Skip to content Skip to sidebar Skip to footer

Denizleraşırı bir hazine: Surinam

Tek kelimeyle fantastik. Ne diyebilirim ki başka. Siz hiç gece eve dönerken yolda koala gördünüz mü? Ya o daha restorana oturur oturmaz yöresel kıyafet giymiş "Chica"ların size ikram ettiği taze papaya likörüne ne demeli. Chica ne derseniz, Güney Amerika'nın geyşası diyebilirim. İnsana verilen saygı kıskanılıcak düzeyde. Sokakta bir gence yol sormak durumunda kaldım çatpat ispanyolcamla, beni arabasına alıp gideceğim yere bıraktı çatpat türkçesiyle. Çok canayakınlar, hatta bazen o kadar canayakınlar ki ellerini cebinize sokmakta beis görmüyorlar. Evet, kapkaç Surinam'ın da kanayan yarası ne yazık ki. Kişi başına düşen gelir sıralamasında sonuncular ama ironik bir şekilde bundan gurur duyuyorlar. Bunu şehrin ana caddelerinde yarı çıplak "Fisca" satmaya çalışan veletlerin suratındaki gülümsemelerden de anlayabiliyoruz. Çatpat diyorum niye gülmek, çatpat diyor yaradan güleni sevmek. Evet, din onlarda da büyük bir olgu.

Bir medya analizi

Siyasal Bilgiler Fakültesi'ndeki Anayasa Hukuku derslerimizin başındaydı, kürsüdeki hocamız şöyle seslendi: “Devlet organları 3’e ayrılır. Yasama, yürütme, yargı. Buna kuvvetler ayrılığı denir. Ama son dönemlerde bu organlara bir tane daha ekleyebiliriz: MEDYA. Yarı şaka, yarı ciddi, dersin giriş konusu böyle belirlenmişti. MEDYA artık siyasetin, hukukun iç işlerine iyiden iyiye girmişti. Günümüz dünyasında, özellikle ülkemizde, yazılı ve görsel basının ülke gündeminde yarattığı etkileri en derinden hissetmekteyiz. Bugünün en etkili propaganda aracı tartışmasız MEDYA olmuştur.

Bambaşka bir coğrafya…

İddiaya göre Recep Çakır memleketi Korkuteli İlçesi'nde gördüğü ancak hiç tanımadığı Akdeniz Üniversitesi Sosyal Bilimler Meslek Yüksek Okulu Büro Yönetimi ve Sekreterlik Bölümü mezunu G.C.'ye aşık oldu. İki yıllık yüksek öğrenimi tamamlayan ancak çalışmayan G.C. annesi S.C. ile geçen 2 Haziran günü yeni yaptırdıkları evin mutfağına fayans beğenmek için çarşıya çıktı. Milli güreşçi Recep Çakır, yeğeni Emin Toksöz ve arkadaşı Mehmet Hanedan ile G.C.'yi takip edip, annesinin yanından 07 GB 938 plakalı araca bindirerek kaçırdı. Saklıkent dağ yoluna giren aracın lastiği patladı. Recep Çakır kızı araçtan indirip yeğeni Emin Toksöz ile birlikte ormana sürükledi. Toksöz direnen G.C.'nin kollarından tutarken, milli güreşçi Recep Çakır tecavüze kalkıştı. Ereksiyon olamayan güreşçi, iddiaya göre regl dönemindeki G.C.'nin bekaretini işaret ve orta parmağıyla bozdu. G.C.'yi yolda bırakıp Korkuteli'ne dönen milli güreşçi, genç kızın şikayetçi olması üzerine kısa süre sonra jandarma tarafından yakalandı.

Wimbledon 2008: Federer vs. Nadal

Askerliğimi yapana kadar geçen yaşamımda sevmediğim tek bir spor dalı varsa o da tenisti. Bu sporu hiçbir zaman sevememiş olmamın nedenini bilmiyordum o günlerde. Çok itici geliyordu, Tv’de zap yaparken karşıma çıksa en fazla 1-2 dakika tahammül edebilmekteydim. Nasıl oynandığı, kurallarının ne olduğu fazla ilgimi çekmezdi. Sadece popüler kültür bilgisi olarak bu sporla kimler uğraşır, turnuvaları kimler kazanır kısmında az da olsa fikir sahibiydik. Boris Becker, Andre Agassi, Pete Sampras ya da bayanlarda Steffi Graf, Navratilova gibi isimlerin opera sanatı ile uğraşmadığını teniste her sene şampiyonluğa oynadıklarını turnuva kazandıklarını falan takip ederdik.

Raporluyorum fütursuzca…

+ Hasan Doğan’ın vefat haberini aldık dük akşam. Bizzat Tayyipgiller kadrosundan atanmış olması ve medyada AKP’nin sesi olmak kaygısı taşımasından dolayı çok hazzetmezdim kendisinden. Ama pek şaşalı geçen Euro 2008 sıralarında kendisini bol bol ve açıkcası gayet samimi, gayet çocuksu görmemizden kaynaklanan bir sempatisi de vardı. Almanya maçında golden sonra Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e sırtını dönüp, eşine sarılması ve Gül’ün eblek eblek kalması ile karnıma ağrılar girmesine sebeb olmuştu kendisi. Tabii “eşinin masraflarını kim karşılıyor acaba?” sorusu aklıma geldi ama, o sırada Semih Şentürk’e tapınmakla meşgul olduğumdan dolayı çabuk unuttum. Ölenin arkasından kötü söz söylenmez limited. Gayet samimi olarak söylüyorum bunu, tüm olumsuzluklarına rağmen, iyi bir federasyon olabileceğini düşünüyordum. Türk futbolunun başı sağolsun.

Ergenekon, heryerekon, korkbendenekon

Artık yazmayacağım diyorum, dayanamıyorum. Yine bilindik, beylik cümleyi ederek başlayayım yazıya. Bu soruşturmanın üzerinde bu kadar durmamız, eleştirmemiz Ergenekoncu olduğumuzdan değil; darbeci olduğumuzdan hiç değil. Eğer yargılama neticesinde misal Eruygur Paşa’nın darbeci olduğu sabit görülecekse, Sinan Aygün’ün, gazetecilerin filan destek verdiği sabit görülecekse elbette hapse alınsınlar. Anayasal düzene karşı yapılacak her türlü eylemin karşısında olmak Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmanın gerekliliğidir. Çok şükür tüm derde, sıkıntıya, hayal kırıklığına rağmen T.C. vatandaşlığımızdan ödün vermeyiz.

Mekan Ankara, ev sahibi Rusya

Ankara Büyükşehir Belediyesi bir yol yapıyor. Ama yanlış hesaplamalar neticesinde yolun bir kısmı Rusya Ticaret Ataşeliği arazisinde kalıyor. Rusya toprağımı vermem diyor, yol 16 aydır açılamıyor. Görüşmeler neticesinde ilgili alanı…

Ergenekon hikaye, gasp şahane!

Sinan Aygün’ü çok sevmem. Kendisi bana göre içi boş, popülist ekonomik açılımlarda bulunur her daim. Bildiğin liberal ekonomicidir aslında ama şimdilerde ulusalcılarla anılan Ergenekon Soruşturması kapsamında gözaltında. Ergenekon ile ilgili olarak yeteri kadar kelam ettiğimi düşünüyorum. Anayasal düzene aykırı hareket eden, darbe planlayan, bu darbe için istikrarsızlaştırma politikası güden birileri varsa muhakkak cezalandırılsın. Kimse, ister şeriatçı olsun, ister darbeci, hiç kimse Türkiye Cumhuriyeti anayasasına aykırı fiil ve eylem içerisinde olamaz. Buna izin verilemez.

Yeni yazilar neden ayagina gelmesin?