Skip to content Skip to sidebar Skip to footer

Göğe akıyorum

Geceyi severim.. Göğü de severim.. Sanki her ikisindeki sınırsızlık beni cezbeder.. Kendimi daralmış, bir köşeye sıkışmış hissettiğim her anda onlardan medet umarım geceye taşırım hayatımı ve göğe bakarım..
Çocukluğumda da böyleydim aslında, göğe bakardım.. Yayla evimizin terasındaki sedire uzanır çam ağaçlarının heybetli dalları arasından göğe bakar yıldızların kaymasını beklerdim dilek tutmak için.. Çocuksu dilekler tutmuş olmalıyım ki, hala göğe baktığımda yıldız kaymasını bekleyen açlıklar yaşıyorum..

Gündüzlerimde de göğe bakardım ve bulutlardan çıkartırdım dileklerimi.. Aynı bulutu ayrı ayrı şekillerde görebilmek başarısını yakalamaktan hoşnuttum o zamanlar, oysa alışkanlık olarak kaldı.. Değişmeyen, birbirinin aynı günleri farklı yaşamaya çalıştığımda; hatta buna kendimi zorladığımda o çocuksu kaprisimi hatırlıyorum.. Bir kuşa benzettiğim bulut aynıyken ondan ejderha yaratmak keyfini bugün “Aman be ne yapıyorum ben!!” serzenişiyle anıyorum..

Ama yine bıkmadan usanmadan göğe bakıyorum.. Gözümü uzattığımda o sonsuzluğa kendimi küçülmüş hissettikçe, kendimi o muhteşem büyüklükte hiçe çıkarttıkça anlatılmaz, bir o kadar da anlamsız bir huzuru yaşıyorum.. Belki de sadece bu huzur için farkında olmadan her anımda, her saatimde göğü arıyorum; çoğu zaman umutsuzca dahi olsa göğe akıyorum..

Leave a Comment

Yeni yazilar neden ayagina gelmesin?