Köşe yazarları mı? Yazarköşeler mi?

Her köşede bir yazar olması zorunluluğunu kendilerine gazetecilik şiari edinmiş aynı havayı soluduğumuz yazı işleri müdürlerini burdan tenkit ediyorum..

İlla kadın köşe yazarlarımız da var bizim demek için sokakta ilk gördüğün dişiyi kolundan tutup ‘ al sana köşe,ot yaz bok yaz netten çal yaz regl yaz hayali sevgililerini yaz ama yaz ‘ tarzı bir telkine tabi tutulduklarına inanıyorum..
Ha sadece kadın yazarlar değil tabi bu naneyi yiyenler,ama şu andaki ritüel bu..
Genel olarak yakındığım tek husus da bu değil aslında..

‘Yalaka yavşak satılmış basın’ tabirini normal hayatta o kadar çok kullanır ve duyar oldum ki artık ne basındakilere ne de bastıklarına saygım var..

Her köşede bir yazar olması şart değildir a güzel dostlar..Gazetelerin ekleri hele..
Örnek vermek gerekirse Akşam gazetesinin ekindeki Hale Gür , Vatan gazetesindeki ( hala yazıyor mu bilmiyorum ) Tuğçe Baran gibi organizmalar..Bunlara mı kızarsın,bunları okuyup takip edene mi,yoksa buna köşe veren morona mı..
Ayşe Arman ki artık fenomen oldu gitti,onu eleştirirsen karşına hemen onu koruyucu sesler çıkıyor..

Bir de köşe yazarları yahut yazarköşeler köşelerini fıkralarla doldurmaya bayılıyorlar..Yahu millet sizden fıkra mı bekliyor..Biraz da gülelim ayağı altına doldur köşeni anasını satıyım..Hıncal da fıkra koyar ama ulan adam hayvan gibi yazıyor araya da bi tane sokar işte seyrek olarak..Bütün köşeyi fıkrayla dolduran yazarı napim ben,sanki herifçioğlunun görevi kamuyu fıkralandırmak..

Diğer güruh ise internetten buldukları her yazıyı ‘ copy/paste ‘ layarak okuyucularının doyurduklarına inanan yazarköşeler,evet bunlar da insan,bunlar da oksijen yakıyor..Valla yakıyor..Mesela Akşam gazetesindeki Şakir Süter amcam artık yıllanmış bir geyik olan türk alışkanlıkları şalalasını köşesinde yeni birşeymiş gibi yansıtıyor,hem de devam edicek ibaresiyle..4-5 gün dolacak o köşe yani..Diğer bir hatırlayamadığım ve hatırlayamadığım için zerre üzülmediğim amcam/teyzem gene bir klişe olan üniversitelerdeki hurafelerden dem vurmuş evrende bi tek onun dem vurmadığının bilincinde olmayarak..Boş kağıt verip işte risk diyenden mi bahsetmemiş,Bilkent’in otoparkında kuşlar giremez yazıyormuş hurafesinden mi bahsetmemiş..Artık kalemi olan yazıyor kardeşim napalım diye serzenmeler de gayrımantıki..Çünkü ne kalem artık kalem ne yazı onun yazısı..

Devam edicek olursak Tuğçe Baran organizmasının o olmadığını aslında başka bir yazarın mahlası olduğunu söyleyenler baya fazla net camiasında..Düşünün yani dedik ya kalem kalem değil yazı yazı değil e abi yazar da yazar değil..

Bunlar görünce hiddetlendiğimiz tarafları gazete kadrajlarının.. Ertuğrul’u okuyup annesine sövmek, Altaylı’nın ‘Felluce’de olanlara içim kan ağlıyor’ dediğini görüp sülalesine sevgiler göndermek, Cüneyt Ülsever’le küfür jargonumuzu geliştirmek, Mehmet Barlas’la satılmışlığı öğrenmek, Hadi Uluengin’le dönekliği tatmak, Mehmet Altan’la 2348789378497. cumhuriyetçiliği bellemek, Ahmet Hakan’la islamcı-solculuğu tatmak belki de güzel geliyor zaman zaman ya da dededen mazohistiz.. Dedemi tanırım, kırbaç bilmez bir adamdır.. Dolayısıyla düşüncenin her türlüsünü okuyup, övgünün/yerginin her türlüsünü sarfetmek hazzı olsa gerek..

Ömer Lütfü Mete’nin güzel analizlerinden, Erol Manisalı’nın nokta vuruşlarından, Deniz Som’un köşesindeki zeki sözlerden, Ece Temelkuran’ın lokum gibi yazılarından, Melih Aşık’tan, Hasan Pulur’dan, Cüneyt Arcayürek’ten beslenmek hoş bir duygu..

Ey yazarköşeler, sanmayın ki köşe yazarısınız..Bunu bilin yeter.. Valla bak.. Köşelerimizden çekilin yahut.. O da olur.. Ya da tez vakitten itibaren Küçükçiftlik Lunapark’ında Bungeejumping organizasyonuna katılın.. Elbet zaiyat verirsiniz..

Bazen yüzeysel bazen derinsel bir gazete köşeleri irdelemesiydi.. Daha derinleştiririz aklımıza birşey geldiğinde..