Anasayfa / Tarih / Galata: Osmanlının Sadık İtalyanları
Galata: Osmanlının Sadık İtalyanları

Galata: Osmanlının Sadık İtalyanları

DEA 11.03.2010

Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’u her anlamda kozmopolit bir şehirdi. Bu Sultan’ın özellikle üzerinde durduğu bir husustu ve neredeyse Milli Mücadele dönemine kadar ısrarla ve asırlarca korunmuştu. İstanbul da bugün olduğu gibi Silivri’den Gebze’ye kadar uzanmıyordu elbette. Ve zaten İstanbul –yani Konstantiniyye- sade ve sadece tarihi yarımadayı, sur içini ifade eden bir söylemdi.

Konstantiniyye’nin her anlamda karşısında, Haliç’in kuzeyinde zengin bir semt olan Galata yer almaktaydı. 13. yüzyıldan bu yana Cenevizlilerin yaşadığı ve denetiminde tuttuğu bir yerdi. Galata Levant’ın Şanghay’ı olmuş, bölgesel ticaretin denetimini artık çökmekte olan ve son günlerini yaşayan Bizans’tan almış yarı bağımsız bir koloniydi.

galata kulesi 1402 Fasulyeden

Rumcada “ötesi, ilerisi” anlamına gelen Pera olarak anılan Galata, Ortodoks ağırlığın sonuna kadar hissedildiği Konstantiniyye’nin aksine Katolik kiliseleri, uzun caddeleri, taş binaları ve ekonominin kalbinin attığı bir pazarla bir İtalyan kentini andırıyordu. En yüksek yapısı ise, bugün de, modern İstanbul’un en önemli siluetlerinden birisi olan Galata Kulesi’ydi

Galata Kulesi dünyanın en eski kulelerinden birisi olup, Bizans İmparatoru Anastasius tarafından 507 yılında Fener Kulesi olarak inşa ettirilmişti. Daha sonra 1348 yılında İsa Kulesi adıyla yığma taşlar kullanılarak Cenevizliler tarafından Galata surlarına ek olarak tekrar yapılmıştı. 1402 yılında 4. Haçlı seferinde geniş çapta tahrip edilen Kule 1445-1446 yılları arasında biraz daha yükseltilmişti.

Cenevizliler ve Osmanlılar uzun zamandan beri müttefiktiler. Ancak şehrin fethi sırasında Cenevizliler de Bizans’a destek olmuş ve Sultan Mehmed’e göre bu durum fethin gecikmesini sağlamıştı. Yine de Sultan intikamdan ziyade zengin bir şehir arzuluyordu. Bu yüzden bu bölgeye özel bir ilgi gösterdi. Bugün İngiliz Kütüphanesi’nde bulunan ve 1 Haziran 1453 tarihinde “Galata halkına ve soylularına” bahşettiği Rumca bir imtiyaz ruhsatına göre itaat etmeleri ve nüfus vergisi ödemeleri karşılığında, imparatorluğun himaye gören tebaaları olacaklardı. Mal ve mülkler ellerinde kalacak, “kilise çanlarını çalmak” dışında kendi gelenek ve göreneklerine göre yaşamalarına izin verilecekti.

Galatalıların silahları müsadere edildi ve surların büyük bir bölümü yıkıldı. Bugün geriye kalan sadece Haliç yakınında büyük Cenovalı Dorya ailesinin armasının bulunduğu bir bölümdür. Bunun dışında Galata’ya bir ceza verilmedi. Ve hatta Sultan Galata’yı terk eden tüm Cenevizlilere ait mülklerin listesini çıkarttırıp geri dönmeleri halinde tüm mülklerini geri alabileceklerini ancak dönmeyenlerin mülklerine el konulacağını duyurdu. Kaçanların çoğu geri geldi.

Genoese Palace Fasulyeden

Fatih Sultan Mehmed’in maiyetinde Frenklerin bulunmasından çok hoşlandığı vurgulanmaktadır. Ceneviz kökenli, varlıklı bir tüccar olan Francesco Draperio’yu yıllarca gayrı resmi bir diplomat olarak kullandığı söylenir. Ve hatta bugün İstiklal Caddesi’nde bulunan St. Maria Draperis Kilisesi ismini bu tüccarın ailesinden almaktadır. Sultan’ın Galata muhitine hayran olduğu ve bir defasında kiliseye gidip ayin izlediği anlatılmaktadır.

1460 yılında Ege’deki Ceneviz sömürgelerinden ve 1475 yılında Kırım’dan olmak üzere şehre daha çok sayıda İtalyan getirildi. Elbette İtalyanlar tıpkı Katolik kilisesine karşı bir güç olarak elinde tutmak istediği Rumlar gibi Sultan’ın işine yarıyorlardı. Çünkü Osmanlı’nın o yıllardaki en büyük düşmanlarından birisi güçlü donanmasıyla Venediklilerdi. Venediklilerin Galata’da terk ettikleri evlere Sultan Floransalıları yerleştiriyordu. Hatta 1463 yılında Venedik’e savaş açmadan önce Floransa Konsülü’nün fikrini sormuştu.

Constantinople and Pera in Liber Insularum Archipelagi Vatican Library Fasulyeden

İtalyanlar da Konstantiniyye’deki bu yaşamdan oldukça memnun görünüyorlardı. Osmanlı’nın Bosna Krallığı’nı fethetmesi üzerine Galata’da yaşayan Floransalılar evlerini süsleyerek kutlamalara katılmışlardı. Sultan’ın saray teamüllerinin oldukça dışına çıkarak Floransalıların ticaret merkezinde onuruna verilen bir şölene katıldığı da söylenmektedir. 1469 yılında Osmanlı’da faaliyet gösteren 50’nin üzerinde Floransa firması vardı ve ipek, kadife, kağıt, cam ve kürk ithal ediyorlardı. Ticaret konusunda veba ve Venedik dışında bir dertleri yoktu ve Osmanlı egemenliğinden oldukça memnunlardı. Şehrin yerli halkı (yani Türkler, Ortodokslar, Museviler) Katolik komşularına Tatlı Su Frenkleri derdi. Bu şekilde onları geçici olarak şehirde bulunan Katoliklerden ve Batı Avrupalılardan ayırırlardı.

Galata bir ticaret merkezi olmasının yanı sıra aynı zamanda bir keyif merkeziydi. Paskalya’dan önce gelen perhiz dönemleri karnaval havasında geçerdi. Marcantonio Pignafetta isimli gezgin bu günlere dair “İnsan kendisini bir İtalyan kentinde sanır” diyordu.

Boğaziçi kıyılarında servet sahibi olan Batı Avrupalılardan birisi de Alvise Gritti’ydi. Babasının Venedik Balyosu olarak görev yaptığı sırada İstanbul’da doğan Gritti, gayrimeşru bir çocuk olması nedeniyle Venedik’te tutunamamış, ancak Galata’da gayet ferah bir hayat sürmüştü. Gerçek adı Galata olan, Rumların Pera dediği bölgeye Türkler Beyoğlu derlerdi. Ve Beyoğlu isminin, babasının Venedik Dukası olması nedeniyle Gritti’den geldiği rivayet edilir. Gritti Vezir-i Azamın diplomatik temsilcisi ve mücevher taciri olarak Türklerin arasında Türk, Hristiyanların arasında Hristiyan gibi yaşardı. Babasının 1524’te Venedik Cumhuriyeti reisi olması sebebiyle Konstantiniyye’de aralarında Türklerin de bulunduğu 300 kişilik bir ziyafet vermişti. Geyikler, keklikler ve tavus kuşlarının servis edildiği yemekte konuklar “şehvetinden mermerlerin eridiği” Galata kadınlarının dansları ile eğlendiler.

Pera Main Street Constantinople 1920s Fasulyeden

Türkler “Galata demek meyhane demektir, Allah korusun” derler ve oradan uzak dururlardı. Yaz aylarında bira Bursa’nın yüksek dağlarından getirilen karla soğutulurdu. Şaşalı giysiler içinde kadınlar bütün servetlerini mücevherleri ile sergileyerek Galata sokaklarında salınırlardı. Ve sanırım bu şöhretleri ile “Chi vuol’ fare sua rovina / Prende moglie levantina” yani “Kendi felaketini hazırlamak isteyen Levanten kadın alır” atasözüne can vermişlerdir.

Böylelikle Konstantiniyye 1453’tan sonra sadece Osmanlı İmparatorluğu ve Ortodoks Kilisesi’nin değil, aynı zamanda Levant olarak bilinen Doğu Akdeniz limanlarından kaynaklanan ticari alt kültürün de başkenti olmuştur. Ticaret ve denizciliğin lisanı olarak İtalyanca, 19. yüzyılın başlarına kadar Frenklerin tamamı, Ermeni ve Rumların çoğu ve Türklerin bazılarının da kullandığı, şehrin en çok konuşulan 2. dili olmuştur. Gemi türleri olarak Karavel ve Bombarda’nın yanı sıra İtalyanca scala’dan gelen iskele gibi pek çok denizcilik terimi Türkçeye girmiştir.

Galata 2. Mehmed döneminde faydalı ve itaatkar bir muhitti. Daha sonraki yıllarda ise Konstantiniyye’nin ticaret, kültür ve diplomasisi üzerinde güçlü, hatta fazlasıyla güçlü bir etkisi olacaktı.

dea

Yazan

561 yazi

2004'ten beri FasulyedenKom sitesinde "dahi anlamında dea" olarak çalışıyor. Likya yörüğü.