Ayrılık senfonisi

Gayet mantıklı aslında ön sevişmeler. Eski Galata Köprüsünden çıkılan yollarda varılan yataklardan halen haber alınamıyor nasıl olsa. Aslında bir mutluluktur ayrılık. “yalnızca” yaşamayı bilenlere sunulabilecek yegane lütuf belkide. Aynı cümlede sevişmek için saatlerce dil döker insanlar ve sonu bulunur mutlaka yaşanmışlıkların failinin.

Bu kez ben seçmeliyim belkide mekanı. Çünkü en yaşanmamışı görülmeli hayatımın. Sonuçta ne önemi var ki mekanın? Sonuçta önemi olmayan bir şey yalnızca yavaşlatır öyküyü ve bu durumda bile yeterince önemlidir sonuç adına. Hisarüstü’nde yalnız sayılabilecek zenginlikte bir restoranın yan duvarındayız bu kez. Denize sıfır sükunetin lokal anestezisi eşliğinde martılara çığlık öğretiyoruz. Öyle ki Karadeniz bile aşık olmuş Ege’ye ve gözümüzün önünden geçiyor tükürükleri. Bir tek biz öpüşemiyoruz İstanbul’da ve bu durumdan gayet rahatsız şehri usulca senkronize etmeye çalışan boğaz. Elini tutmak için türlü bahaneler uyduruyorum ayaküstü ve yalan yanlış arzularım köreltiyor yalnızlığımı. O’nun dizleri dibine yerleştiriyorum dizlerimi ve ağlıyorum parmak uçlarına.

BEN: Fakat neden yerleşemiyoruz herhangi bir şiire? Şu uçuşan martılarada saygın yok mu? Nedir hüznünün şifresi ve ne kadar sonra imha ediyor yüreğimi?
O: Patladı bile hüznüm. Ortaya dağılan sevgimden başka bir şey yok enkaz altında. Şiir olmak kafiye ister ve kimbilir hangi ağızlardaki şekersiz sakızız seninle. Üzgünüm,üzgün olduğum için. En çok yakıştığın yer bu şehir senin ve ben yalnızca konar göçer yaşam sürebilirim burada. Ben seninle herhangi bir maninin engellenemez saçmalığı bile olmamalıyım aslında.
BEN: Sen benimle olmamalısın zaten. Sen sadece ben olabilmelisin. Çünkü yalnızca kendime dürüstüm ben. Yalnız senin yanında yalnızım ben.
O: İçinden çıkılamaz bir ikilemin çözümlenmiş haliyim seninle. Çözüm kümesi izinsiz gösteriden mahpus. Tek değil sevgim ve yeterince alkollü şu anda. Tek sevgim değilsin benim. Bununla yaşayamazsın. Seni seviyorum ve fakat sende olmayan her şeyide seviyorum.
BEN: Biliyorum eksiğim ve matematikten anlamıyorum. Fakat yeterince sözel sana olan duygularım. Kelimelerin yetmediği yerlerde fotoğraflar kullanabilirim hayatımdan.
O: Peki ya doyamazsak birbirimize? Ya bastırırsa sensizliğim. Ortada kalan kimse olmaz belki,etrafa dağılan şarapnel olmak istemiyorum seninle.
BEN: Yarını düşünmeden yaşayamaz mıyız? Neden bilmek yada bildiğimizi düşünmek zorundayız geleceği? Bugünü yaşasak sadece ve bugün tarihin en uzun günü olsa…
O: Sorunda burada zaten. Asıl bugün yokmuş gibi yaşamalıyız. Çünkü bugün varoldukça yarın kaçınılmazdır. Fakat yapabileceğimizi sanmıyorum.
BEN: Sanmakla geçti ömrümün geri kalanı ve bunu iyi sanırdım. Ne zaman emin sevdalar yaşayacağız seninle.
O: Herhangi bir zaman fakat farklı bir boyutta. Burada bu şehrin zamanlamasında erimek istemiyorum. Karadeniz’in aşkı,Ege’nin güzelliğinden değil. Tuza muhtaç oluşundan aslında.
BEN: Zaman ve mekan karmaşası yaratma bana. Bunu anlayamayacak kadar seviyorum cehaleti. Yarının umut olmadığı bir gün içinde 1. tekil işaret sıfatları ekliyorum günüme. Gereksiz Türk filmi replikleri dolanıyor beynimde ve rica ederim bu bahsi kapatalımsal diyaloglar yazıyorum son sahnelere.
O: Neden bu kuramsal sevgi? Sen sevmeyi Romen edebiyatından mı öğrendin? Bu kadar aşağılamaya hakkın yok sevgimi. Tabanlarımda hala yanık izleri var benim. Ben seni sevmeye başladığımda yer kabuğu soğumamıştı henüz.
BEN: Bana evrimini tamamlamamış muamelesi yapma. Daha birkaç satır önce yeniden aşık oldum sana. Tamam,ayrılalım burada ve hemen yeniden tanışalım. Her zaman diliminde sevebilirim seni.
O: Bense kırık bir 45’liğim zamanın derinliklerinde. İmgesel boşluklarım var ve yapabileceğin en iyi İstanbul tasviri bile yetersiz kalır doldurmaya. Bana göre bir kavram için alfabenin dörtte üçünü yan yana getirmen ve doğru sıralamayı tek seferde bulman gerek.
BEN: Haksızlık bu ama ben yalnızca yarısını öğrenebildim dilimin. Acı ve ekşi bildiğim tek tatlar benim. Yaptığım tüm yerli yetersiz ve gereksiz teşbihler bu yüzden aslında.
O: Boşa köle tüccarıyız burada,zira ortada ne sandal nede çekecek kürek var.
BEN: Peki elimi değdirsem eline. Terim karışsa gözyaşına,yinede olumsuzluk eki mi alacağım en olumlu cevap?
O: Olumlu bir cevabımın kalmadığı bir an yaşadığım. Tüm zamansızlığımı dinliyorum yüreğimde ve ben yalnızca olumluluğumu tüketiyorum –di’li geçmiş zamanımda.
BEN: Peki neden bir olumsuzluğa aşık olmak zorundayım. Neden sevemiyorum ayrılmayı?
O: Sen sadece kendini ve sevmeyi seviyorsun. Benimle hiçbir alakan yok senin. Ben sadece lüzumsuz bir fotoğrafım hayatında. Üstelik oldukça yüksek kontrastım.
BEN: Evet ben kendimi seviyorum ve sen bensin. Sadece bunu anlamamaya çalışıyorsun fakat farkındasın yalnızlığımın.
O: Ben,sen falan değilim. Ben yalnızca O’yum. Ve bu çemberi oluşturan küçük bir noktayım sadece. Daha binlerce nokta var orada ve sen ne bunun nede benim farkında değilsin. Sen yalnızca zamanında yeterince aşağılanmamış bir obsesifsin.
BEN(miyim): Bunlar yalnızca mutsuzluğumu kırmak ve nefretime yüz tutmak içinse,bilmeni istediğim tek şey;ben seni mutsuzken ve hatta nefret ederken bile sevebilirim.
O(ydu): Zamana karşı bir kumar sadece oynadığımız ve ben senin tüm devrik cümlelerinin çıkarttığı toz bulutuyum. Bir süre sonra rüzgarla sevişmek zorunda olmak istemiyorum. Benden ve tüm taneciklerimden uzak durmanı istiyorum. Yalnızca sensiz olup sensizliğe ağlayabileceğim bir omuz aramak istiyorum şu anda.
BEN(mişim): Aradığın omuz ve ağladığın bensizlikse bende kalmadı onlar. Sana verebileceğim tek şey senden aldığım yüreğin ve karşılığında benimkini istemiyorum. Tek istediğim o yüreği şimdi ve burada denize fırlatman. Yüzüm sürüp hala yazımsayabildiğim bir dünyada ihtiyacım olan son şey yüreğim.
O(değilmiş): Bunu benden istemeye hakkın yok. Ben sensizliğe ağlarken benimkinin yerini alacak bir yüreğe ihtiyacım var. Sana söylediğim tüm kötü şeyler anısına bende kalmasına izin ver.
BEN(benim): Sen bilirsin,benim ihtiyacım olmayacak nasılsa. Ceketim olsaydı omzuma atardım giderken ama bir dahaki sefere artık. Fazla Ataol Behramoğlu okuyorum bu aralar kusura bakma.
O(da kim): Severim o adamı. Tek bildiğim burada yaşamak istemediği aslında.
BEN(yazık…hala benim): Ne güzel yıldızlardan tasvirsizlik çıkarman. Şiirimin eksik yanlarısın sen belkide ve sırf bu yüzden bile sana aşık olabilirim.
O(galiba): Aşk ne kadar akşam kokulu bugün… Tek dileğim yıldızların karanlık olmadığını öğrenmek aslında…




Bir aşkın başladığı yerde başlar ayrılık ve yalnızca kopabilmeyi zorlaştırmak içindir sevda sözcükleri. Erkek ve kadın,yerkürenin soğumasının temel nedenidir belkide. Uzun sayılabilecek bir yolda süregelebilen uyumsuzluk zamanla sevgiye dönüşür ve ayrılık sezmeyle başlar aşık olmak. Kim ayrılmayacağı birine aşık olur ki? Aşk ayrılık içindir ve umulanın aksine çok kalabalıktır. Yaşanmaya soyunur ve ölümle sevdalıdır aşk. Herhangi bir hayal gücü denemesinin en zararsız yapıtıdır ayrılık ve şefi olmadan çalamaz kemancılar.