Güzel Abim Benim Bee!

Telefonun şarjı can çekişiyor! Bitmemesi lazım. Hiç sırası değil ama cidden hiç değil.

Haber bekliyorum bol bol. Gelecek habere göre ordan kalkıp şuraya gitmek lazım, hem bilmem kimle bilmem ne üzerine konuşacağız, kaldı ki onun şuna ödeyeceği para benim hesabıma geçmedi, biraz daha gecikirsem şusu da arar birazdan. O aramadan ben aramalı ve durumu izah etmeliyim. Onun buna taktığı çok sıfırlılardan bilmem kaç tane eksiltme talebimize de bu gün cevap vereceklerdi. Sıfır demişken bunun şuna ödemesi lazımdı. Zorla kalaylatacak kaç oldu hala aramadı. Akşam toplantısını kaçta yapacaktık lan biz?

Hah şükür sıcaklarda geldi. Çok güzel geçecek bu yaz. Mis mis.

Zor attım kedimi dostların ofisine. Bir umut şarj aleti bulmak ama bir bardak soğuk kola da gizli emellerimden biri tabi. Çok geçmeden getirdi abla kolayı. Yaşa var ol. Facebook tan mesaj atalım. Kapalı ama ulaşılması lazım gelen telefonlara inat iletişim kurabilirim belki bu sayede. Bi yandan da ana sayfaya göz atıyorum. Ulvi’ nin paylaştığı bir video çarpıyor gözüme. Sanırım dün de görümüştüm ama neden ilgimi çekmeden transit geçmiştim tıklamadan bilemedim. Neyse Ulvi ise matrak bi şeydir garanti. Hem Mesut Bahtiyar’ dan geliyorsa daha da güzel.

Öyle olmuyor ama işte.

“Günde kaç ekmek yiyorsun” ile başlıyor diyalog. Yüz kasları gülmeye şartlanmış bekliyor. “2,5 da kola içiyorum.” sözüyle kalıyor ama surattaki ifade. İnanılmaz derecede samimi saf bir söylenişi var çünkü. Anında görüntüdeki amcanın yüzüne odaklanıyorum. Güleç yüzüyle tam bir uyum içinde gülen, pozitif üstü pozitif enerji saçan gözleri var.

“Nerede kalıyorsun? ”

Peşi sıra sayıyor. İçlerinden bazıları flaşlar patlatıyor zihnimde. Yemin ederim. “Kira 140 bi oda, ana, baba yok işte o kadar…”, vurucu soru geliyor.

“Evli misin?”

“O yok işte. Olacak. İnşallah.” Ah be güzel abim. Daha bi aydınlanıyor yüzü. Birazdan nefes almadan küfür edeceğim muhabir, inceden başlıyor dallamalıklarına. “İki tane yediğine göre”, “Ne ile yiyorsun”, cevabı basit ama yüzünde güller açıyor canım abimim “katık, matık, peynir…” anlatıyor çorbasını, çamaşır da yıkadığını. Bu dünyanın bu insanı muhabir çekiyor fişimi “tam bir ev hanımısın” ulan diyorum. Bozma işte ahengini, yapma, yapma ulan!!! Bolca şükrediyor abi. Dallıyor yine “bizim bir tanıdık var onunla evlendirsek olur mu?” klasik moron bi cümle. Ya sabır. Mutlu ulan işte! Neyle geçiniyorsun şu bu klasik salvolar. Adam çözmüş işte sana ne, belki bulacak kendisi gibi saf mutluluğu ekmek arası peynir misali bir ruh eşi. Ne diye zorla çıkarıyorsun beni girdiğim trans halinden hem. Bak nerdeyse ben de mutluydum. Senin var ya… Bi küfür daha koyuyorum ama en sağlamından. Videonun sonun da bi “iyi oldu” diyişi var ki gırtlağıma düğümleniyor burum burum buruyor içimi. Güzel abim umarım umut bağlamadın bu dallamanın bir tanıdığım var lafına.

Kalan son sarjıyla çalıyor telefon. 20 Dk sonra toplantı var. Şişli’ ye gel…

Fazlasını Oku

Hele bir de sen yoksun ya…

“ölüyorum tanrım
bu da oldu işte.

her ölüm erken ölümdür
biliyorum tanrım.

ama, ayrıca, aldığın şu hayat
fena değildir…

üstü kalsın…”

(Cemal Süreyya – Üstü Kalsın)

İri kemikli Dellez, okulların kapanmasıyla birlikte soluğu bizim memlekette alırdı. Ve bu yaz kuraklığı misali uzun soluklu ziyaretlerinden birinde de yanında Grup Vitamin kasetleri ile gelmişti. O an, eminim şahsi matriximde dalgalanmaya sebep olmuş, bir iki ajanı huysuzlandırmıştır. Kaç richtere tekabül ediyor tam olarak kestiremiyorum ama, bünyeye aldığım bol vitamin, artçılarıyla birlikte hayatımda ciddi bir deprem etkisi yapmıştı. O yazın nerdeyse tamamını bu nezih insanların neşeli şarkılarını dinleyip, ezberleyerek geçirdik. Güzeldi…

“POP müziğin sevilen gruplarından Grup Vitamin‘in elemanlarından Gökhan Semiz, Bakırköy’de önceki akşam geçirdiği trafik kazasında öldü. Semiz’in içinde bulunduğu ve Mustafa Kemal Kölelioğlu’nun kullandığı 34 HKU 37 plakalı otomobil, Bakırköy Sahil Kennedy Caddesi’nde kontrolden çıkarak kenardaki demir korkuluklara çarptı. Semiz hastaneye kaldırılırken yolda yaşamını yitirirken Yeliz Şirin (21) ve Çiğdem Tuncer (22) de yaralandı. Kazayı yara almadan atlatan sürücü Kölelioğlu’nun alkollü olduğu gözaltına alındığı bildirildi.”

(18 Ocak 1998 Bir kısım medya)

Benim o gün haberim olmadı aslında. Bir sonraki gün okuldan gelmiş, muhtemelen günlük izlediğim dizilerden birinin başlamasını bekliyordum. Kanalları değiştirirken denk gelen haberlerde o vardı. Gökhan Semiz‘in yeşillere bürünmüş tabutu ve üzerinde camel paketi.

Mazinin dibine yapışan Rüstem Batum Show’ un o şuursuz jeneriğindeki gibi (bence durumumu en sade ama en gerçekçi şekilde tasvir ediyor) biri beynimi seri halde tokatlıyordu sanki. Çok üzülmüştüm. Ama öyle böyle değil. Gözlerimin hızlı bir şekilde dolduğunu hatırlıyorum. Baya sürdü. Hala sürüyor. Kötüydü…

Ve;

“Bu sabah yine her sabahki gibi
sıkıldım İstanbulda
moralim bozuk ceryan kesik
hele bir de sen yoksun ya
çok yazık…”

(Grup Vitamin – İstanbul’da)

Gökhan öldü. Grup Vitamin efsane olarak kaldı.
Az bir süre sonra kısa camel’a başladım. (Sigaraya değil ) Japonlara sattılar; o da öldü. Bir efsane olarak kaldı.

[audio:Istanbulda.mp3|titles=İstanbul’da…|artists=Grup Vitamin]

Fazlasını Oku

Birbirini Kapsayana Yazıklar Olsun

Takoz Recep pişmanlığı yaşasan kaç yazar o rövaşata ile ağlarımızı salladıktan sonra!

… İşaret parmağımı dudaklarıma götürerek, “Hışşşş,” dedim. Şarkı bitti. Biz taksinin arka kapılarıın aynı anda açıp dışarı çıkarken, İbrahim Kurban başını içeri uzatarak durumu şoföre açıkladı:”Orhan Gencebay çalarken arabadan inilmez kaptan.“…(Dublörün Dilemması)”

Mecidiyeköy metrobüs durağının merdivenlerinden insan seline kendini bırakmış usul usul çıkarken karşılıyor her sabah. Surat aynı yıllardır bildik babacan surat. Her seferinde beynimden vurmasa, görünmeyen sağ elimi göğsüme götürüp, yine görünmeden başımı usulca eğerek “Eyvallah Baba” diyip gideceğim yoluma.

Ama…

Yok mu o ağzından çıkıp reklam panosuna kazınanlar?

Bu vesileyle biz birbirimizi kapsamış oluyoruz.

Bu mudur yılların gönül adamlığının meyvesi? Tamam hatasız kul olmaz, tamam hatalarla sevmeliyiz, bir kez daha ama…

Ya El insaf bırak YK’ların İsmail kapsasın birbirini, bırak Tarkan’ıydı, öte yandan Nihat Doğan’ıydı ne bileyim toprak diye erozyonun ne kadar sürüklediği zerzevat varsa onlar kapsasın birbirlerini. Yanlış anlama derviş ol demiyorum zaten sana. Sen bak yine dalgana, adın borsada spekülatif işlemlerle anılsın, ucube yaratıklarla jüri ol, ama Allah aşkına senin için ya evde yoksa diyelim, bir teselli ver diyelim, musalla taşına öyle gidelim. Liseli günlerde körpe ciğerleri nikotin tanrısına senin nağmelerinle kurban ettik ya, hani ilk lokma bira var ya, hah işte onların hatırına dünyayı bu şekilde batırma.

Fazlasını Oku

O Zaman Şarkı Söylemek Lazım Avaz Avaz… (Yapma Lağn!)

Özünde müstesna bir dostumuzun eskittiği yaşının yerine yenisinin gelmesinin coşkusuydu bir araya gelme sebebimiz. (İsimlerini vermekten imtina edeceğim) bir kaç FasulyedenKom yazarının da içerisinde olduğu, yerlisiyle yabancısıyla detone bir topluluktuk cumartesi gecesi. Madem aramızda güzel sesli bir insan evladı yok, neden mumları karaoke bir barda üflemiyoruz olarak şekillendirilmişti çoktan yazıya konu gece. En bet sesli ben olduğumdan ve elbette bu durumu engellemek gibi bi kudretim söz konusu olmadığında fevkaledenin fevkinde bir tedirginlik vardı üzerimde. (diğer özgüveni yüksek kendini bilmez yazarlarımızın aksine) İnsanların kısa zamanda çok büyük sarhoş olacakları, bi kenarda beni unutacakları düşüncesi bi nebze içime su serpiyordu. Ki gece başlamadan “Oğlum giriş parasına sadece bi içki veriyorlarmış biz şurda iki atalım öyle gidelim.” fikrinin öz babası (W) K.A.’ nın akabinde 5 TL’ ye bulduğu köpek öldüreni içtikten sonraki hali ile iyice rahatlayarak, çiğ köftelik et kıvamına geldim. Hatta ayak üstü bi şarapçıdan 24 ayar alan (W) K.A’ ya “bu kaç lağn ehehhehe” şeklinde iki cevaplı espriler bile yaptım.

Bi’ miktar alkolü ve haliçten gelip boğaz istikamettinde gitmekte olan soğuk hava akımının tamamını tünel bitişiği duvarların dibinde yedikten sonra devamında (W) K.A., (D) D.A. ile birlikte mekandaki yerimizi aldık. Ben yapabileceğim yegane şey olan gözlemlemeye anında başladım elbette. Konsept itibari ile loca loca ayıklanan barda, rezervasyon saatimiz gelene kadar ancak ecnebi açık büfe karaokelerden yaralanılabiliyordu. Akıcı bi aksanım olmaması, yüksek ses, (W) K.A., (D) D.A.’ nın tahmin ettiğim gibi öz güvenlerinin haddinden fazla yüksek olması sebebiyle locaya geçmek için beklenen 1,5 saatlik acıklı bir süreç var ki; aklımda kalan, (eşlik edebileceğime inandığım yegane şarkılar olan) cartel namelerinin şarkı listesinde olmadığını öğrendiğimde yaşadığım çok parçalı hayal kırıklığı. “Birader sen 98’de nerdeydin? Nassı yok yaa?” diye çıkışmalarım da bi’ işe yaramadı ne yazık ki.

İzole edilmemizle birlikte olan oldu elbette. (D) D.A. ve ekürisi (W) K.A.’ nın içerisine zamanında yuvalanan (starcraft oyununu bilenler için zerg diyeyim ben) cenavar, o göbekli bünyeleri nasıl ele geçirdi görmeniz lazımdı. Allahım evlerden ırak. Hayretim acımı bastırdı resmen şaşkınlıklara gark oldum, boyut atladım, astral seyahatlere çıktım. “Tamam şimdi sıradan herkes bi şarkı söyleyecek.” fikrinin ortaya atılmasıyla birlikte kendime gelebildim. Elbette hümanist bir insan olarak, hemencecik yeni yaşın sahibini öptüm, mikrofonu bi türlü bırakmak istemeyen (D) D.A.’ yı kafasına, burnuna yöneltiğim seri ve isabetli darbelerle sersemleterek taksiye bindirdim.

Yol, evde beni halamın majezikten yapmış olduğu çorbanın beklediği ve benim de ab-ı hayatı kaşık kaşık içtiğim içerikli bir hayalle son buldu.

Fazlasını Oku

Ataması Yapılmayan Öğretmenler Platformu

Günün anlam ve önemine uygun çiçekli böcekli, bol hatıralı bi yazı döşemek farzdı aslında. Gerçi öğretmenler gününün bende anlam erozyonuna uğraması nerden baksanız 5 belki 10 seneye de dayanıyordur. O da ayrı bi yazının konusu. Benim lafı uzatmadan asıl bahsetmek istediğim konu “Ataması Yapılmayan Öğretmenler Platformu”. Yine geç kalmak ile beklemek arasına sıkışmış hayatımın beklemek safhasında, bir haber kanalının radyo yayınında duydum feryatlarını. Yıllarca bin bir emekle, ailelerinin kim bilir ne zorluklarla sağladıkları kıt kanaat imkanlarla öğretmen olmaya hak kazanmış ancak öğretmenlik hakları gasp edilmiş yurdum gençlerinin iki tanesi anlatıyordu hallerini. Nasıl milim milim intiharın eşiğine getirildiklerini, nasıl sınav arası gelir kaynağı yapıldığını mesleğe dair hayallerinin. Yıllarca atama bekleyerek geçen atanamayan yaşamlarını. Evet ben de dahil çevremdeki pek çok kişi büyük umutlarla bitiridiğimiz okullardan 200 km süratla çıkarak toslamıştık hayatın gerçeklerine. Ama bir yandan bu kadar öğretmen açığı var derken bir yandan da insanların bu şekilde öğütülmesine, daha iyi ihtimalle ise köleleştirilmesi ülke gerçeklerinin bile gerisinde.

Özetle tık tık: http://www.ayop.biz

Bi’ kulak ver ey Fasulyeden ahalisi.

Galeri-17-111

Fazlasını Oku

Kara Zalım Mangaratiba

” Mangaratiba, Kızılderililer Sokağı’ndaki geçitte Portekizli’nin arabasına çarpmış. Bunun için geç kaldım. Tren, otomobili paramparça etmiş. Orası insandan geçilmiyor. Realengo itfaiyecilerini bile çağırmışlar.
Soğuk terler dökmeye başlamıştım; gözlerim buğulanmıştı. Jeronimo yanındakinin sorularına karşılık vermeye devam ediyordu:
Ölüp ölmediğini bilmiyorum. Çocukların yaklaşmasına izin vermiyorlardı.
Farkına varmadan ayağa kalktım. Bir kusma isteği içimi buruyordu, bedenim soğuk bir terle kaplıydı. Sıramdan çıktım, kapıya doğru yürüdüm. Herhalde bembeyaz kesilen suratımdan ürküp yanıma yaklaşan Bayan Cecilia Paim’in yüzünü bile farketmedim.
Ne var, Zeze? “
(daha&helliip;)

Fazlasını Oku

Kirli Yüzlü Melekler

sayende sayebân olduk istanbul şehri
sayende sebil olduk aç kaldık sefil olduk
yıldızlar dem çekti güvercinler gibi başucumuzda
ve yaktı perişan eyledi sine-i sâd-pâremizi
saplanıp hançer misâli bir hilâl
sokaklar serseri biz serseri
yüksekkaldırım da
bir cezayir şarkısını dile getirdi plâklar
cadde-i kebir: bütün ışıklarını yakmış bir gemidir
sinemalar neredeyse boşalacaklar (daha&helliip;)

Fazlasını Oku