Skip to content Skip to sidebar Skip to footer

Bu savaş bizim savaşımız değil!

Dün öğle saatlerinde Genelkurmay Başkanlığı, resmi internet sitesinden bir savaş uçağı ile iletişimin kesildiğini açıkladı. Saat 2 civarıydı yanılmıyorsam. İlk haberler, savaş uçağının düştüğü ekseninden yapılmıştı, öyle okuduk, öyle sandık. Akşam saatlerine doğru ise, medyada uçağı Suriye’nin düşürmüş olabileceği konuşulmaya başlandı. Asker, hükümet, yetkililer, herkes sessizliğini koruyor, herhangi bir açıklama yapmıyordu. Zira başbakan Brezilya’dan dönmekteydi. Dönsün diye bekledik. Kendisi dönünce havaalanından “Düştü mü, düşürüldü mü bilmiyorum; Suriye özür diledi mi, neden diledi, bilmiyorum” tadında açıklamalar yaptı ve konuyu görüşmek için Genelkurmay, Dışişleri, Milli İstihbarat gibi kurumların katıldığı bir zirveye geçti. Bu kez de zirve bitsin diye bekledik. Zirve sürerken yabancı basın Suriye’nin Türk uçağını vurduğunu flaş haber olarak geçmekteydi. Tedirginlik içinde bekledik.

Çizgi Film

Bazen çizginin gerisinden izlemek gerekir. Karşındakiler bir film gibi akarken. Siyasi duruşun ne demek olduğunu bile kavrayamayan bir siyasi travmada, şiir okudu diye cezaevinde cezasını çeken bir adama acımakla başlar…

“Aha Darbe oldu!”

Yeni bir şey söylemediğimi biliyorum ama ülke gündemi çok acayip arkadaş. Çok değil, daha 3-5 gün önce Tekel eylemleri ana haber bültenlerinin ilk sırasına yerleşmiş, kahve insanlarının yarısı Tekel işçilerine…

Bir Fethullah Gülen filmi… Bu yaz… Sinemalarda…

Birkaç gündür gündem malum, Taraf Gazetesi'nde yayınlanan, Genelkurmay Başkanlığı Haraket Dairesi Üçüncü Bilgi Destek Şube Müdürlüğü (Yani düşün kaç tane var bu birimden) tarafından hazırlandığı ve Ergenekon'dan tutuklu bir albayın evinden çıktığı iddia edilen "İrtica ile Mücadele Eylem Planı" isimli bir belge. Bazı yerlerde de "AKP ve Fethullah Gülen'i bitirme planı" olarak geçiyor. Doğru mudur yanlış mıdır, böyle bir evrak sahiden var mıdır bilemeyiz elbette. Bilmemiz de mümkün değil. İşbu sebeble kesin hükümlerden ziyade bu konu ile ilgili hissettiklerimi ifade etmek durumundayım. Öncelikle söz konusu belgenin bilgisayarından çıktığı idda edilen albayın avukatı, arama sırasında olay yerinde avukat bulunmadığını, kanıtların hukuken geçersiz olduğunu ve evrağın sahte olduğunu iddia etti. Ardından Genelkurmay kendi içerisinde yaptığı soruşturmada böyle bir evrağın olmadığını, karargah tarafından böyle bir araştırma yapılmadığını belirtti. Emir-komuta zinciri dışında bir araştırma yapılmış olup olmayacağı sorusunu da "hakaret kabul ederim" diye cevapladı. Burası malumunuz elbette, öyle bir evrak olsa bile "Ya evet vardı aslında, ama valla kötü bir niyetimiz yoktu" demeyeceklerdir.

İt dalaşı

Bu PKK operasyonları sebebiyle sürekli olarak takip ettiğim bir site var. Türk Silahlı Kuvvetlerinin resmi sitesi. Orada hava ihlalleri ile ilgili bir başlık var. Tıkladığımızda gün, saat ve mevki bildirerek süresi ile bildirilmiş yüzlerce hava ihlali ile karşılaşacaksınız. Neredeyse gün aşırı it dalaşı gerçekleşmekte. Her it dalaşı sonrası Dışişleri Bakanlığı gerekli girişimlerde bulunulması maksadıyla bilgilendirilmekte. Dışişleri bu raporlar geldiğinde ne tür bir girişim gerçekleştiriyor acaba? Aşağıda ki örnekler tamamen hayal ürünüdür gerçek olay ve kişilerle uzaktan yakından alakası yoktur.

ATBS şimdi asker

Sivas'ın bağrından, yani çorak topraklardan, yani güzel yurdun cayır cayır delikanlı yetiştirdiği coğrafyalardan Altar, "her Türk asker doğacaksa, benim yerim de en kallavisinden olsun" düsturundan çıkarak yola, varlığını TSK varlığına…

Yeni yazilar neden ayagina gelmesin?