Őrűmcek

Kötü kader kuru tatak gibidir, yapıştı mı gitmez derler. Belki öyledir belki değildir bilemem, ama bazı mekanlar görüyorum ki ne açılsa iş yapmıyor sanki altında cünüp gitmiş yatır varmışcasına. Bence buraların bir listesi çıkarılıp girişimcilere dağıtılmalı. Michelin yıldızlı lokanta oluyor da Gulyabani lanetli dükkan neden olmuyor, bu kadar batıcılığa da pes. Peki hepimizin bir gün solucanlarla aynı evde kalacağı gerçeğinden yola çıkarsak bir insanın iyi kaderi nasıl çizilebilir? Varsayalım çok yaşamak. Periyotlar halinde gazetelerde gördüğümüz DEYİ (Dünyanın En Yaşlı İnsanı) haberlerini örnek olarak alırsak, -1 yaşlı gidince otomatikten DEYİ statüsüne ulaşan adamı bulup ölümünü beklemek hangi vicdana sığar? Senin iyi kaderinin başkasının mezar bakıcılığına denk düştüğü dünyaya çocuk getirmek istemeyen anne adaylarına sırf bu yüzden gardolap kadar saygım var. Neden, çünkü çocukluğumuzda gördüğümüz en dev nesne o olduğundan annesevgisiölçer betimleme ölçü birimi olarak onu kullanıyorduk. Hatırlayamadığımız çocukluk dönemlerinde bize gelecekteki hayatımızın nasıl şekilleneceğine dair hayallerimizi çizmemiz istenseymiş, doğru çıkınca işte bu çocuk kendi kaderini elleriyle çizdi denseymiş. Doğru çıktığını sadece DEYİ olursa öğrenebileceğinden mütevellit, kime caka satabilir hangi cortingen teyzeden puan toplayabilir gerçi orası biraz gri alan. Şimdi buna iyi kader mi kötü kader mi diyeceğiz? Bence kasmayalım ve baştan yazılmış doğalım abi, puhaha burası ortamda beşinci birasını bitirip dünyeviden uhreviye göbekleme dalan çocuk modeli oldu biraz o yüzden pas geçiyorum ama yazılmış cümlenin davası olmaz mantığıyla da silmiyorum. Bana kaderimiiin bir oyunu mu buuu? 

“YANARDAĞLAR BİZDEN İNTİKAM ALIYOR!” Doğaüstü birtakım olaylara bu pencereden bakanlar var, tuvaletin vasistasından göz ucu modeli gibi ama , patlayan lavlara püsküren lületaşlarına karakter biçip başımıza gelene tepeden inmeci yaftalar vuruyorlar. E gelin abi madem bunca milyar kişi boş adamız, toplanalım herkese uyan bir günde bütün yaşanabilecek felaketleri önlemeye çalışalım. Proaktifliğimizle göz kamaştırıp daha onların bizden almadığı intikamları alalım ve yastığa başımızı rahat koyup üç beş sene daha fazla yaşayalım. Oluruna bırakmakla olanı olmaza bağlamak arasında çok fark yok. Koy götüne felsefesine göz kırpmıyormuş gibi görünsem de rasyonel bir bakış açısı kovalamanın gölgesi aslında bunlar. En iyisi şans mefhumuna biraz şans tanımak, mefhumu nasıl bilirdiniz? Şanssız! Doğuştan kısmetli doğanlara lohusa şerbeti, doğuştan bahtsız doğanlara ise mementovari şekilde helva dökülmesi işte hep bu sebeptendir. Sesteş kelimelerin peşisıralığı sizi sıkmasın, sonuçta hepimiz yaşamımızın, hayatımızın ve/veya ömrümüzün virajlarına, dolambaçlı kuytularına ve/veya duygusal çarmıhlarına sebepler konduruyoruz güllacın üstündeki çilek misali. Ha o çilek günü geliyor götümüze giriyor, günü geliyor krem şantiye bulanıyor. O yüzden meyveyi günü gününe yemek lazım, vitamini kaçmasın : )

Bir boklar söylemek isteyip hiçbir boktan bahsetmemek sırf politikacılara ait bir özellik değil, bizatihi biz göbek deliği pamuklular arasında da çok yaygın. Günlük tutup kimseyle paylaşmamaktansa aylık yazıp dünyaya duyurmaksa kulak memesi kafaya yapışıklar arasında son zamanlarda moda. Sırf şu iki cümlenin yazıya kattığı anlamı düşündürtmeyeyim diye bi cümle daha edicem izninizle, yaşadığımız şeyleri sebeplendirme yerine önümüzdeki maçlara ağırlık verirsek daha orlon yumuşaklığında bir beyne, daha kolalı jelibon kokan bir nefese ve daha yüzdeyüz malt biralı göbeklere sahip olabiliriz. Çok ağdalı başlayıp yine kaypak bi bitiriş oldu, yazılı yapıcak gibi başladı sözlüyle bitirdi. Yalnız şunu söyleyeyim, her girdiğim berberde saçımın istediği kısalıkta kesilememesi problemini sebeplendiremediğim gibi sonuçlandıramıyorum da. Benim de dipsiz kuyum bu, ne demişler: “Göt kispetten çıkınca, yarrak bağdattan gelirmiş.” Yakışmadı.