Yalnız ve güzel ülkenin yönetmeni

Ortalama bir sinemaseverim. Sinemayı severim yani, ortalama ama. Etrafta bolca görebileceğimiz sinema manyağı tiplerden değilim. Hani bir film izlersin, “Vay be güzel filmmiş” dersin, yanındaki de der ki “Abi o bir George Minkowski filmidir, esas bu adamın White Angels filmini görmen lazım. Orda esas kızı Necla Nazır oynamış, Altın Gergedan ödülü almıştır. Hem en iyi yönetmen, hem de en iyi kadın oyuncu. Türkiye’de “Nur Yüzlü Melaikeler” diye gösterildi, 3 trilaylay hasılat yaptı ABD’de, 67 tane ödül aldı. Hebele hebelee…” Sonra kayış kopar zaten o adamda. Bu adamlardan bizim mecrada da var aslında 3-5 tane.

Neyse, konumuz bu değildi, doğrudan konuya kaçayım o halde. Nuri Bilge Ceylan diye bir yönetmenimiz var. Giriş kısmını bu kadar uzun tutmamın sebebi bu yönetmenimizin adını çok duydum ama bir tane bile filmini izlemedim şu ana kadar. Kendisi 61. Cannes Film Festivali’nde Üç Maymun filmi ile en iyi yönetmen ödülünü almış.

Nuri Bilge Ceylan ödülünü Faye Dunaway’in elinden almış. Bu bahsettiğim sinema veribankası tadındaki arkadaşlar bilir onun da kim olduğunu muhakkak ama ben biraz internette dolanıp 1976’da en iyi kadın oyuncu oscarı alan bir aktris olduğunu öğrendim. Bunlar teferruat tabii, çoğu gazetede, televizyon kanallında uzun uzun gösterildi/gösterilecek zaten. Benim için bu yönetmenin ve ödülün kıymet-i harbiyesi ödülden sonra yaptığı konuşmada gizlidir.

“I dedicate this prize to my lonely and beautiful country which i love passionately” demiş Ceylan. İngilizce bilmemek değil, tercüme etmemek ayıp elbette; tam tercümesi şu şekilde: “Bu ödülü tutkuyla sevdiğim yalnız ve güzel ülkeme ithaf ediyorum”

Beni bile duygulandırdın ya, helal olsun diyorum Nuri Bilge Ceylan. Yüreğine sağlık diyorum, tebrik ediyorum. “Ulan ben neden senin filmlerini izlememişim ki, ilk işim bu olsun” diye de ekliyorum.

dea

2004'ten beri FasulyedenKom sitesinde yazıyor. Bekar. Karşı cinse düşkün. Şişman ve çirkin.

Yalnız ve güzel ülkenin yönetmeni” üzerine 32 yorumlar

  1. Yazıyı Word’de yazdıktan sonra bir de site üzerinden okumak gibi bir alışkanlığım var. Okuduktan sonra yanlış anlaşılabilir gibi bir hisse kapıldım, duygulandıran kısmı biraz daha açayım dedim.

    Güzel ülkem, Türkiye cennet vatanım, rakı güzel, balık güzel, boğaz çok güzel tarzı bir yaklaşımdan ziyade yalnız kelimesi çok ciddi duygulandırdı beni. Ucuz şovenizmden uzak ve gerçekçi bir yorum olmuş. Sırf bu yüzden helal olsun diyorum, şimdilik. Filmlerini izledikten sonra sanatçı kimliğine de helal olsun deriz elbette.

  2. aynı şekilde bende inanılmaz duygulandım dün gece öğrendiğimde.
    “tutkuyla sevdiğim yalnız ve güzel ülkem” bu kadar güzel bu kadar sade ama bir o kadar da çarpıcı anlatılabilirdi bu duygu. Gurur duydum. Babasına da ithaf edebilirdi bazı gereksiz müsveddeler gibi ama yapmadı…
    Ayrıca Mor Ve Ötesi de gönüllerin birincisi benim için.Onlarla da mutlu olduk. Giderek politik bir yarışma olan eurovisiona İnadına Türkçe parçayla katılıp kendilerinden taviz vermediler. Aldıkları yedincilik ve yine Şebnem Paker in aldığı 3.lük benim için birinciliklerden daha değerli. Ötekilerle hiçbir zaman gurur duyamadım ama bu parçalar sonuna kadar gururum oldu…

  3. Öyle çok fazla eleştiri yapacak kadar bende sinemadan anlamam. Son iki senedir de iyice koptum. Ama Uzak filmindeki karlı istanbul günü hep hafızamdadır. O gün benim için çok değişik duyguların yaşandığı bir gündü. Ve o günü daha sonra o filmde yaşayınca unutulmaz anlar hafızaya kazındı.Onun içindir ki Nuri Bilge Ceylan ı ayrı bi sevmişimdir.
    Evet bazıları şimdi çok bilmiş gibi yok şovenizm yok milliyetçilik falan gibi abuk subuk laflarla çıkacaklar karşımıza. Ama hiçbir zaman anlayamayacaklar o cümlelerin şu ülke insanı üzerinde yarattığı haklı gururu. Ne diyelim eşekte hoşafdan anlamaz işte o hesap…

  4. “Bu ödülü tutkuyla sevdiğim yalnız ve güzel ülkeme ithaf ediyorum”

    İzlerken tüylerim diken diken oldu o esnada. Eğer bunu hissetmek, ucuz milliyetçlikse, varsın ben ucuz milliyetçi olayım arkadaş..

    Sinemayla ilgilenmekteyiz ama bu başlık altında ahkam kesmek niyetinde değilim. Tek ekleyeceğim, Avrupalının “durağan, yorucu” filmleri sevmesi, bunlara destek olması gerçeğini bir kez daha görmüş olduk.

    Nuri Bilge Ceylan’ın ödülü bir sinemasever olarak gözümde çok büyük be abi..Kim ne derse desin, müthiş bir olay bu!

  5. Daha bir kaç gün önce demiştim ” Yok abi son 3 yıldır yitirdim tüm inancımı bu ülkeye dair, tam manası ile erozyon aldı götürdü…”
    Biraz alkolün etkisi, biraz da toz duman 3 yıl, alışık olmadığım ama muhattap olmak zorunda kaldığım insan kitlesiymiş bunları bana söyleten.
    Eminim artık.
    Sadece kuru laf öbeği erozyonum.
    Şapşallaştığım anda Nuri Bilge Ceylan geldi de yardımıma, bir kez daha anladım,
    Seviyorum seni yalnız ve güzel ülkem…

  6. Olur da bir gun onemli bir eserim falan cikarsa babama ithaf etmeyi dusunuyorum ben de. Hatta uluslararasi pek bir onemi olmasa da basilmis 120 sayfalik bir eserim var onu da aileme adadim. Bu suc yurticinde islendi gerci, asil doktora teziyle halki sarsmayi dusunuyorum. Once onemli bir eser yapmak lazim gerci sarsici olmak icin, hayirlisi bakalim. Avrupalilar hep Turkiye’ye saldiranlara odul veriyordu gerci ama bir yanlis hesaplama oldu sanirim, artik Nuri Bilge bey mansiyon bile alamaz bence, evet kesin alamaz.

  7. Ağa her şeye muhalif olmak zorunda hissetme kendini.

    Eğer denseydi ki “bu ödülü türkiyeye armağan ediyorum” şimdiki vurucu etkisini göstermezdi. Biz sözün vurgusuna,anlattıklarına gönlümüzü kaptırdık. Bu kadar sade bu kadar kısa ama ülke insanına gurur veren geleceğe daha fazla umutla bakmasını sağlayan belki de…
    kendi değerlerine sahip çıkmayan bir insan bir tükeniş içindedir. Kimse kusura bakmasın kendisinin sahip çıkmadığı değerleri niye ona sahip çıksın.O zat bu travmanın içindedir.
    Neticede Nuri Bilge Ceylan Uzak la kazandığı ödülü Yılmaz Güneye armağan etmişti. Ama bu ülke insanında bir tepki yaratmamıştı. Sanatçı eleştirel bakabilmelidir bu olmazsa zaten özünü yitirir. Ama yalanlarla sanatçı olunmaz. Kimse kusura bakmasın. Yalan söyleyen edebiyatçı müsveddeleriyle de benim işim olmaz

  8. Haber sitelerinin okuyucu yorumlarında manyağın biri şey demiş :

    “Güzel ülkem dediği Kürdistan”

    Allah allah. Ya bazen diyorum şu Cebelitarık’tan geçen fiberoptik kablolara vurun makası , tümden kapatın İnternet’i.

    Ben de ne yazikki filmlerini izleyemedim . Sadece Mayıs Sıkıntısının bir bölümünü youtube’tan izlemiştim.

    Kör gözün parmağına bir muhalif değil Nuri üstad. Bu güzel konuşma bu yüzden vurdu bence. Böyle ortak sevinebileceğimiz olaylara çok ihtiyacımız var.

    2002’deki İlhan’ın altın golünden bu yana , bi olaya canı yürekten, tüm düşüncedeki insanların destek olduğunu hatırlamıyorum.

    Aslında aklımda olanı söze dökemiyorum.

    “Deprem sonrası kenetlenme”
    “Barış Manço’nun cenazesi”

    Gibi..

    Gerçekten millet olarak ortak payda da birleştiğimiz hiç bir değer kalmadı.

    Tabularımız yıkılıyor , yeni heyecanlara ihtiyacımız mı var nedir?

    70 milyonun muhalefet etmeden sevdiği/eğlendiği/etrafında birleştiği bir olgu…

    Ne olabilir ki?

    Sanırım bunu yakalayan , %98 le falan iktidara gelir…

    (Uğur Dündar’ı , Erol Evgin’i herkesin sevmesi gibi)

    (Yaşlı teyzelerin sevdiği sanatçılar da diyebiliriz örneklere)

    Not: Uğur Dündar hâlâ herkesin sevgilisi ise geleceğe umudum azalmakta

  9. Her seye muhalif olmak zorunda hissetmek mi? O kadar basit bir organizma degilim abi merak etme, analiz etme ve dusunme yetenegim var (sanirim). Zaten Nuri Bilge Ceylan’in sozune karsi falan bir tepki gostermedim. Birisinin yaptigi guzelligi overken sevmedigimiz birisine giydirmek zorunda degiliz. Hele yazdigi ve Istanbul’u cok guzel anlatan kitabi babasina adayan yazarlara birakin musvedde demeyi saygi duyarim (sahi bu kitapta ne yalanlar soylenmis?). Onemli bir eser yazarsam hayatta en fazla deger verdigim insanlara, yani aileme ithaf ederim ve kimse benim musveddeligimi bununla olcemez. Nazim Hikmet, Yilmaz Guney, Sabahattin Ali de bolucuydu birilerine gore, Abidin Dino da yasatilmadi bu ulkede. Birileri hain diyor diye bu insanlara hain demeyecegim gibi, birileri musvedde diyor diye Orhan Pamuk’a da musvedde demem. Ha siz demeye devam edin ama olur da bir gun sevmek zorunda olmadiginiz bir sey yaparsam musveddeolceri bana dogrultmayin.

  10. Muhalif olmak kötü bir şey değil ki hem ben seviyorum senin muhalif tarzını, okurken farklı bir bakış açısı yarattığın için de beğeniyorum.
    Muhalif olup doğru şeyleri söylemek gerekli bence. O zat bunları söylemiyor benim derdim bu. Edebi eserleri için değil politik söylemleri için tepki verdim.
    Nazım h. Yılmaz Güney Abidin dDino veya Sabahattin Ali.. Elma ile armut misali

  11. “2002’deki İlhan’ın altın golünden bu yana , bi olaya canı yürekten, tüm düşüncedeki insanların destek olduğunu hatırlamıyorum.”

    Harbi doğru bir tespit. Kulağa değil de yüreğe hitap eden bi konuşmaydı, tebrik ediyorum Nuri Bilge Ceylan’ı. Ödül açıklandığından sonraki vakur hareketlerini de beğendim.

  12. Abi “Babasına da ithaf edebilirdi bazı gereksiz müsveddeler gibi ama yapmadı…” demissin. Adamin ne politik soylemine itiraz var burada ne de soyledigi bir cumleye. Ceylan ne de guzel demis ama diger zibidi ancak babasina ithaf eder ancak anlami cikarmisim ben de… Cok onemli degil belki ama benim icin onemli bir ayrinti. Bir insan babasina kitap ithaf ettigi icin bile suclanabiliyor, suclanmasi o yuzden degilse buradaki konudan tamamen bagimsiz zaten.

    Yarin birisi gelip bana gelip “Istanbul’u hic gormedim, bana biraz anlatsana” derse 5 sey yap derim. Nuri Bilge Ceylan’in Uzak’ini, Dervis Zaim’in Tabutta Rovasata’sini izle, Orhan Pamuk’un Istanbul, Hatiralar ve Sehir’ini ve Nazim Hikmet’in Mavi Limani’ni oku bir de Ara Guler’in fotograf albumlerine bak derim. Her biri yasadigim en guzel yeri ayri bir yonuyle, birbirinden guzel anlattigi icin bu eserleri anlamli bulurum. Yoksa aldiklari odullerin de, odul toreninde ne soylediklerinin de umrumda oldugunu soylersem yalan olur. Nuri Bilge Ceylan da aldigi ozel odulu yalniz buldugu guzel ulkesine degil amcasinin kizina armagan etseydi ne daha kalitesiz bir adam ne daha uyduruk bir yonetmen olacakti, ne de anlattigi hikayeler curuk elma olacakti.

    Not: Muhalif bulunur ya da bulunmaz, ben dusundugumu soylerim, ama “her şeye muhalif olmak zorunda hissetme kendini.” daha baska anlamlar iceriyor. Bir seyi dusunurken oyle dusunmek zorunda oldugum icin dusunmuyorum, hah bir seyler olmus dur muhalif oluyum karizma olur diye bir derdim de yok. Yani “muhalif olmak zorunda hissetme” ithami basbayagi hakaret olarak bile algilanabilir ama oyle bir niyetin olmadigini bildigimden hala bir seyler yazip ne demek istedigimi anlatmak derdindeyim.

  13. 2002’de İlhan’ın golüyle gelen kenetlenme, en son olanıydı hakkaten. O günden sonra milli takım sevdası bitti millette..Bunu takım ayrımı yapmadan söylüyorum..

    Kimisi Trabzon’da Fenerli topçulara küfür etti,kimisi siyahi bir oyuncunun vatandaşlık hakkıyla birlikte milli takımda yer almasını yadırgadı, abartıp ırkçılık yapanlar oldu.. Kimimiz Fatih Terim yüzünden milli takımdan soğuduk falan filan..

    Şimdi önümüzde bir turnuva daha var. Takımdan umutlu değilim..2002’deki birlik beraberlik de yok. Acep yeniden İlhan’ın golüne benzer bir kenetlenme yaşar mıyız? Bence çok zor..

  14. İngiltere’de Financial Times gazetesi, bugün Türkiye’yi konu eden özel bir ek verdi. Ekin giriş yazısında, Nuri Bilge Ceylan’ın Cannes’da söylediği sözler anımsatılarak, “Ceylan, yalnızlıktan kültürel dışlanmışlığı kastediyorsa yanılıyor” deniyor

    BBC TÜRKÇE/LONDRA – Financial Times gazetesinin bugün verdiği Türkiye ekinde, günbatımında Ayasofya’ya odaklı bir İstanbul fotoğrafının eşlik ettiği ilk yazı Vincent Boland imzalı. Yönetmen Nuri Bilge Ceylan’ın, Cannes film festivalinde Üç Maymun filmine verilen ödülü alırken, “yalnız ve güzel ülkeme armağan ediyorum” dediğini hatırlatan Boland, “Türkiye’nin güzel olduğuna hiç kuşku yok” diyor, “ama Ceylan yalnızlıktan kültürel dışlanmışlığı kasdediyorsa yanılıyor” diyor.
    Haberin devamı

    Boland, yine de daha genel anlamda bakıldığında, hızla gelişen, Avrupa Birliği üyeliğine hazırlanan Türkiye’nin dünyayı şekillendiren fikirler ve rüzgarlardan şaşılacak kadar uzak göründüğünü ve bu anlamda “yalnız” sayılabileceğini kabul ediyor.

    Türkiye’de laiklik tartışmalarının geldiği noktayı özetleyen Financial Times yazarına göre, “bu yalnızlıkta, bizzat kendisi tarafından yaratılan demokratik kurumları modernleştirmeyi başaramayan, hatta onlara kuşkuyla yaklaşmaya başlayan Kemalist ideolojinin önemli bir rolü var.

    BİRÇOK ÜLKE TÜRKİYE’NİN BAŞARILI OLMASINI ARZULUYOR
    Boland satırlarını şöyle sürdürüyor: “İkinci dünya savaşından bu yana Amerika Birleşik Devletleri’ni ve Batı Avrupa’yı şekillendiren bireysel haklar, devletin vatandaşın hizmetinde olması, etnik çeşitlilik, hatta çok kültürlülük gibi entellektüel, siyasi ve toplumsal tartışmalar Kemalizmin sert yüzeyinde çok bir iz bırakmadı. O, kararlı bakışlarını, hala aynı 1920’lerde ve 1930’lardaki gibi Türkiye’nin üzerinde gezdirmeye devam ediyor. Türkiye’nin dinamikleri ilginç bir tartışma konusu olabilir tabi. Fakat, bunda biraz da tekerleğin yeniden keşfi gibi bir yan da var. İspanya, İrlanda gibi ülkeler yakın geçmişte devletle din arasındaki ilişkileri yeniden tanımladılar örneğin. Türkiye biraz çevresine baksa, onlardan bazı ipuçları alabilir. Aslında Avrupa, Amerika ve İslam ülkeleri halklarının çoğu Türkiye’nin başarılı olmasını arzuluyor.

    TÜRKLER NE KADAR DOSTU OLDUĞUNU PEK GÖRMÜYOR
    Boland, Avrupa Parlamentosu 2004 yılında Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğini oylarken, Avrupalı milletvekillerinin, üzerinde Türkçe ‘Evet’ yazan dövizleri kaldırdığını hatırlatıyor ve “Ertesi gün bu fotoğraf bütün Türk gazetelerinin birinci sayfalarında yayımlanmıştı. O günlerde bu destek bir çok Türkü çok şaşırtmış ve duygulandırmıştı. İşte bu tepki, Türkiye’ye has bir tuhaflığı yansıtıyor. Türkiye’nin dostu yok değil aslında. Yalnızca Türkler, ne kadar çok dostları olduğunu pek görmüyor gibiler.” diyor.

    Financial Times’ın ekinde, aynı yazara ait çok sayıda makale var. Bunlardan ekonomiyle ilgili olanında yazar, son yılların ekonomik büyüme döneminin şimdilik sonuna gelinmiş göründüğü sonucuna varıyor. Ekte ayrıca Türkiye’deki enerji, konut bankacılık sektörlerine ve yabancı yatırımlara ilişkin değerlendirmeler ile internet kullanımı, Almanya’da doğan Türklerin kimlik arayışları üzerine yazılar var.

    Siyasi iki değerlendirmede ise “AKP hakkındaki kapatma davasının yarattığı belirsizlik” ve “laik elitin ayrıcalıklarını kaybetme korkusu” temaları işleniyor.

    Alıntı yapan: werdure

  15. Avrupa’nin devlet politikalari bazinda bu ulkenin iyiligini istedigini dusunmek, romantiklikle saflikla falan aciklanamaz, ya salak olmak gerekir ya da bu isten bir cikar ummak.

  16. Tosun kesinlikle katılıyorum.
    Ozan kendisinin koymadığı hiyerarşiyi kendisi adına koyanlar Atatürk e en çok zarar veren insanlardır. Saçmalıklar buradan türemekte diye düşünüyorum.

  17. kemal o konuda zaten hemfikiriz. Başımıza ne geliyorsa -cı ,-cü eklerini sahiplenenlerden kraldan fazla kralcı olanlardan gelmekte.

    Yalnız Avrupa nın bunu sölemesi sistematik bir yıpratma geleneği.

  18. Tabi ki, mesela tam tersini hayal edelim. Chp başta olsun ve hakkında dava açılsın. Bu sefer aynı yurop şu cümleleri kullanırdı; “Atatürk ün göstermiş olduğu muasır medeniyetler seviyesini geçme hedefini özümseyememiş Türkiye” vs vs vs.

  19. bence super yazi, kim ne ara Turkce’ye cevirmis bunu? Tamamini cevirmemisler zaten. Tamami surada

    http://www.ft.com/cms/s/0­/f7d8b014-3687-11dd-8bb8-0000779fd2­ac.html?nclick_check=1

    “it­ remains surprisingly aloof from – and even indifferent to – the ideas and trends shaping the world.” cumlesi yazinin temel argumani. Turkiye’nin insan haklari, dusunce ozgurlugu gibi yasa yaparken temel olarak alinan ve insanlara temel yasama hakkini veren konulari cok liberal bularak sallamamasindan bahsediyor. Bu konuda tabii ki hakli, Turkiye’de bence ermeni soykirimi vardi derseniz 3 sene hapis cezasi alabilirsiniz ama 15 yasinda cocuga 1 hafta iskence yaparsaniz zaman asimindan yirtarsiniz. Anayasasimizda bile her yasanin basinda basinda sonunda ortasinda Ataturkcu dusunce yazdigi icin kendini dunyaya yon veren fikirlerden soyutlayan ulkemizin siyasi durumunu analiz ederken tabii ki Ataturkcu dusuncenin etkisini sorgulaniyor. Ayrica Avrupa veya Bati diye ayni seyi dusunen milyarlarca insan yoktur. Ingiltere basbakani ile Amerika’daki ciftcinin Turkiye konusunda degisik fikirleri vardir, bu da degisik fikri olan Ingiliz bir gazeteci. Bak ulan soyle olsa boyle konusulardi ibneler demek dayanaksiz bir iddia olur. Yani Turkiye’ye ilimli bir islam devleti diyen makaleler de, Turkiye islam devleti degil diyen makaleler de yayinladi NY times zamaninda. Evet en temel insan haklarini fikirlerini olusturken baz aliyorlar, ortak ozellikleri bu ama Bati diye koca bir dusunce sistemi veya ideoloji yok. Her hosumuza gitmeyen yaziyi ibne batililarin bolucu oyunlari olarak alacaksak 100 sene daha her odul alan yonetmenimiz yalniz ulkesine armagan etmeye devam eder odulu.

  20. şöle diyelim o zaman batılıların bölücü oyunları yerine:

    “neo-liberalizmin özgürlük hezeyanları”

    Atatürkçü düşünce derken ne kadar Atatürkçü düşünceyi incelemişler?
    – ermeni soykırımı yoktur dersen isviçre de ne olmakta?
    -atatürkçü düşünceyi sorgulamak yerine vahşi kapitalizmi sorgulasak daha gerçekçi olmaz mı?
    mesela 1950 lilerin küçük amerikasını incelesek? truman doktrini , marshal yardımları.
    -Ilımlı islam devleti projeleri için ümmetçilik anlayışını incelesek “hasta adam” dönemine gitsek.
    -Baltalimanı anlaşmanı irdelesek özelleştirme politikaları için
    -Tek, laik müslüman ülke modelinin yaratabileceği sonuçları irdelesek. ve başarılı olduğu zaman bunun neo-liberalizme vuracağı darbeyi tartışsak.

    Tabi ki NY tımes ta karşı görüşte makaleler olmak zorunda bundan daha doğal bir şey olabilir mi? Ve şu bir gerçektir ki son birkaç aydır ABD de AKP ye verilen destekte gözle görülür bir düşüş var.

    acaba eşitsizlik üzerine kurulan toplumun nedeni gerçekten katı bir kemalist ideoloji mi?

  21. Eh abi pek guzel iste, o zaman olayi boyle irdeleyelim. Dunyadaki sayili kultur devrimini basarabilmis Kemalist ideolojiyi savunmak zor olmasa gerek. Ama “ulan liberal godoslar, bunlar kicini da silmiyor, alayi ibne, bunlar bizim iyiligimizi neden istesin” gibi cumleler ne bu yazinin karsisinda tez olarak duruyor ne de bana bir seyler ogretiyor. Turk toplumu su anda refah icinde yasamiyorsa binlerce sebebi var elbet, bir yandan da acaba Kemalist dusunce ne kadar yararli diye sorgulamak lazim, bundan o kadar korkmamak lazim. YOK kanununun 1. maddesi bile universitelerin Ataturk ilkelerine bagli ogrenci yetistirmek ideali oldugunu yazar. Yani 6 ilkeden mesela milliyetciligi ele alalim. Uzerine milyonlarca sayfa yazilmis, kulturden kulture farkli yorumlanan bir konu. YOK kanunu bana diyor ki sen Turkiye’de universite okuyorsan Ataturk milliyetcisi olacaksin, baska yolu yoktur. Ne bileyim kanuna amacimiz Anthony D. Smith milliyetcisi gencler yetistirmektir yazmak kadar garip aslinda bu durum. Benzer seyleri Zafer Uskul dile getirince tepesine binilmisti gerci. 100 sene onceki ideolojiyi tutup anayasamiza koymanin, bu ilkeleri yol haritasi belirlerken kullanmamizin mantigi var mi gercekten? 100 senede tum Dunya’da sosyal ve ekonomik yapi tamamen degismisken Ataturk milliyetciligi veya Ataturk’un devletciligini hala uygulamaya calismak gittikce kuculen dunyada bizi yalniz birakmaz mi? Bu ilkeleri -yapilmamis olsa da- tamamen tanimlarindan soyutlayip felsefik olarak ele alsak o zaman tukaka edilen liberal dusuncelerin aslinda Kemalist ideoloji geregi insanimiza saglanmasi gerektigi sonucuna varmaz miyiz?

    Yani boyle bir yazidan sonra boyle seyler tartisilsin isterim, hatta birileri bu yazi tamamen sacma diyorsa tek tek savlari curutsun ogreneyim isterim. Yahu bakin Allah’in adini veriyorum Dunya’da herkes bizden nefret etmiyor, hatta Turkiye’den veya Turklerden nefret eden kimse gormedim daha, bunlarin alayi kotulugumuzu isteyen isbirlikci neo nazi degiller, yeminlen bak, siz ferah tutun icinizi, size garanti veriyorum, bir sey olursa yakama yapisirsiniz…

  22. Atatürk milliyetçiliğinden başlarsak “financial tımes” ta geçen çok kültürlülük sözü zaten bu kavramın içinde yer almakta. Milliyetçilik deyince hemen insanları yaftalamak ne kadar doğru acaba. Bizi liberaller böle liberaller şöle dediğimiz zaman sığ düşünmekle suçlayanlar, malesef olay milliyetçilik olduğu zaman aynı problemin içine kendileri düşmekteler. Zaten Atatürk milliyetçiliğinde yer alan görüşler özüne inildiği zaman tüm anadolu halklarının ortakça kardeşçe yaşamasından yana. Irk birlikteliği gibi objektif kriterler kabul etmemektedir. İnsana insanca yaşamanın insan olmanın erdemlerini sunmaktadır. Bir nevi felsefi bir anlam yüklemektedir. Çünkü subjektif öğeler içermektedir.
    Yurdunu sevmenin vatansever olmanın aşırı milliyetçi olmakla bir alakası olduğuna inanmıyorum. Irkçı bir milliyetçilikle de aynı kefeye koulmasından da hiç hoşnut değilim. Ki bir örnek vermek gerekirse bugünkü ABD terörizminin ana hatlarını belirleyen “Samuel huntıngton un Medeniyetler çatışması tezi” daha doğmamışken Attatürk tüm dünya insanlarının böyle bir çatışma içinde olmayacağından bahseden sözler söylüyordu. Bu sözler çerçevesinde BOP söyleminin Türkiye den başlamasını pek manidar buluyorum.
    Dünya tarihini oluşturan bütün savaşlar ekonomik çıkarlar üzerinedir. bunun aksini iddaa edebilmek gülünç olur. Geçmişte yaşanan kanlı savaşların yerini şimdi boyut değiştiren pazar arayışları aldı. Artık devletlerin mücadeleleri değil çokuluslu şirketlerin hammadde savaşları yoğun bir şekilde yaşanmakta. Peki bu çokuluslu güçlerin temel sorunu nedir sorusunu ortaya atarsak cevap şu şekilde karşımıza çıkar: “Ulus Devletler”
    Herhangi bir çok uluslu gücün kabile şeklinde yönetilen devletleri mi ele geçirmesi yani yeni pazarlar elde etmesi mi daha kolaydır, yoksa hukuka inanmış anayasal kurallar çerçevesinde demokratik bir devlet hatta sosyal bir devlet olmaya çalışan bir ülke mi daha kolaydır? Karşılarında arap yarımadasındaki gibi kabile toplumları ya da sömürge krallıkları bulamayan buna Afrika da dahil, büyük egemenler ulus devletleri parçalayıp yönetmenin daha kolay olabileceği sonucuna varmış ve buna uygun politikalar hazırlamışlardır.
    -yugoslavya
    -İran
    -kolombiya
    hep birer rol modeldir.
    1923 ler Türkiyesi’nin ekonomi anlayışı “ne bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler ekolündendir, ne de etatist otoriter” devletçi bir yapılanmadadır. Kendi adını verdiği Karma ekonomi modeline sahiptir. Türkiye devrimi “tunus pakistan afganistan hindistan” başta olmak üzere birçok sömürge durumunda bulunan halklara örnek olmuştur. İran ve Küba da bunlardan etkilenmiştir diyebiliriz. Bunu bizzat Fidel Castro belirtmiştir. Unesco tarihe geçen bildirgede “emperyalizme karşı savaşan lider” diye giriş yapmıştır.
    işte bu kadar ilerici atılımlar karşı devrim atakları sonucu 1920lerin bile çok gerisinde kalmıştır günümüzde. Bunu irdelerken statükocu olmaktan çok neden bu toplumun statükocu olduğunu irdelemek gerekir diye düşünmekteyim.
    Kemalizm tabi ki eleştirelecektir. Bugünkü dünya düzenin de kendini aşması greken onlarca konu vardır veyahut yenilemesi gereken. Fakat bugünkü toplum yapısını Dinle birleşen liberal akımların yarattığını düşünmekteyim.

    daha devam ederim gidip bir kahvaltı edeyim:)

  23. Filmi izledim. Kotu film. Oscar’a aday adayi gosterilmis, adaylari belirleyen komite bu ne lan diye sinirlenip filmi getiren elemani tokatlar. Cannes jurisi ne gorduyse bize de anlatsin biz de anlayalim. Filmin neresi kotu yazarim ama spoiler’in kralini vermis olurum. Siz de izleyin sonra gelin bana. Uzak bu filme basar. Bu ne lan, bak yine sinirlendim, hatta dayanamayip az biraz ipucu vereyim, ne de olsa filmin basinda oluyor bu. Ulan cinayetten 9 ay hapis mi yatilir? Nuri Bilge abi 9 ay olan hamilelik, sen karistirmissin. Kucuk Emrah’in annesini genelevde buldugu ve kadinin atlayarak intihar ettigi filmin senaryosu ve kurgusu daha iyi. Kucuk emrah for Oscar!

  24. Kime gore kotu, neye gore kotu? Filmi izlemedim de, bir film hakkinda, daha genel konusayim bir sanat eseri hakkinda kotu demek biraz agir bir tabirdir. Begenmedim daha oturakli dururdu sanki Aga kisisi.
    Ha illa ki kotu denilecekse bir film icin, Oscar torenlerini bekleyelim, orada odul alirsa o zaman gonul rahatligiyla lan bu film hakkaten kotuymus diyebiliriz.

  25. kime gore neye gore kotu, bana gore kotu. detaylara takilmayalim tosunum. begenmediysen film sana gore kotudur, eh fana degildi diyorsan eh fena degildir, begendiysen iyidir. hepsi sana gore, bana gore, baska kime gore olacaaaidi?

  26. Abi, neticede sinema böyle bir şeydir. Yapımcı şirket milyon dolarlar dökmüştür. En kral yönetmene, en iyi oyuncularla, en sağlamından senaryosu olan bir film çektirir. İzleyici sinema salonlarına akın eder, reklamlar sayesinde tabii. Sonra o genel kitle arasında biri çıkıp, “Ben bu filmi beğenmedim lan” diyebilir. Neden? diye soranlara, sadece kötü demesi bile yeterlidir. Ona göre kötüdür işte. Sanatsal mevzuların döndüğü bir tartışma ortamındaysa, neden böyle düşündüğünü derinlemesine anlatır belki.Ama bunu anlatmasa bile, fark etmez. Ona göre kötüdür..İnsanların bir filmi beğenmeme, kötü deme özgürlükleri vardır herhalde..

    Birçok kişinin hastası olduğu ama senin beğenmediğin bir film olmadı mı hiç, Dellez? Vardır herhalde. Yoksa imdb top 250 filmlerinin hepsini beğeniyor musun mesela 😀

    Haneke filmlerini izlemesini tavsiye ettiğim bir arkadaşa, daha sonra hangilerini izlediğini sordum. Cache’ye baktığını söyledi. Nasıl dedim.Şöyle bir diyalog geçti aramızda.

    -Ee..nasıl buldun filmi?
    -Dandik..
    -Nasıl dandik lan? Neye göre yani?
    -Dandik işte olm. Çok yavan bi kere. Kamera sabit falan. Hiç beğenmedim, bok gibi. Bir daha bana film milm tavsiye etme sen.

    Şimdi ben n’apayım? Döveyim mi bu adamı? Zorla “Haneke”yi seveceksin lan diye kafasını mı skeyim 😀 Belli ki adam başka açıdan bakıyor. Ona göre boş film işte..

    O kadar takılmamak lazım bu mevzulara. Eskiden Lynch filmlerini beğenmeyenlere tekme tokat dalardım, artık normal karşılıyorum böyle kişileri de. Olgunlaşma sürecindeyim herhalde..

  27. “Ben begenmedim.” ve “Bu kotu.”, bu ikisi arasindaki farki goremediginizi soylemeyin bana.

  28. yahu tamam, turkce’yi unuttum ve kendimi yanlis ifade ettim, oyle al onu.

Yorumlar Kapalıdır.