Ergenekon Ciddi Bir Meseledir

Başbakan’ın bir bloga hakaret davası açması uykularımı kaçırmaya devam ediyor. Olası bir suçlama karşısında iyi niyet göstergesi olarak bu paragrafı yazma fikri oluştu kafamda. “Ben değiştim” Hatta, yetmez diyenler için: “Değişerek geliştim.” Ülkenin başbakanı, yani söylediği her cümle vakf-ı idaresi altındakiler için ölümcül emirler arasında sayılan birisi için bu cümleler 30-40 yıllık siyasi ve ideolojik altyapısını, o altyapının emrettiği vecizeleri geçersiz kılabiliyorsa; el’garip dea için de hafifletici hatta salıverilme sebebi olabilmeli. Yetmez derseniz, tutuksuz yargılanmaya da fitim. Haberiniz olsun. Daha Fazlasını Oku

Aksi İstikamet

 Kişisel aptallık tarihimize damga vuran olayları insanlara anlatmazsak başkalarını uyarmamış ve onların aptallık tarihlerine dolaylı yoldan müdahele etmiş oluruz. Zaten insanlık özeleştiri mekanizmasını az düzgün kullansa hem bu kadar fatura gelmez hem de üç beş biriktirmiş oluruz. Burda bir anlam kayması yaşadım sanırım, haziran dönemine girince beynimde yanan sönen ucuz uçak bileti kırmızı ışığından kaynaklandığını düşünüyorum.

Canoğlan Askerde

Bu yaz döneminin benim için tek önemli noktası militari görevlerimin kapıya dayanması ve benim bu jargonu hiç bilmemem. Deseler ki çavuş mareşali gece koğuşta domaltmış, yarasın koçuma derim. 2 sene önce işe girerken tecil ettirdik, muayene olduk falan ama prosedür konusunda herkesten bilgi ala ala kafa kabaklı böreğe döndü. Sıkılmış olmalıyım ki artık bu durumdan, dün sabah erkenden askerlik şubesine elimde gerekli evraklarla ve ulan gidiyorum ama almasınlar lan çat diye selamunaleykum biz de seni bekliyorduk gibisinden bir şüpheyle gittim. Form doldurdum, “Oyak’ta çalışıyorum” cümlesini en sempatik gelebilecek yere kondurma çabası içinde diyalog kovalıyorum. Gel gör ki olayımız klasik bir hazin canoğlan hikayesi. Tecil bozdurup askere gitmek için askerlik şubesine başvuran nefes alıp verme suretiyle yaşayan canlılardan kaç tanesinin tecili zaten başvurduğu gün bozuluyordur ve zaten gelmesine gerek yokmuştur. Ne evrak aldılar, ne nerde çalıştığımı öğrenebildiler. Bana da bu hikayeden geriye anı olarak sıklımtepiş Halıcıoğlu minibüslerinde geçen ultra neşeli dakikalar kaldı.

Üstün Zekalı Canoğlan

Geçen haftaların birinde dünyada Mensa diye üstün zekalılar derneği gibi zirzop bir kuruluşun Türkiye ayağının sınavının yapılacağını öğrendim. Bu tarz boşbeleş işleri her daim kovalayan yapım gereği saniyesinde başvuru formunu yollayarak IQ sınavımın tarihini beklemeye başladım. Çocukken de hatırlıyorum sokmuşlardı annemler, ama sonucu söylememişti sınavı yapan merci. Orda anlamalıydım işte, ama yok illa kafanın dikine git malsurat. Gelen maili kopyalayayım da dünya ahret öğrensin; “Değerlendirmeniz gerçekleştirildi ve üzülerek bildirmek isteriz ki puanınız ortalamanın üstünde yer alsa da Mensa Üstün Yeteneklileri Destekleme Derneği üyeliği giriş seviyesi için gerekli bir koşul olan üst %2lik dilime girememiş bulunuyorsunuz. Bu nedenle şu an için size Mensa üyeliği teklif edemiyoruz.” Bana da bu hikayeden geriye anı olarak Ataköy dolmuşunda inip sıcağın çatında Kültür Üniversitesi’ne kadar yürüdüğüm tozlu parkur, sen de az aptal değilsin ha plaketi için verdiğim 20 lira kaldı. “Bana da test oldu AQ.”

Canoğlan Buzlu Bardak Peşinde

Buzlu bardak mefhumuna karşı değilim, bilakis suyu veya birayı soğutucak her türlü aparatı kucağıma basar onunla öğle uykusu uyurum. İçini temizlerim, akşamüstleri dışarı çıkartırım. Burda sıkıntı acil soğuk su ihtiyacı/bardağın soğutma hızı denkleminde canoğlan’ın fevriliği katsayısının tam bilinememesi, yoksa hangi insanoğlu ooh şöyle güzel bir soğuk su içeyim de ferahlayayım maksadıyla buzlu bardağa damacanadan su doldurduğu an onun buz kütlesine dönüşeceği mantığıyla hemen suyu içer. Bu tarz insan yeri gelir ketılın içine suyu koyup tuşa bastıktan sonra poşet çayı emmeye de başlar, earl grey emiz. Bana da bu hikayeden geriye anı olarak sikimtrak bir su içmişlik kaldı.

Çim Biçme Düşmanı, Çevreci Canoğlan

Keşke kasıyorsam da yazıyor olsam bu yazıyı, ama yok şerefsizim yağ gibi aptallık akıyor bünyeden. Bir elimde iş kartımı bir elimde cep telefonumu kendi eksenleri etrafında döndürerek Barbaros Bulvarı’ndan aşağı yürüyorum. Tam böyle ilerde bir uzaylı gördüm, ama cidden bizim dünyalılara benzemiyordu adam giyindiği kostüm sayesinde. Bir misyon için indirilmiş ve bitirdiğinde köşede bekleyen uçan dairesine binip evine dönücek. Ulan tam paralelinden geçme gafletinde bulundum adamın, bir alet çalıştırdı güm güm güm güm sağ tarafımdan suratıma şarapneller yağıyor. Meğer çim biçme makinesiyle ot kesiyormuş, ama yani sağa sola kaktüs, taş falan sekiyor. Eve giderken saldırıya uğradım resmen ya, bu olaylar da bir iki gün zarfı içerisinde oluyor. Bu hikayeden bi sikim kalmadı anı afedersin. İşte ne olabilir maksimum, akşamüstü saatlerinde kostumlü bi biçici görürseniz yanından geçmeyin olabilir en fazla. Çok sıradan, sade ve kornetsiz.

Canoğlan’la 101-Espriye Giriş

Sürreal bir espriyle yazıyı sonlandırmak istiyorum; “Dünya Kupası’nda bütün maçlar patates abi, o yüzden birayla süper gidiyor.” Zaten böyle aptallık üzerine yazılan yazıya da böyle aptal bir espri giderdi. Yeni http://aminaqoyim.blogspot.com blogumun reklamını da yaptıktan sonra artık gönül rahatlığıyla gittigidiyor’dan vuvuzela siparişi verebilirim.

Gemilerde talim var

zVn91

Bugün aldığımız muştulu bir habere göre, tosun arkadaşımız Deniz Kenarı’na düşmüştür. Kendisi artık bahriyelidir bu böyle biline, rakı-balık uğruna hazırdır ölmeye. Denizden komutanı çıksa yemesini, ayağını mayıs ayında ilk cemre düştüğünde suya çipçip sokmasını, yaslı gidip şen dönmesini, Cuma akşamı son kez Süt Kardeşler’i izlemesini, boş bulduğu bir vakitte tayfasıyla beraber Pao deplasmanı tatbikatı yapıp en azından karşı kıyıya üç beş bira şişesi fırlatmasını diliyor, uzun dönem askerliğinde kendisine başarılıyor diliyoruz.

Tosun Reis, gerekirse denizi ortasından ikiye böleriz !

Fatik Askerde – 1

Genelde telefonda konuştuğunda, nette konuştuğunda sorulan sorudur. Askerlik anlatılanlara göre benim için rahat geçiyor. Tuvaletler, banyolar, yemekler, koğuşlar anlatıldı. Hatta korkutulduk. Tuvaletler lisedeki tuvaletlerimiz kadar temiz. Banyolar, bence iyi. Evimizdeki, oteldeki duşları beklemiyordum zaten. Ama yine de ilk başta korkudan ilk 3 gün duşa gidememiştim. Sonra baktım olmuyor. Gittim duşumu aldım. Koğuşlarda 20 (-1) kişi kalıyoruz. Koğuşlar Ruslardan kalma. Kalma derken ev değil koğuşlar 🙂 At ahırı koğuş olmuş. Biraz dar olduğu için iç içeyiz. Bir de tek pencere var. Botlar ve çoraplardan kaynaklanan koku ile geceleri zor duruma düşüyoruz. En büyük duamız yatarken gece kalkmamak. Bir de horlayan çokmuş. Hatta İbrahim Hocam ilk günlerde bayağı rahatsız olmuş. Daha sonra bir gece kendisini horlarken yakaladım (Üzüm üzüme baka baka…) Yemeklere gelince en büyük problem. Aç kalıyorum diyebilirim. 11 Ağustosta ziyafetle uğurlanırken, 12’sinde İzmir Köfte ile cırcır olabiliyorsunuz 🙂 Askere gitmeyenlere en büyük tavsiyem İzmir Köfte yemeyin. Daha Fazlasını Oku