İnsan Neyle Yaşar?

11. Uluslararası İstanbul Bienali 12 Eylül’de başlıyor. Bienal’in bu yılki kavramsal çerçevesi “İnsan Neyle Yaşar?” Bana sormadıklarının farkında olmakla birlikte, cevap vermeden de duramıyorum işte. İnsan, hayatına biçilen değer kadar yaşar, daha fazlası değil. Ve bu coğrafyada insan hayatı ucuz, ölmek ise bedavadır. Dün onlarcası öldü, bugün de ölecek; bu yarın da olacak, onlar yarın da ölecek! Bak ne diyorum, sıra bize gelene kadar, her gün birileri ölecek… Çaresi yok bunun…

dea

2004'ten beri FasulyedenKom sitesinde yazıyor. Bekar. Karşı cinse düşkün. Şişman ve çirkin.

İnsan Neyle Yaşar?” üzerine 10 yorumlar

  1. “İnsan, hayatına biçilen değer kadar yaşar, daha fazlası değil.”

    ben buna katılmıyorum sevgili dea, kimsenin bir başkasının hayatına değer biçmesini kabullenmiyorum. her özgür birey kendi hayatına kendi biçmeli değeri. evet yaşadığımız topraklarda insan hayatı ucuz ama herşeyimizi alsalar değerlerimizi, sevgimizi, umutlarımızı, hayallerimizi alamazlar biz izin vermedikçe.

  2. İnsana doğarken seçme hakkı veriyorlar mı sechoe?

    Kişinin anasını babasını seçme hakkı gibi bir durum olduğunda belki bu dediklerin gerçekleşir. Acımasız gerçekler! tadında bir yorum oldu.

  3. kimsenin bir başkasının hayatına değer biçmesini kabullenmiyorum

    Kabullenemediğin şeyleri yok sayabilir misin sechoe?

    Seni askere alacaklar. Yarın, olmazsa öbür gün… Öyle ya da böyle, ama s.ke s.ke alacaklar. Şimdi neye katılıyorsun, neye katılmıyorsun?

  4. Vay basima vay basima. dea da anti-militarist oldu sonunda. Yakinda vicdani ret bile savunur. Allahsiz liboslar humanizm kisvesi altinda saf beyinleri boyle yikiyorlar. Devlet buna bir sey yapsin, Altar buna bir sey yapsin, dag gibi adam devrildi gozumuzun onunde lan.

  5. Hahaha, anti-militarist değilim. Hayatının kendi ellerinde olduğunu sanan çiçek çocuklarına ders niteliğinde yazdım onu 🙂

  6. “İnsana doğarken seçme hakkı veriyorlar mı sechoe? ”

    abi, o kadar spermin arasından yarışı kazanırken şuanki bilinç düzeyimizin algılayamadığı bi seçimimiz vardı muhakkak 🙂 kaldı ki ana-baba nın çok etkisi var üzerimizde tabi ama yine de farkında ve özgür düşünebilen bir birey kendi bağımsız yolunu çizebilir gayet. yani ben burada kelime düzleminin ötesinde gerçek bir özgür olamama durumu görmüyorum, aksine süper şanslıyız ki gelebilmişiz hayata 🙂

    “Kabullenemediğin şeyleri yok sayabilir misin sechoe? ”

    valla yapıyorum ben zaman zaman dea, iyi de geliyor öneririm. en azından sinirlerini bozmaya harcadığın enerjiyi başka yerlere kullanabiliyorsun. hatta daha da ileri gideyim, hayatın tamamen benim yok veya var saydığım şeylerden oluştuğuna dair bi düşüncedeyim şu aralar 🙂

    “Seni askere alacaklar. Yarın, olmazsa öbür gün… Öyle ya da böyle, ama s.ke s.ke alacaklar. Şimdi neye katılıyorsun, neye katılmıyorsun?”

    evet bu, dünya üzerinde herhangi bi yer olan türkiye cumhuriyeti devleti vatandaşlarının vatandaş oldukları için yerine getirmeleri gereken yasal zorunluluk. bu benim katılıp katılmamamla, yok veya var saymamla değişmeyecek bir gerçeklik. buna deil ki benim lafım.

    benim dediğimse şu; eğer bu kuralın senin hayatına değer biçmesini istemiyorsan bunun yollarını ararsın. kabullenmeyip vicdani redci olabileceğin gibi, bu kuralı saçma buluyorsan bu kuralın kaldırılmasına dair girişimlerde bulunabilirsin bu ülkenin vatandaşı olarak. daha da ileri gidip vatandaşlıktan çıkıp başka ülke vatandaşlığına geçmeye çalışabilirsin. bunları yapamam diyorsan gidip yurt dışında 3-5 sene çalışarak kısa bi askerlik yapabilirsin. yada askerlik de ilginç bi tecrübe olur diyerek tüm siyasi-toplumsal-militarist yanlarına sinir olmayı bırakarak askere gidip yaşadığın tecrübeye bakarsın, bi daha hiç bi yerde tadamayacağın tecrübeler yaşamış olursun (şahsen ben böyle yapmayı düşünüyorum). askerliğe en baştan olumlu birşey olarak bakıp vatan borcunu ödemek olarak algılıyorsan zaten ne ala seve seve gidersin. bilmiyorum belki daha başka seçenekler de vardır ama bunların hepsi reel olarak yapılabiliecek şeyler.

    neyse konumuz askerlik değil, istanbul’daki yaşamın saçmalığından dem vuruyorsan başka yere gidersin. çalıştığın yerdeki uygulamalar bazı değerlerine aykırıysa işi bırakırsın, yada bırakmazsın. bunlar gider böyle, hepsi tercihtir ve hepsinin sonucunda yüzleşilmesi gereken şeyler var. ama sonuç olarak herşey bizim seçimlerimizin elinde 🙂

    böyle yapınca ne olur peki, başkasının senin hayatına değer biçmesini izleyip sinir olmak yerine kendi hayatına kendi seçimlerinle yön vermiş olursun. insanlığın çok büyük kısmı kabul ettiği için gerçek ve değiştirilemez olmuş şeyler var evet ama bunları istediğimiz gibi alıglamakta özgürüz, kabul etmemekte de özgürüz. kabul etmeyince yüzleşilmesi gerekenlerden korkunca denecek bi laf bence, “hayat bizim ellerimizde değil… “ (ben bunu diyebilecek kadar cesurum, süperim demiyorum ama tamamen bizim ellerimizde demek istiyorum işte, yerse..) ama sonuçlarını göze alamayıp çok doğal bir seçim olarak kabul etmeyi ve boyun eğmeyi de seçebilirsin. yel değirmenleriyle savaşan don kişot mu olcam lan diye boyun eğmekte de özgürüz, don kişot olmakta da özgürüz. hayatın pembe olmadığı çok açık zaten de, hayat benim ellerimde değil demek tamamen kişsel bir tercih, hatta üşengeçlik, hepimizin çok fazla yaptığı bi kolaya-güvende olma hissine kaçmacılık.. o şekilde kabul yapılıp da pek tabi kurulabilir hayat hem biraz daha zahmetsiz olur 🙂

    çiçek çocuktan selamlar 🙂

  7. ben şimdi bienal izlenimlerimi bu yazıya mı yazıcam, kabul etmiyor ve yeni bir başlık açıcağımı daha şu andan deklare ediyorum.

Yorumlar Kapalıdır.