modern Türkiye arasında bir köprü vaziyeti görmektedir. Lakin bu barış elçisi dün sabaha karşı 5 sularında, maceradan maceraya koştuğu bir gecenin sonunda evine dönerken düşüp, köprücük kemiğini kırmış. “Köprücük kemiği neresiydi tam olarak?” sorusuna cevap veremediği gibi, Nasıl düştün olm? sorusuna da “Hatırlamıyorum kanka” diye cevap vermekle yetinmiştir kendisi. Sabaha karşı 5’te sarhoş bir şekilde eve gelen bir bünye, sabah 8’de kalkıp işe gidemeyeceği için, iş yerine uydurduğu bir sakatlık hadisesi de olabilir pek tabii ki. Ama biz yine de geçmiş olsun diyelim. Senin için alacağız bu ödülü Ulvi… Ödülü alırken yapacağım konuşmada sana 35 saniye kadar süre ayıracağım, söz veriyorum!

Kişisel UNICEF

50 trilyonluk süper loto ikramiyesi için çeşitli hayallere daldım ben de herkes gibi. Hemen seyahatlere çıktık, günlerce sarhoş olduk, onla yattık bunla kalktık, partiler verdik, dünyanın derdi tasasını bir kenara bıraktık, sağımıza solumuza eşimize dostumuza büyük hibeler yaptık, ortak arkadaşlar için bar açtık, orda yıllarca içtik muhabbet ettik, Fener maçından başka maç açmadık, gidenleri geri getiremeyeceğimiz için üzüldük,  çocukları sevindirdik, gelecek nesillerimizi kurtardık. Velhasıl-ı kelam yürüye yürüye şampiyon olduk.

Yeri gelmişken söyleyeyim, paragraf başı kavramına ne oldu? Ben artık görmez ve uygulamaz oldum o kuralı. İş yerinde “Gönlümden Kopanlar” başlığı altında herkesten zengin olduğum zaman benden istediklerini not bile aldım ve harfiyen uymak üzere de söz verdim. Sonuçta o parayı tek başına yemek götlüğün eşanlamlısıdır. Peki herkesten farkımız var mı acaba hayallere dalarken diye sorgulamak lazım. Üç aşağı beş yukarı ilk olarak edinilecek şeyler bellidir ama ya zevklerimize harcayacaklarımız ya üreteceğimiz projeler? Genelde merak ettiğim kısım burası oluyor ütopik hayal muhabbetlerinde. Ben de izin verirseniz kendi projemi anlatmak istiyorum sizlere. Daha Fazlasını Oku