Biraz ruj, biraz rimel

Bu konu ile ilgili birşeyler karalamak istemiştim ilk duyduğumdan beri lakin bir süre Türk medyasının konuyu ele alış biçimini tartmak adına beklemek durumunda kaldım. Haber herkesin malumu, Bilkent öğrencisi genç bir kızımız profesör annesinin boğazını kesmiş. Türkiye’de ne ilk defa yaşanıyor, ne de son kez yaşanacak. Burası garip bir şekilde kan üzerinde rakseden bir coğrafya.

Günün içinden herhangi pencere seçin, o pencerenin bir yerlerinde rahatlıkla kan bulabilirsiniz. Eğitime bakın; sınıf arkadaşını doğrayan ortaokul çocukları göreceksiniz. Sağlığa bakın, doktoru vuran hasta yakını göreceksiniz. Sokağa bakın, yürürken omuz attığı için karşıdakini kurşuna boğan adamlar göreceksiniz. Aileye bakın, kız kardeşini katleden hayvanlar, karısını doğrayan manyaklar göreceksiniz. Adliyeye, trafiğe, siyasete bakın, allah aşkına şu toplumun haline bir bakın.

Bu kez farklı olan neydi peki? Medyanın bu konunun üzerine bu denli eğilmesinin nedeni neydi? Basılı medyayı sadece haftasonları takip edebiliyorum ancak internet sitelerinde günlerce manşetten verildi haber. Bir-iki gün sonra bir cinayet haberi de Konya’dan gelmişti. Bir başka kadın annesini doğradı yine ama Bilkentli kızımız kadar manşetlerde kalamadı. Acaba bu iki haber arasında, hangisinin ne kadar manşette kalması gerektiğini nasıl ölçüyorlar? Siteye hit, gazeteye tiraj, televizyona reyting kazandıracak şey alımlı, güzel sayılabilecek bir cinayet zanlısı mı? Hanım kızımızın sorgudan hemen sonra makyaj yapması mı? Konyadaki zanlının suçu bakımsız olması mı?

Biraz saçma geldiğini biliyorum. Ama hurriyet.com.tr’nin Bilkentli katilin haberi için “İŞTE O KIZ” gibi bir başlıkla cinayet zanlısının fotoğraflarının olduğu bir galeriye link vermesini nasıl açıklarsınız? Zanlının birbirinden seksi fotoğrafları için tıklayın gazeteciliği bu. Mucidi de hurriyet.com.tr elbette.

Konunun diğer yönü de cinayet zanlısı kızın ruh hali elbette. Kendimi düşünüyorum, hani anne-baba doğramak gibi manyaklıklar yapacak birisi değilim çok şükür, geçtim onu, adi suç dediğimiz vergi borcu, trafik borcu, sokakta yere tükürme cezası dolayısıyla polis alsa beni, çıkışta da TV kameraları, gazeteciler olsa durup “bir aynaya bakayım, şekli şemali düzelteyim” demem. Ama hanım kızımızın maşallahı var, kendi ifadesine göre doğramış annesini, sonra da kamera var diye basmış ruju, basmış rimeli. Pes doğrusu…

Cinnet hali son hızıyla sürüyor soktuğumun memleketinde. Baba kızını, kız anasını, maganda insanı, insan hayvanı… Doğruyorlar boğazları, katur kutur… Hergün biraz daha eksiltiyoruz yaşam sevincini, çatır çatır… Bize de reyting kaygısı düşüyor, tıkır tıkır…

dea

2004'ten beri FasulyedenKom sitesinde yazıyor. Bekar. Karşı cinse düşkün. Şişman ve çirkin.

Biraz ruj, biraz rimel” üzerine 19 yorumlar

  1. Mahkemece ceza verilene kadar kendisine katil demek suc olmuyor mu sayin site sahibi?
    Kendisi itiraf etmis bile olsa, ya da burada biz bize olsak da, yine de bu konuya dikkat edilmesi taraftariyim…

  2. Porno bir ideolojidir dediğimde herkes bi tarafıyla gülüyordu:)

    Bunun sistemli bir ideolojik dayatma olduğunu ve tüketim toplumunun vazgeçilmezi olduğuna inanmayan varsa gerçekten düşünce sisteminden şüphe etmekteyim.

    Ne ekersen onu biçersin. Rüzgar ekersen de fırtına biçersin.

    Sadece haftaiçi sabah ve öğlen kuşağındaki kadın programlarını takip edin. Alın size istedikleri Türk toplumunun birabir yansımaları= Yukarıdaki yazı

  3. Yazıda değinecektim yine unutmuşum. Herkesin malumudur; gazetelerin, haber sitelerinin okuyucu yorumları konusu tam bir bomba.

    Bu “Bilkentli kız, dekan yardımcısı annesini doğradı” haberinde göza çarpan da bazı aklıevvellerin hadiseyi dine bağlaması oldu.

    “ya işte bak kızına Allah korkusunu öğretmezsen, dinini öğretmezsen böyle olur” diyen gerizekalılar da var bolca. Beyinlerine sinek ilacı mı sıkıyorlar, napıyorlar bilmiyorum ki ben.

  4. dea sanırım yazar orada hayırlı evlat yetiştirememekten bahsetmiş. Kendince de iyi bir bireyin nasıl yetiştireceğinin tarifini yapmış. Sinek ilaçlık bir durum göremedim ben.

  5. Olayin Turk toplumuyla ilgisi yok yahu, o kadar karamsar olmayin. Gecen ay Kanada’da sayisi net olarak bilinmemekle birlikte en az 20 kadini oldurup ciftligine gomen adam mahkemeye cikti. Amerika’da her ay bir alisveris merkezi ya da universiteye silahla girip tarama vakasi oluyor. Dunyanin her yerinde psikolojisi bozuk insan var. Yine Turkiye o acidan iyi, o kadar manyaklik yok bizde. En son 2-3 sene once bayramda bi seri katliam olayi olmustu. Efendim no country for old men bu konuya dokunan bir film. Eskiden boyle manyaklar yoktu diyor filmin basinda serif ama gel gor ki eskiden de varmis boyle seyler, psikopatlar her yerde var, olacak da. Kaziga oturtmalar, iskenceler populer kulturun urunleri degil tabii ki, okudugumuz tarihin baslangicindan itibaren hep siddet ve kan var. Aci olan katillerin hakettikleri cezayi almamasi, siyasetcilerin kafalarina gore cikardiklari aflarla 5 sene yatip cikmalari. Seneler once bir ogretmene tecavuz edip olduren, annesini olduresiye dovenler en son afla cikti, sokaklarda dolaniyorlar simdi…

  6. Korkumuz olayın Türk toplumuyla ilgili olmasından değil dayatma olmasından kaynaklanmakta.
    ABD ve Kanada örnekleri olayın ideolojik boyutunu açıklamakta zaten. Dayatmanın çıkış noktaları baş aktörleri…
    Sorun işkencenin acının insanoğlu ile yaşıt olması değil neden bu iki olgunun yarım asırdır gazete ve televizyonlarda ilk haber olarak verildiğidir. Veya gazetelerde çarşaf çarşaf haberler. Bu ülkenin daha önemli meseleleri yok mu?
    Bu insanlara çözüm yolu göstermeyip hakkını hukukunu öğretmezsen nasıl bu insanlardan tepkisel bir eylem bekleyebilirsiniz.
    Bu popüler kültür değildir de nedir?

  7. “Dayatmanın çıkış noktaları baş aktörleri…”

    Dayatma dedigimiz kultur emperyalizmi mi oluyor? Eger boyleyse bu kulturun kaynaginda, yani ornek verilen bu ulkelerde suc orani bizden daha dusuk.

  8. Ağam, Kanada’da, ABD’de de seri cinayetler ya da toplu katliamlar oluyor diye, manyağın birisi st. George Lisesini taradı diye buradaki cinnet halini olağan karşılamamı bekleme benden. tabii ki sadece bize özgü değil ama rahatsızlık seviyesinin biraz üzerinde olduğumuz kesin.

    werdure: Okuduğum birkaç yorum üzerine yorum yaptım. Zira hayırlı evlat yetiştirilmesini öneren birisine neden o lafı söyleyeyim. Amcam resmen kızın “elit” duruşundan, annenin çağdaş bir akademisyen lansmanından yola çıkarak yorum yapmıştı. Onu eleştiriyorum. Sanki bu ülkede hayırsız evlatlar sadece belli bir kesimden çıkıyor. Dindarların hepsi hayır silsilesinde yüzüyor gibi bir anlam çıkıyordu yorumundan.

    Bana salak hurriyet.com.tr okuyucu yorumlarını savunma olm ya 🙂

  9. Ağam bu kültür emperyalizmi üzerine yazılmış yüzlerce makale yüzlece kitap var ben şimdi burada birkaç cümle ile bunu nasıl anlatayım:)

    Benim dikkat çekmek istedğim nokta “tepkisiz sağduyusuz öngörüsüz bir düzen yaratılmak istenmesi” bunun baş aktörü tabi kide ABD.
    Özendirilen yaşam Amerikan life style.
    Bir söz vardır bugünkü Türk toplumunu anlatır.
    Küçük insanlar insanlarla,
    Orta insanlar olaylarla,
    Büyük insanlar fikirlerle uğraşır.
    Bizde ne zaman insanları ve olayları konuşmayı bırakırsak o zaman kendi başımıza ayakta durabiliriz.
    Emre Kongar ın 3 lü model senaryosu vardır.
    1- Kolombiyalaşmak
    2- İranlaşmak
    3- Yugoslavyalaşmak

    Konumuzla alakası olan kolombiyalaşmak deyimi şöyle açıklayalım. “Uyuşturucu kaçakçılığı ve Mafyalaşma”

    Bugünkü tv dizilerine bakarsak eline silahı alan herkes kendini mafya ilan etmekte. En büyük örneği KV Pusu. Yani senelerdir mücadele eden süper kahraman Polat Alemdar bir türlü çeteleri mafyaları bitiremedi. Çünkü bitmez ne kadar mücadele edersen et devamlı birileri çıkacaktır karşına düşüncesi veriliyor.Hukuktan demokratik bir mücadeleden söz edildiğini gördünüz mü hiç?
    Şimdi sakın dizinin formatı bu demeyin:)
    Konuyu dağıtmadan dea nın yazısına konu olan olay veya kişiler topluma ne kazandırabilir? Ama rating aracı diyerek olay abartılır da abartılır.
    KAdın programlarının hepsinde şiddet gözyaşı tecavüz ayrılık aldatma akla gelen ne kadar ayrıştırmacı olgu varsa…
    Nerde sevgi saygı nerde hoşgörü nerde birlikte bir yaşam anlayışı nerde toplumsal barış.
    Bu tür programlar da kültürden sanattan bahsedilse hadi hep beraber bir etkinliğe katılıyoruz denilse, demokratik mücadele yolları anlatılsa,insanlar üretime teşvik edilse. Yani örnekleri siz düşünün arttırılır da arttırılır.
    Bu bir kuşatmadır. Bu bir pranga vurma mücadelesidir. Dünya varolduğundan beri süren bir “öteki” yaratma savaşıdır.

  10. Tek cümle ile yazdığında savunulası duruyor. 🙂 Ayrıca o yorumları baz alarak eleştirecek olursak ohooo ne siteler ne yorumlar çıkıyor sen benden daha iyi bilirsin. 🙂

  11. dea evladim sana cinayeti savun diyen mi oldu. Ayrica cinayet nasil savunulur ki lan. Bu kultur meselesinin toplum hayatini etkiledigi tabii ki gercek ama olayi sadece buna endeksleyip toplumsal yozlasmayi da dis mihraklara yikarak kendimizi kurtarmaya calisiyoruz. En basit ornek yine Amerika ve Kanada. Bu iki ulkede konusulan dil, dinlenilen muzik, okunan kitap ayni. Tv programlari benzer degil birebir ayni cunku ayni tv’leri izliyorlar. Amerikada cinayet orani Kanadanin yaklasik 4 kati. Toplumsal cinnetin bir sebebi de yozlasan kultur olabilir ama ayni kulturle yasayan iki toplumdaki bu fark da ekonomi, issizlik, sosyal bilinc gibi onlarca parametreyle aciklanabilir. Olayi sadece kulturel yozlasmaya ve dis mihraklara ihale etmek o yuzden bana fazla basite indirgemek gibi geliyor.

    Hakkimizi aramayi veya demokratik mucadeleyi ogretmiyorlar, bu hem onlar icin yorucu bir is olur hem de devletin resmi ideolojisine ters olur. Daha fazla kurtlar vadisi, daha fazla vatan icin kursun atip yiyen serefli genc demek. Allah muhafaza bir de sendikalasmak, grev hakki falan isterler… Simdilik iyi boyle, hem sandikta kaybedince de nasolsa ya muhtira ya da mahkeme hallediyor isi, o yuzden demokratik hakka falan da fazla gerek yok 🙂

  12. Bir de biraz etliye sutluye karisan Nokta vardi bir zamanlar, ona noldu yahu? Yalancilik, komploculuk, abidiklik, gubidiklik yaptilar sanirim. Kahrolsun Nokta, yasasin Hulya.

  13. İşte sorun burada başlıyor devletin resmi ideolojisi nedir?

    Bende bunu belirleyenler belli , malumun ilanına gerek yok demekteyim.

  14. ”bilkentli kızımız”, ”hanım kızımız” yazının gerisini okuyamadım bile… Nerden hanım, nerden kızımız?

    Bir annesini doğradığını ”itiraf eden” psikopata hanım kızımız demedigimiz kalmıştı. Ha bir de şu var…

    Gazetelerin reyting almak için kullandıgı fotografları eleştiren yazarımız da gidip sadece kırmızı dolgun dudaklara odaklanmıs ki bana göre yazıyla alakasız bir fotograf koyuyor. Yok ”basmış ruju, basmış rimeli” kısmını görselleştirmek amaçlı kullandım derse eyvallah. O galerilerdeki fotograflara bakıp “Annesini öldürdüğünü itiraf eden kızın dudakları gördün mü vay anam” dicek insanın…

  15. Yazılan bir haberin ya da yazının resimlerle zenginleştirilmesinde problem görmüyorum ki ben. Sıkıntım “Katilin birbirinden seksi fotoğrafları için tıklayın” gazeteciliği.

    Kahveci Rıfat’ı öldüren Berber Mustafa için de galeri yapsınlar o zaman. “Altınmakas Mustafa’nın birbirinden kıllı resimleri” diye. Eyvallah diyelim biz de…

    Fotoğraf yazıyla alakasız cümlesi de yorumdur, birşey diyemem.

    Hanımkızımız dedim diye hanım da olmuyor, kızımız da olmuyor elbette 🙂

  16. Sözlükçüler “seksi fotoğrafları için tıklayınız gazeteciliği” diyor buna..”cuk” oturmuş bence.. Bir ara Hürriyet ve Milliyet’in web sayfalarını filtre programları engelleme koyacak dedikodusu dönmüştü, o zaman Sayın Çekirge “kamuoyuna duyuru” şeklinde geri vites yapmıştı..bi de hassasız bu hususta gibi yalanlar uydurmuşlardı.. Velhasıl kelam tekrar başa döndüler..

    Anlayacağınız gazeteciliğin ölçüsü değişti..şimdi moda olanı “90-60-90” gazeteciliği derim, utanmadan reklam da yaparım, dea’nın desturuyla tabii 🙂

    http://arielortega.blogspot.com/20­07/03/90-60-90-gazeteciliin-yeni-ls.html­

  17. Başak, korkunç eylemiyle ortaya çıktığı andan itibaren söylenceler dünyasının bir sakini oluvermişti zaten.
    Öte yandan aynı hafta içinde Konya’da yine okumuş bir kız da Başak gibi anasının boğazını kesiyor; bununla da kalmıyor, kutuya sığsın diye kafasını, kollarını ve parmaklarını da kesiyordu. Fakat o, hiçbir zaman bizim için Benal olmayacaktı. O, Benal Sönmez’di. Çünkü cinayetinin hunharlığı karşısında donup kaldığımız Sönmez, pişman olmadığını haykırıyordu.
    Bu iki kızın basında kapladıkları hacmi karşılaştırdığımızda ‘takibi şart haber’ olanla olmayan arasındaki farkın yanı sıra dünyayı tartma yordamımızdaki bütün çarpıklıkları da görebilmek mümkün. Benal’in anasının siyah başörtülü bir resmiyle, babasının güneş yaşlısı köylü suretinden başka bir şey yok elimizde. Bir de Benal’in bir kadın polis eşliğinde götürülürken çekilmiş, gözlerini göremediğimiz bir fotografı. Tam da bu yüzden, bu cinayet fazla ilgimizi çekmiyor. Zaten farklı adetleri olan farklı bir dünyanın sakinleri arasındaki baltalı şiddet üstüne fazla düşünmeye değmez. Üçüncü sayfalarda beşi bir yerde olarak bakıp geçmek yeterli. Bunun yanı sıra Başak’ın daha fotojenik olduğu da hesaba katılırsa bu filmin esas kızının kayıtsız şartsız o olacağı kesindi.

    -Yildirim Turker-

    http://www.radikal.com.tr­/ek_haber.php?ek=r2&haberno=8188­

Yorumlar Kapalıdır.