Skip to content Skip to sidebar Skip to footer

Pozitif “Düşünce de” Kazanır

Geçen yine Kürşat Başar programlarına benzer bir ortama düştüm. Bu yabancılaşmalar, kültürler arası değişimler güzel geliyor. Misal Fransa'da ya da Almanya'da falan olsa çok koyar ama burada her şey şekilcilikten ibaret olduğu için eğlenceli duruma geliyor. Fakat olmadık muhabbetler ve ekmek kapıları da yaratıyor insana (Manitasal durumlar değil malesef) Hanım kızımız diyor ki: "Bu işin sırrı güne iyi başlamak, güne nasıl başlarsan öyle gidiyor, bunu hem kahvaltı olarak düşün, hem zihinsel, hem bedensel. Ben yarım saat yürüyorum her gün, mutlaka yeşil çay, güzel bir kahvaltı. Zaten kahvaltının mutlulukla bir ilgisi var (gamzesini çıkarırcasına gülüyor) Amın olu da kendisine gelen gollük pasa sadece dokunarak kendisinin 2. takımının 3. golünü ağlara gönderiyor: "Eee güne iyi başlamak için günü iyi bitirmek lazım. Güzel uykuya dalarsam, güzel uyanıyorum. Off sorma hele Chris Rea ile uykuya dalmak..."

Bal ulan! Kaymak ulan! Alayına reçel ulan!

İnsanoğlu’nun icat ettiği en güzel şeyler listesine 4. sıradan girer bence kahvaltı yapmak. Yani düşünsene, bundan seneler önce adam “Aman dinazor ısırmasın götümü, zehirli yılanlar sokmasın cinsel tenasül uzuvlarımı” kaygıları arasında, “Şu geyiği indireyim de, çiğ miğ yerim artık”tan öte bir midesel atraksiyon düşünemezken nasıl olmuşsa olmuş, artık evrilmiş mi diyelim, vahiy mi gelmiş diyelim bilemiyorum ama ballı, kaymaklı, on numara peyniri, tereyağı, kızarmış ekmeğiyle hatta böyle sarısına ekmek banabileceği sucuklu yumurtasıyla filan müthiş bir şey koymuş ortaya. Çay demlenmesi hadisesine girmiyorum bile, dikkatinizi çektiyse... Hastası olmazsın da naparsın allah aşkına?

Sıcak yatak, soğuk sabah, sıcak çorba, soğuk hayat…

Size kimsenin bilmediği birşey söyleyeyim mi? Hayatınızı idame ettirebilmek için çalışmak zorundasınız. Bu kısmı belki biryerlerden duydunuz ama çalışabilmek için takım elbisesinden, ayakkabısına türlü şey almak ve bunların parasını ödeyebilmek için de çalışmak zorunda olduğunuzu kimse söylememiştir. Daha çok çalışmak, daha çok kazanmak koşuşturmacasının en güzel ve en saf durağı yatak heralde. Ötesi iflah olmaz çirkinlikte nitekim. Sabahın 6’sında, hele kış aylarında sıcacık yatağından çıkıp nasıl atarsın kendini buz gibi sokağa? Hangi vicdanla? Cevap belli tabii de, bu sabah otobüs durağında sigara içip servis beklerken şunu düşündüm. Sen çalışırken başkasının paza kazanması kadar sinir bozucu bir durum yok arkadaş. Bu bir tersane işçisi için de geçerli, mağaza tezgahtarı için de, sigortacı için de... Şimdi uluslararası bir firmada, sabah 8, akşam 6; 3 kuruş kazanacağım diye yırtıyorum ya bir yerlerimi, kendi işim olsa, hiçbir allahın kulu sabahın 8’inde açtıramaz bana o dükkanı. Haliyle hiçbir kuvvet kaldıramaz beni o sıcacık, o yumuşacık, o omuriliğime göre şekil alan, ortopedik yataktan.

Yeni yazilar neden ayagina gelmesin?