Skip to content Skip to sidebar Skip to footer

Umut savaşçıları

Zor günler yaşıyoruz ülke olarak. Umut edip tutunacak çok fazla bir seçenek bulamıyoruz son aylarda. Nereye baksan kriz, kaos, tartışma, çekişme. Yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen sakal. Bütün olan biteni izliyoruz ama tepkisiz, hissiz ve de duyarsız. Bir gün bir adam çıkıyor diyor ki “tutkuyla sevdiğim yalnız ve güzel ülkem” Umutlanıyoruz, hülyalara dalıyoruz. Güzel günlerin geleceğine inanmak istiyoruz. Biraz da olsa kopuyoruz yozlaşmış hayattan. Sonra yine gerçekler tüm çıplaklığıyla karşımıza çıkıyor, eğilmek zorunda hissediyoruz kendimizi, uyanıyoruz. Çünkü biliyoruz ki “Kral çıplak.”

Euro 2008 ve dikişsiz toplar

Avrupadaki tüm liglerin teker teker bitmesiyle artık gözler Euro 2008’e çevrilmeye başlandı. 6 sene aradan sonra milli takımın da uluslararası bir turnuvada yer almasıyla ülkedeki ilgi daha bir yüksek haliyle. Takımların analizi, milli takımın şansı, kimlerin favori olduğu gibi konulara girmeyeceğim. Sadece dünya futbolunun gidişatındaki ilginç bir çıkmaza dikkat çekmeye çalışacağım.

Çadırımın üstüne…

Haluk Ulusoy'un gider ayak popülizm kaygısı ile ortaya koyduğu "Her ilçeden bir yürek" hadisesi patlamış. Euro 2008'de A Milli Takım'ın grup maçlarına gönderilecek olan talihliler için otellerde zamanında yer ayrılmamış…

Turkuazzzzz! Beyaaaaazzzz!

Mehmet Demirkol’un milli formamız üzerine eleştirisi ve önerisi ile başlamıştı tartışma. Nike firmasının 763 ülke milli takımı için özgünlükten uzak, tasarımı aynı, sadece renkleri farklı formalar hazırlamasından rahatsız olmuş, sadece Türk milli takımını yansıtacak, sahaya birkaç saniyeliğine bakanların “Bak, şunlar Türkler” diyebileceği bir formamız olması gerektiğini söylemişti. Bunu sağlamak için de ismini bizim verdiğimiz Turkuaz rengini önermişti. Çünkü yurtdışında Turkuaz denince akla Türkiye geliyordu, çünkü futbol sahalarında Turkuaz forma sık görülmüyordu, çünkü farklıydı ve bizimdi.

Yeni yazilar neden ayagina gelmesin?