Skip to content Skip to sidebar Skip to footer

Merhaba, tanışalım mı?

Merhaba. Ben, patır patır adam kesen, kestiği insanları çukurlara gömen, satırlı, silahlı terör örgütü Hizbullahçıların serbest bırakıldığı, serbest bırakılmalarının ardından teker teker yurtdışına kaçtıkları; 14 yaşındaki bir kız ve babasının…

Maria Puder Ölmedi

Belki dört saatten beri yürüyordum. Ne diye yoldan ayrılıp buraya saptığımın, niçin geri dönmediğimin farkında değildim.Başımın yanması azalmış, burnumun kökünde hissettiğim karıncalanma geçmişti. Yalnız içimde müthiş bir boşluk hissi vardı. Hayatımın en dolu, en manalı zannettiğim bir devresi birdenbire boşalmış, bütün manasını kaybetmişti. En tatlı emellerinin tahakkukunu gördüğü bir rüyadan acı hakikate uyanan bir insan gibi içim çekiliyordu. Ona hakikaten dargın değildim; asla kızmıyordum. Sadece müteessirdim. "Bunun böyle olmaması lazımdı" diyordum. Demek ki beni bir türlü sevemiyordu. Hakkı vardı. Beni hayatımda hiç, hiç kimse sevmemişti. Zaten kadınlar pek acaip mahluklardı. Bütün hatıralarımı toplayarak bir hüküm vermek istediğim zaman, kadınların hiçbir zaman sahiden sevemeyecekleri neticesine varıyordum. Kadın sevebileceği zaman sevmiyor, ancak tatmin edilmeyen arzulara üzülüyor, kırılan benliğini tamir etmek istiyor, kaybedilen fırsatlara yanıyor ve bunlar ona aşk çehresi altında görünüyordu.

Ege Türk Olsun!

Bu aralar "Ortadoğuyu Anlamak" diye bir kitap okuyorum. Askerliğimi yaptığım birlikte, sanırım biraz da eğitim birliği olması sebebiyle, fena sayılmayacak bir kütüphane var, oradan düzenli olarak kitap alıp okuyorum ayıptır söylemesi. Askerliğimi yedek subay olarak yaptığımdan mütevellit azımsanamayacak kadar boş zamanım var, değerlendirmek lazım.Tabii, okumakla ilgili sıkıntılarım az biraz devam ediyor hâlâ, ama bir şekilde üstesinden gelmeye çalışıyorum. Kitabın konusu, isminden de tahmin edileceği üzere, Ortadoğu ve süregelen sorunları hakkında. Tavsiye edip etmemek konusunda henüz biraz kararsızım, çünkü daha başlarındayım kitabın. Ancak şu noktaya kadar güzel devam etti, bitirince unutmazsam kitap hakkındaki görüşlerimi de not düşerim. Yazarı İsrailli Ilan Pappé, ancak kitap hiç de (artık aşina olduğumuz) İsrail propaganda kitaplarından değil, hatta gözlemlediğim kadarıyla gizli propaganda bile değil. Zaten araştırdığım kadarıyla Ilan Pappé de hiç o taraklarda bezi olacak tiplerden değil.

İkra

İkra B'ismi Rabbike... Yani "Rabbin(in) adıyla oku!" Böyle başladı son semavi dinin tebliği. Okumanın önemi, inen ilk emir olmasıyla vurgulandı İslam'da. Sanırım benim yazılara giriş yapamama sorunum hâlâ devam ediyor. Gene çok alakasız bir yerden girdim konuya. Ve evet, Ramazan'da olmamızın da bir miktar etkisi olabilir bu durumda. Konumuz okumak. Ya da daha özelinde, benim son zamanlardaki sorunum olan "okuyamamak". Son zamanlarda bu durumdan çok rahatsızım. Kitap okuyamıyorum. Okurken zorlanıyorum. Uzun süre okumak yorucu oluyor. En ilgimi çeken konularda bile, bir kaç sayfanın ötesinde dikkatimi tekrar tekrar toparlamak, bazen aynı cümleyi arka arkaya bir kaç kez okumak zorunda kalıyorum. Çevremdeki insanlara bakıyorum, hepimiz okuyan insanlarız. Levo'yu saymazsak tabii, adam kendisi diyor Cin Ali'den beri kitap açmadım diye. Övünerek mi söylüyor bilemiyorum, belki de durum tespiti yapıyordur sadece. Aslında ben pek inanmıyorum bu lafına, neticede senelerdir kitap okumayan birisinin hem ağzının hem kaleminin bu kadar laf yapabilmesi imkansız benim gözümde.

Laf lafı açarken; tarih, din ve mitler

De Molay'ın İntikamı! Jacques de Molay Tapınak Şovalyeleri’nin 23. büyük üstadı, yani grand masterıydı. 18 Mart 1314’te Fransa Kralı IV. Philip tarafından diri diri yakıldı. Tapınak Şovalyeleri’ne borcu olan ve…

Kara Zalım Mangaratiba

" Mangaratiba, Kızılderililer Sokağı'ndaki geçitte Portekizli'nin arabasına çarpmış. Bunun için geç kaldım. Tren, otomobili paramparça etmiş. Orası insandan geçilmiyor. Realengo itfaiyecilerini bile çağırmışlar. Soğuk terler dökmeye başlamıştım; gözlerim buğulanmıştı. Jeronimo yanındakinin sorularına karşılık vermeye devam ediyordu: Ölüp ölmediğini bilmiyorum. Çocukların yaklaşmasına izin vermiyorlardı. Farkına varmadan ayağa kalktım. Bir kusma isteği içimi buruyordu, bedenim soğuk bir terle kaplıydı. Sıramdan çıktım, kapıya doğru yürüdüm. Herhalde bembeyaz kesilen suratımdan ürküp yanıma yaklaşan Bayan Cecilia Paim'in yüzünü bile farketmedim. Ne var, Zeze? "

13 saniye!

13 saniyede neler yapılabilir? Misal gözlerinizi kaç kere kırpabilir, kaç adım yol katedebilir, kaç kere ellerinizi çırpabilirsiniz? Kaç tane çekirdek çitleyebilirsiniz? Bir sosisliyi 13 saniyede yiyebilir misiniz mesela? Ya da 100 metreyi 13 saniyede koşabilir misiniz? Yapılan bir araştırmaya göre Türkiye’de nüfusa oranla, günlük kişi başı ayrılan okuma süresi sadece 13 saniye. Bu süre bazı Avrupa ülkelerinde 24 dakikaya kadar çıkabiliyor ki, 13 saniye okuyan bir toplum ile ve onun 110 katı fazla okuyan bir toplumun arasında ne ciddi, ne manyak, ne delice bir uçurum olabileceğini aklınız alabiliyor mu?

Başka bir siyasetçi: Erdal İnönü

Bakmayın başlıkta siyasetçi dediğime, Erdal İnönü bir siyasetçi değildi, aslında asla da bir siyasetçi olmadı. Kendisi 1980 dönemi sonrasında "mecburiyetten" solu toparlamak adına yola çıkmış, ve her nedense koalisyon ortağı olan Demirel köşke çıkınca da "ohh be" diyip kenara çekilmiştir. Toplamda 10 yıl yaklaşık olarak. Zaten Erdal Bey'e, hiç sıcak bakmadığı siyasete yıllar sonra neden girdiğini soran gazeteciye de "Ülkemi benden daha kötüleri yönetmesin diye!" şeklinde açıklama yapar. Siyasi kısmına dokunmak gibi bir niyetim yok, sadece güleryüzlü, sevimli bir siyasetçi olarak tanıdı kendisine Türk halkı, bilim adamı olarak değil ne yazık ki.

Kovulduk ey halkım; unutma bizi!

Geçtiğimiz aylarda Hürriyet'ten kovulan usta yazar Emin Çölaşan "Kovulduk ey Halkım, Unutma Bizi" adlı kitabıyla okuyucusuyla buluşuyor. Çölaşan'ın Hürriyet'ten uzaklaştırılma operasyonu ile ilgili ayrıntıları anlattığı kitabının kapağında yakışıklı Tayyip Erdoğan…

Yeni yazilar neden ayagina gelmesin?