Skip to content Skip to sidebar Skip to footer

“E takip etselermiş kızlarını…”

Münevver Karabulut. Geçtiğimiz aylarda kafası kesilmiş cesedi çöp konteynerinde bulunan liseli bir kız çocuğu. 17 yaşında. Cesedinin bulunmasının ardından ortadan kaybolan erkek arkadaşı baş şüpheli. Cem Garipoğlu. 18 yaşında. İşadamı Mehmet Nida Gariboğlu’nun oğlu, Hayyam Garipoğlu’nun yeğeni. Evlerinde silinmiş kan lekelerine rastlanınca anne ve babası gözaltına alındı, "biz birşey bilmiyoruz" dediler, serbest bırakıldılar. Oğulları nerede bilen yok. Polis arıyor lafta, 2 ay kadar süre geçti hala bulunamadı. Büyük ihtimalle bir Yunan Adası’nda çıtırlarla gününü gün etmekte an itibariyle...

1 Mayıs Çevik Kuvvet Bayramı

Dünya’nın dört bir yanında İşçi Bayramı olarak kutlanan 1 Mayıs, güzel ülkemde Çevik Kuvvet Egemenlik ve Dayak Bayramı olarak kutlanır yıllar yılı. Orda bok varmış gibi Taksim’i kapatırlar işçilere. Girmek isteyeni, istemeyeni, slogan atanı, atmayanı, yaşlı dedeyi, küçücük çocuğu, turisti, yerliyi, öğrenciyi, işciyi, aman diyeni, diyemeyeni hepsini sırayla döverler. Lokanta’da yemek yersin, yanına dayak servis ederler; hastanede tüpten oksijen yersin, portakal aromalı biber gazını da katık ederler. Kısacası kafalarında kaskları, ellerinde yangın tüpüne doldurulmuş biber gazları, copları ile bayramlarını büyük bir coşkuyla kutlar çevik ve kuvvetli abilerimiz.

Hodri Meydan!

Az önce çok feci şekilde utandırıldım. Türkan Abla utanmama sebep olan. Neden mi? Türkan Abla kanserle olan savaşının ortasında, haksız yere başka savaşlara sokulmaya çalışılmasına rağmen, ülkesi ve ilkesi için bu denli emek sarf edip yine de devlet tarafından suçlu konumuna düşürülmesine rağmen, yaşadığı sağlık sorunu yüzünden bu denli zayıf düşmesine rağmen, yine de hala savaşıyor, yılmıyor, "hodri meydan" diyor.

Ergenek10 ve TRT2

Ergenekon'un şu meşhur 10. dalgasından, yeraltından çıkan silahlardan, Tuncay Güney isimli maskara ajanın kasetlerinden dolayı pek dillendirilmeyen bir soru var. Malum 10. dalganın sabahında TRT2 isimli haber-kültür kanalımız Yargıtay Onursal başsavcısı Sabih Kanadoğlu'nun gözaltına alındığını duyurdu. Haber üzerine Kanadoğlu'nun evine bir medya ordusu akın etti. Ama ortada bir gariplik vardı, zira herhangi bir gözaltı durumu söz konusu değildi. Ancak birkaç saat geçmeden polis gelerek Kanadoğlu'nun evinde arama yapmaya başladı. Yani TRT2 isimli devlet kanalımız, habercilik çıtasını öylesine yukarıya çekmişti ki, bırakınız atlama haberi, henüz olmamış haberi bile vermeye başladılar, gurur duyduk.

A.C.A.B.

Polisten nefret etmek için sebep çok aslında ama ruha biraz tribüncülük sosu çalınması da yeterli zaten. Buna biraz da muhalif, isyankar bir kimlik koydun muydu Atina sokaklarında araç yakarken bulabilirsin…

Haydi polise kimlik soralım

Avcılar'da yaşanan olay malumunuz. Polis yeleği ve tepe lambası ile gece kulübünü basıp, kadın kaldırmışlar. Bu kaldırmak lafı da ilginç. Kurtlar Vadisi jargonu gibi... Ama avukatlarda da ciddi oranda kullanılıyormuş, geçen ATBS'nin dükkana gidip 2 avukatın sohbetine tanıklık edince farkettim. "Gittim adamın mekandan mal kaldırdım." Görsen uyuşturucu ticareti yapıyor sanırsın ama haciz prosedüründen bahsediyor işte haspam. Kaldırmak. İlginç. Neyse. Celalettin Cerrah da çıktı dedi ki "Her polis yelekliyi, her tepe lambalıyı polis sanmasın benim salak halkım, gitsin kimlik sorsun" İyi, güzel, hoş ama burası da İsveç değil ki arkadaş. Kapını çalan, arabanı çeviren, GBT'ne bakmak isteyen herhangi bir polise "Bir dakika, önce kimliğinizi görebilir miyim?" dersen ne olacağı belli değil ki? eğer şanslıysan görürsün o kimliği. Daha da şanslıysan ne göreceğini hepimiz biliyoruz. Daha geçenlerde bir avukatı dövmediler mi? Sonra polise mukavemet suçundan tutanak tutmadılar mı? O avukat şimdi mahkemelerde sürünmüyor mu?

Umurlarında bile değilsiniz!

Nasıl bir yazı olacak bu, inanın fikrim yok. Ana fikri de daha ikinci cümleden vereyim; bu ülkede, devletin sana, bana, bize, sokaktaki insana, hiçbir vatandaşına saygısı yok. Gram saygısı yok! Geçiniz bu halkımız için çalışıyoruz teranelerini. Çok sayın, çok kutlu devlet büyüklerimiz hazretlerimizin sikinde bile değiliz. Her fırsatta “biz halkın içinden geldik” makamını çığıran o halk çocukları şimdi oturdukları koltuklarda kıç büyütüp, devletin imkanları ile, cemaatlerin ikramları ile krallar gibi tatil yapıyor Ege ve Akdeniz sahillerinde.

Ergenekon, heryerekon, korkbendenekon

Artık yazmayacağım diyorum, dayanamıyorum. Yine bilindik, beylik cümleyi ederek başlayayım yazıya. Bu soruşturmanın üzerinde bu kadar durmamız, eleştirmemiz Ergenekoncu olduğumuzdan değil; darbeci olduğumuzdan hiç değil. Eğer yargılama neticesinde misal Eruygur Paşa’nın darbeci olduğu sabit görülecekse, Sinan Aygün’ün, gazetecilerin filan destek verdiği sabit görülecekse elbette hapse alınsınlar. Anayasal düzene karşı yapılacak her türlü eylemin karşısında olmak Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmanın gerekliliğidir. Çok şükür tüm derde, sıkıntıya, hayal kırıklığına rağmen T.C. vatandaşlığımızdan ödün vermeyiz.

Ergenekon hikaye, gasp şahane!

Sinan Aygün’ü çok sevmem. Kendisi bana göre içi boş, popülist ekonomik açılımlarda bulunur her daim. Bildiğin liberal ekonomicidir aslında ama şimdilerde ulusalcılarla anılan Ergenekon Soruşturması kapsamında gözaltında. Ergenekon ile ilgili olarak yeteri kadar kelam ettiğimi düşünüyorum. Anayasal düzene aykırı hareket eden, darbe planlayan, bu darbe için istikrarsızlaştırma politikası güden birileri varsa muhakkak cezalandırılsın. Kimse, ister şeriatçı olsun, ister darbeci, hiç kimse Türkiye Cumhuriyeti anayasasına aykırı fiil ve eylem içerisinde olamaz. Buna izin verilemez.

Yeni yazilar neden ayagina gelmesin?