Engin Olmak

Pazar günlerinin daha güneşli olması tesadüf mü? Az çok tribün kovalamış adam bilir Pazar günlerinin nispeten daha güneşli olduğunu. Psikolojikse psikolojik, ona “Sunday” geyikleriyle gelinmezdi. O günlerde güneş bulutların arasında kalsa bile sokak röportajı kamerasına el sallayan peçeteci çocuk gibi sallar elini arada. Ya da huysuz meraklı amca olur; kırışık kırışık süzer, hare hare. Güneş doğmasa n’olur lan?! Beşiktaş’ın maçı var.

Hafif kahvaltı, hızlı sindirilecek besin değeri yüksek gıdalar, biranın midede şişirmeyeceği tercihler. Pazarın kahvaltısı geç, birası erken başlar. Arkadaş da erken arar pazarları. Eğer araba sendeyse, maç da Olimpiyat Stadı’ndaysa anlarsın halden. Aceleye bağımlıdır pazarlar, herhangi bi’ pazartesiden daha pazartesidir aslına bakarsan. Pazar, pazartesinin maç öncesi son taktik antremanıdır. Hangi formayı giyse? İktidar bağlantılı takımla yapılan saha içi maç; klasik çubuklu. Olimpiyat’ın rüzgar panelleriyle dalga geçen Doğa Ana’ya inat bi’ de şişme yelek. Elemanlara da mesaj attı: “Eser orası üstünüze kalın bi’ şeyler alın.” Harun’un çocuksu inadını bildiğinden yedek yeleği almayı da unutmadı; dost canlısı. Köpeği kadar severdi Harun’u ama köpeği onu Harun kadar sevmezdi. Harun’a rol kesebilecek kadar az vakit ayırıyordu çünkü, köpek sürekli ensesinde. Daha Fazlasını Oku

Pazar garabeti

Şu ana kadar hayatta pek birşeyi başarmış sayılmam, hatta mütemadiyyen elime yüzüme bulaştırmam en bilinen malülümdur. Hayal dediğim şeyler de “yatım olsun, katım olsun, bok gibi param olsun” minvalinden uzakta garabet şeyler aslında ama yine de başaramayacağım da ortada. En acısı da senin arzuladığın işi yapan, senin arzuladığın hayatı yaşayan insanlara bir şekilde temas etmek; görmek, okumak, izlemek, takip etmek, merhaba demek. En sonunda diline kallavi bir küfür yerleştirmek, sonra, ne bileyim, öğlen ne yesem diye düşünmek heralde. Yine hamburger söyleyeceğim, offf…

Balık nasıl tutulur? Nasıl tutulmaz?

Kimse yazmayınca, iş yine sitenin en başarısız yazarına, yani bendenize düştü. Antalyalı olmama ve daha ötesi yıllarımı deniz kenarında geçirmeme rağmen bugüne kadar sadece 2 kez balık tutma girişiminde bulundum. İlki yıllar önce Demre sahillerinde misina ile gayet iddiasız bir eylem olarak tezahür etti. Sonuç hüsran… İkincisi bundan, nerden baksan 4-5 sene öncesinde Avcılar sahilinde yaşandı. İlkine nazaran daha ciddi bir girişim olsa da, benim olaydaki yegane rolüm “Oğlum lan olmaz sanki böyle” şeklindeki itirazlarımı 3-5 efes extra ile süslemek oldu. Burda da sonuç hüsran ama ben zaten yedek kulübesindeki gamsız futbolcu rolünden öteye geçmediğim için önümüzdeki maçlara bakma gereği bile duymadım.

Aradan geçen bunca zaman sonra, bir pazar günü ATBS kişisinin davetine icap etmek gerekti. Yapacak daha önemli, daha keyifli bir işimin olmamasından ve ismi geçen şahsın Dali organizasyonundaki ısrarcı yapısının yeniden kabusum olmasından çekindiğim için iştirak etmekten başka yapacak bir şey yoktu. Daha Fazlasını Oku