Nerede o eski Ramazanlar?

Yıllardır duyup geyiğini çevirdiğimiz bu “Nerede o eski Ramazanlar!” deyişinin anlamını ben bu sene anladım. Yaşlanıyor muyum nedir, ben de çocukluğumun Ramazanlarını özlemeye başladım. Çocukluğumuzun sahurları bir başkaydı.

Benim çocukluğumda ve ergenliğimde Ramazan kış aylarına denk gelirdi. Annem ya da babaannem beni sahura uyandırdığında, yataktan çıkar çıkmaz ilk işim yorganla yatağı örtmek olurdu. Yoksa sahuru yapıp gelene kadar yatağın içi soğur, geri geldiğinizde mezar gibi soğuk yatakla karşı karşıya kalırdınız. O yüzden çok önemliydi, mutfağa gitmeden yatağı örtmek. Geri gelince sıcak bir yatak bulmak için, gitmeden dikkatli olmak zorundaydınız. Kış hata affetmezdi çünkü.

Şimdi öyle mi? Eylül’deyiz, daha yorgan mevsimi bile gelmedi. Pike geceleyin, sahur vakti bile olmadan yere fırlatılmış oluyor, üstte durmasının imkani yok. Yastıklarla başbaşayım bütün gece. Artık sahura kalkarken birşeye dikkat etmek gerekmiyor, çünkü geri döndüğümde hala cehennem gibi sıcak bir yatak bekliyor, beni istesem de istemesem de…

Bilmiyorum, biz büyüyoruz, ve gittikçe kirleniyor dünya. Eski değerlerimiz ise tek tek gözlerimizin önünde yitip gidiyor…

Nerede o eski Ramazanlar?” üzerine 10 yorumlar

  1. Geçen gün otobüsteyim, Mecidiyeköy’den Avcılar’a dönüyorum. İftara yaklaşık 50 dakika filan kalmış, tıklım tıkış otobüs, kan ter içinde insanlar ayakta durmakta zorluk çekiyorlar.

    Bense kurulmuşum koltuğa, kulağımda kulaklık püfür püfür gidiyorum. Çıkardım çantadan suyu, lıkır lıkır içiyorum. Birkaç kişi ile gözgöze gelince farkettim durumu.

    Bildiğin unutmuşum ramazan olduğunu, o kadar cılız kalmış demek ki yaratılmaya çalışılan ramazan sekansı. İçimde de yok ki kendi kendime yaratayım. Çok utandım sahiden, hemen birisine yer verdim, kendimi ayakta gitmekle cezalandırdım. Çok kötü bir hissiyat.

  2. Ufak bir anektod düşeyim. Siteye ard arda yazılar girildiğinden dolayı olsa gerek bu yazının yazar kısmı yanlışlıkla dea okunur. Tam kalp krizi geçirecekken, koşarak camiye gitme kararı alınır, son bir can haviyle bir kere daha bakıldığında yazarın dellez olduğu görülür derin bir nefes alınır. 🙂

  3. Sahur,iftar vs. Neyse ya “Hoşgeldin 11 Ayın Sultanı”

  4. Bizim ulvi okuyor olsaydı buraları “Bize her ay sultan” derdi. Aha ben dedim şimdi 🙂

  5. ben de aynı şekilde dellezi görmedim, yazarı dea zannettim. Allah dedim reşat imana gelmiş hayır olsun!

  6. muhauha reşo tam ben dicektim sen demişin. yalnız o ramazan sofralarını ben de özlüyorum, bereketi çok fazla olurdu. yedikçe yiyesin gelir, yedikçe daha çoğalırdı sofradakiler.

  7. Serdar AKİNAN abimiz de öyle demiş;


    Söze gazeteci Akif Emre’den bir alıntıyla başlayacağım…

    (…) Göstergeler ne derse desin ‘oruç iklimi’nden gittikçe uzaklaştığımız kesin. Daha çok manevi hava ve sosyal ortam anlamını kastederek kullanılan ramazan iklimi deyimi bile oruç ve zaman ilişkisinden kopamıyor. Bir kez daha, genelde insan oruç tutuyor gibi gelse de nedense o çocukluğumuzun oruçlarından eser yok. Yoksa çocukluk ortadan kalktı da haberimiz mi yok?

    İftar vakti birden boşalan caddeler, içine büzülen şehirler, camlardan taşan iftar sofralarının mütevazi ışıkları her şeye rağmen orucun bizi saran iklimine işaret ediyor. Parıltılı iftar sofraları, davetler, televizyon programları münzevi bir oruç vaktinden çok cümbüşlü yaşamakları hatırlatıyor. Yine de şenlikli, ışıl ışıl camiler, kalabalık meydanlar, şehre rengini veren Ramazan ayının gelişini hatırlatıyor.

    Büyükler çocukluk oruçlarını unuttukça, uzaklaştıkça saf oruçlar yerine şenlikli Ramazan gecelerine meylediyor.

    Ama ben ‘oruç vakti’ni arıyorum. Çocukluğumun oruçlarını.(…)

    Akif Emre’nin yazısının tamamına sinen ruh, diğer tüm yazıları gibi, son derece içten ve kıymetli bir süreci anlama kılavuzu gibi…

    AKPARTİ iklimiyle memlekete yerleşen yozlaşmanın ne boyutlara ulaştığını görmek gerekiyor.

    Mütedeyyin insanlar bu havayı soluyarak kirlenmekten nasıl korunacaklar?

    Açın kanalları bakın “Ramazan özel” programlarına…

    Kullanabileceğim en hafif ifade sanırım, “içler acısı” olabilir.

    Müslümanlığın özüyle alakası olmayan hurafe ve yanlış bilgi dolu “canlı” muhabbetleri izleyin.

    Estetikten, mütevazılıktan uzak, karikatürize tiplere ve gırtlaklarından çıktığına inanmakta zorlandığım o tuhaf seslere kulak kabartın.

    Akif Emre’nin “anlayana” paylaştığı kaygısını ıskalamayın.

    Sultanahmet’te, Feshane’de “idrak edilen” mübarek Ramazan olabilir mi?

    Ramazan coşkusu gönüllerden taşan sessiz bir vecd çığlığı değil miydi?

    Uzaktan okunan bir ezanın müjdesi değil miydi iftar?

    Sahi ne zaman iftar sofraları, yemeklerin saçılarak ziyan edildiği şaşaalı “davet”lere döndü?

    Ne zaman sessiz bir coşkuyla teravihe koşmaktan kameralar önünde göbek atmaya “upgrade” olduk?

    Gelecek Ramazan utanmasa mahyalara “Welcome Ramazan” yazdıracak bu ruhsuzlar.

    Rahmetli babam Öküz Aleyhisselam derdi bu zihniyetteki adamlara…

    Rövanş alındı beyler…

    Tamam… Sakin olun ve uzatmayın…

    Deniz Fenerlemeleriyle cebe indirdiğiniz trilyonlarla yeteri kadar göbek ve kıç yaptınız…

    Bundan sonrasında şuursuzluğunuzla zarar veriyorsunuz…

    Neye mi?

    İslam’a ve mütedeyyin insanlara…

    Ekranlarınızdan yığınların Ramazan’dan artık neyi anlaması gerektiğine dair bir şablon sunuyorsunuz… Açıp izleyin…

    Sonra kapatın o ekranı ve camdan yansıyan yüzünüze sessizce bakın…

    Çocukluğunuzda yaşadığınız Ramazan bu muydu efendiler?

    Çocuğunuzun idrak etmesini arzuladığınız İslam bu mu?

    Öyleyse diyecek söz yok…

    Welcome Ramazan…”

  8. Altar bunu bir yorum olarak değilde bir konu olarak açman çok daha güzel olurdu. Bu arada ilk defa dediklerinden bir şey anladım 🙂

    Karagümrüğün yanamasını izlerken meğersem neler götürmüşler bizden.

Yorumlar Kapalıdır.