Metrobüs Islah Projesi

Metrobüs malumunuz, asrın projesi. İstanbul’un en batıdaki merkezlerinden Avcılar ile, Anadolu’da en yoğun merkezi Kadıköy’ü E5 otoyolu üzerinden birleştiriyor. O hat üzerinde Küçükçekmece, Bakırköy, Şirinevler, Merter, Cevizlibağ, Edirnekapı, Okmeydanı, Mecidiyeköy, Zincirlikuyu ve Boğaz Köprüsü var. Yaşanan yoğunluğu ve bu yoğunluğa “Vallaha bu kadar insan beklemiyorduk” cevabı veren yetkilileri daha önce yazdık. Yaşanan insanlıkdışı yoğunluğa kısa vadede bir çözümü olmadığından dem vuruyorlardı. Lakin, ben sanırım bu sabah o kısa vadeli çözümü buldum.

Sabah geç kaldığım için servisi kaçırdım. Ki geç kalmak demek Avcılar’dan Maslak’a gitmek, yolun çok büyük bir kısmında Metrobüs’ü kullanmak demek. Haftaiçi, sabah, metrobüs… Korku filmi gibi değil mi?

Aynen öyle. İlk duraktan bir sonra bindiğim için zaman zaman sebebsiz bir “oturabilirim belki ya” hissi oluşuyor bünyede. Ama gelen ilk aracın camlarına yapışmış insan yüzlerini görünce bu salakça fikrimden vazgeçip, içeri nasıl girebileceğime dair fikirler üretmeye başlıyorum. Bu sabah yine aynısı oldu. Kapanan hidrolik kapıya vererek kendimi, onun beni içeri itmesiyle sanırım 5-6 çift ayağa basarak, “pardon, pardon, bir saniye, şöyle bir geçeyim” diyerekten içerde yer tuttum kendime.

Genelde kimin hangi durakta ineceğini yüz ifadelerine göre kestirmeye çalışıp, ilk fırsatta inecek olan bir yolcunun yanına çöreklenmek gibi bir huyum olsa da, geçebileceğim bir boşluk ararken birim başına düşen kalça sayısının inanılmaz boyutlara ulaştığını, toplumun önemli bir probleminin obezite olduğunun farkına varıp bu hırsımı törpelemek zorunda kaldım.

İşte tam o sırada… Evet, evet, tam yanıbaşımdaki göbekli amca inceden bana sürterken (kazara tabii ki) aklıma metrobüs ıslah projesi geldi.

Nedir bu ıslah projesi? Şimdi madem ki bu metrobüs araçları yoğunluğu kaldıramıyor. Ve mademki yetkin ama etkin olmayan belediyemiz raylı sistemi hiç düşünmüyor, o zaman biz de metrobüs hattından otobüsleri kaldırıyoruz. Onları Gaziosmanpaşa, Sultanbeyli vs. otobüsü yapıyoruz. Otobüslerin yerlerine damperli kamyonlar koyuyoruz. Duraklara inen merdivenleri de kaldırıyoruz. Gereksiz kalabalık. Üst geçitten gelen yolcu kendisini boş ve yumuşak tabanlı bir havuza bırakıyor. Diğer kamyon bekleyenlerin yanına… O havuzdan da bir kepçe operatörü yardımı ile yolcuları kamyonların kasasına dolduruyoruz.

Bir sonraki durakta inecek olan yolcu kasanın kamyonun kabiniyle birleştiği o yüksek nokta var ya, tam anlatamadım ama kamyonun en yüksek kısmı işte, oraya çıkıyor. Kamyon durağa geldiğinde inecek yolcu zıplayarak üst geçite tutunuyor. Bizim oraların tabiriyle dıllanıyor… Kendisi bekleyen güleryüzlü İETT personeli ise kollarından kavrayıp yukarıya çekiyor. Son durağa gelindiğinde ise hidrolik sistemle kasa kaldırılıyor ve içindeki binlerce İstanbullu kum gibi, kum gibi asfalta dökülüyor.

Evet marjinal bir fikir, ancak eğer mevzubahis sloganımız “Biz insan taşıyoruz” ise, bu sloganın hakkını şuanki sistemden daha iyi vereceği de aşikar gibi, sanki, belki…

dea

2004'ten beri FasulyedenKom sitesinde yazıyor. Bekar. Karşı cinse düşkün. Şişman ve çirkin.