Kadıköy’e doğru

Efenim, boş kağıtla da olsa çıkılan bir cumartesi vizesinden sonra, sınavları kısmen de olsa geride bırakmanın verdiği coşku ve heyecanla attık kendimizi İstanbul’un kucağına… Gündüz gözüyle orda burada dolandıktan sonra sevgiliyle buluşmak gerekti artık, özlemiştik; sinsice yağan yağmur eşliğinde atladık vapura, Kadıköy’e doğru… Hava yağmurlu olduğundan teras katı boştu vapurun.

Konuşmasalar da hiçbir zaman, aşağı yukarı aynı ruh haline sahip insanlar oturur o havada terasa. Kimi yakar cigarasını, kimi yudumlar çayını belki de İstanbul’un yarısının dudak izlerini taşıyan ince belli bardaktan. Bunu bilen ve diğer seçeneklerden pek haz etmeyen ben, bu geleneğe kendimce ortak olma adına vapura binmeden 1YTL’lik (200 gram)beyaz leblebimi almış yemeye başlamıştım bile. Ancak vapur hareket etmeden sıkıldım, susadım koydum cebime leblebiyi. Sonra insanları izledim bir süre, herkes biraz önce bahsettiğim dert ortağına sarılmış, ya sıcacık çayını çekiyor içine ya da gözlerini kısarak dumanı… Ve binlerce farklı derdin tasanın içinde herkesin ortak olarak hissettiği tek şey, belki yüzlerce kez gördüğü ama bir bin defa daha görse sıkılmayacağı İstanbul’a dertli dertli bakıp da derdini anlatamamaktır herhalde. Efenim neyse elalemin derdi beni mi gerdi diyerekten kendi halet-i ruhiyeme geçiyorum yüksek müsaadenizle. Alakasız, heyecansız bir lig maçına giderken coşkulu olduğumu söyleyemesem de, böyle maçlarda stadın yolunu tutmanın, vapurla Kadıköy’e geçmenin, yağmurlu havada takımını yalnız bırakmayıp destek olmanın ayrı bir hazzı var ne yalan söyleyeyim… Hele yağmura ve kaçan gollere inat söylenen besteler sonucunda gole ulaşmışsanız, yağmurdan parlayan saçları ve kısık sesiyle size içten bir şekilde sıkıca sarılıp “golll be” diyen arkadaşlarınız varsa, golden sonra kendinizi 3 sıra aşağıda alakasız birine sarılarak bulduğunuzda anlıyorsunuz “deli miyiz biz, bu yağmurda maçtayız” sorusunun cevabını… Ya da anlamıyorsunuz da sikimde değil diyebilecek mutluluk seviyesine ulaşabiliyorsunuz o an. Sonra maç bitip tekrar vapura bindiğinizde eve dönmek üzere, gelirkenki tatlı düşüncelerin yerini yorgunlukla harmanlanmış hevessiz hisler alıyor. Sonra belki diyorsunuz içinizden, belki de kısa bir özetiydi hayatın bu hissedilenler…