Ofisim var şeker gibin, çalışanım var lokum gibin…

Reklam ajanslarının web sayfalarını gezmeye bayılıyorum. Hele son trendleri “Bir blog açalım, ofis ortamını sitemize koyalım, herkes ne kadar eğlendiğimizi, ne kadar keyif aldığımızı görsün” söz konusu olunca, vazgeçilmez bir tutku halini aldı benim için. Sürekli bakınıyorum. Evet, çalışma ortamları, amaçladıkları ve iddia ettikleri gibi eğlenceli görünüyor. Benim çalıştığım ofisle kıyaslanamayacak kadar özgür, renkli ve ferah… İnsanın da dibi düşüyor haliyle. X kişisinin doğum gününü kutladık diyorlar misal, anam ellerde bira şişeleri, patronla enseye şaplak vaziyetler, kakara kikiri… Muazzam bir coşku. Diyorsun ki içinden “Lan bu adamlar 7/24 makara yapsınlar diye mi maaş alıyorlar, bu nasıl bir meslektir, helolooy ben de reklamcı olacağım.”

Böyle bir ofis oluşturmanın sağlayacağı motivasyon ve verimlilik konusunda herhangi bir soru işareti yok elbette kafamda. Ama bunu yedi düvele ilan etmek? Samimiyet göstergesi midir? Nedir? Şimdi, bu fotoğrafları dikizleme hadisesi tam da ajansların istediği şey gibi. Potansiyel müşteri baksın, “vay enerjik bir ekip, evet, aradığımız coşku bu” desin, rakipler baksın, “anam bu adamların motivasyonu bizi 5 kere siker” desin, hevesli, yeni yetme gençler baksın, “üff ben de burda çalışıcam, beni de işe alın” desin. Çalışanlar da gelen yorumlardan ne kadar şanslı olduklarını hissetsin, işlerine sıkı sıkıya sarılsın filan. Böyle garip ortamlar.

Bu “garip” dediğim ortamlar, bir zaman sonra garip olmaktan çıkıyor elbette. Çünkü bu tip sitelerde yeteri kadar vakit geçirdikten sonra, herkes eteğindeki taşları dökünce anlıyorsun ki, senin dibini düşüren bu marjinal ofis ortamları aslında birbirinin aynısı… Aynı renk, aynı coşku, aynı güleç çalışanlar… (Bunların ağababasının da google olduğu yönünde ciddi inanışlarım var aslında, neyse) Bu aynılık o kadar çok sık tekrarlanıyor ki, artık bir standart, bir klişe halini alıveriyor.

Yani, sanırsın ki, yurdum topraklarında, herhangi bir reklam ajansında somurtmak yasak! Masalara ayıcık koymayan bayanlar, ne bileyim, oyuncak araba, robot filan koymayan erkekler hemen eleniyor, işte kovuluyor, sürgün ediliyor ve benzin döküp yakılıyor sanki…

Bir de işin şu boyutu var -ki oturup yazı yazmamın asıl sebebi budur- Bu fotoğraflara bakınca Türk reklamcılık sektöründe, işe alımlarda en temel süzgeç, en vazgeçilmez kriter fizikselmiş gibi geliyor bana. Evet ben çirkinim ve evet reklamcılar beni işe almıyor. Yani, bir tane sivilceli adam olmaz mı lan? Bir tane çük kadar boyu, türlü türlü kilosu olan adam, ne bileyim tek kaşlı kız olmaz mı? Bir tane bile reklamcı saça, başa, giyim kuşama, önem vermiyor olamaz mı? Önem vermemekten kastım, saldım çayıra değildir tabii de, bir tane vasata yakın sularda yüzen reklamcı olmaz mı arkadaş? Hepsi mi cool, karizmatik, babyface lan bu reklamcı heriflerin? Hepsi mi hiperaktif, hipersosyal, hiper “ay sıkıldım, hadi konsere akalım” tarzı insanlardır? Hepsi mi böyle şekil şekil saçlar, türlü türlü kıyafetler, oyy darlandım lan?!

Yanlış yapıyorsunuz abicim, uyandırayım. Tamam “Ulan bok gibi para döktük Etiler’de ofis tuttuk, şöyle güzel, cıvıl cıvıl kızları işe alayım, hem müşteriyi kitlerler, hem de gözümüz şenlenir” gibi bir düşünceniz olabilir. Haklısınızdır kendi içinizde muhakkak. Ama misal, yaratıcı ekibi bari bu kaygılarla kurmayın ya. Neden biliyor musunuz? Çünkü asıl yaratıcı olanlar, asıl hayal gücü gelişmiş olanlar çirkin insanlardır abicim. Biziz asıl yaratıcı olan. Neden? Çünkü gerçek sosyal hayat o çirkin adama istediklerini vermemiş, onu hayal alemlerine sürüklemiştir de ondan. Sosyalleşememiş, başka başka alemlere akmıştır. Sevdiği kız yüz vermemiş, türlü türlü hülyalara dalmıştır. Ee haliyle, on numara hayal gücü, on kaplan gücünde de yaratıcılık cevherini yakalamıştır bu adam.

Ama siz ne yapıyorsunuz, konser konser gezmeyi marifet bilsin, sosyal olsun, prezentabl olsun diye diye çük beyinli bir yığın insanı dolduruyorsunuz ofise. Eline bir miller şişesi, kafaya bir komik şapka, güneş gözlüğü, çek fotoyu, koy siteye. Aha bizim ofis, süper ortamımız var. Hasiktirin lan ordan…

Haha, çok sinirlendim. Neyse, güzel bu ofis ortamları ya, ben de heves ediyorum aslında. Beni de işe alsanıza? Hee? Valla çok güleç, sırıtık, tepişik bir adamım. Gül gül ölürüz beraber? Hee?

dea

2004'ten beri FasulyedenKom sitesinde yazıyor. Bekar. Karşı cinse düşkün. Şişman ve çirkin.

Ofisim var şeker gibin, çalışanım var lokum gibin…” üzerine 13 yorumlar

  1. ama tek kaşlısın reşot, dolayısıyla olmaz. ayrıca efes’ten başka bira da almışlığın yoktur eline, yani sonuç doğru kendi ofisine.

  2. Olmuyor işte abi, Serdar Erener de çirkin sayılır aslında, ama işte bu cool havalar filan. O da yok ki biz de. Yeminlen şu tipten kaybettim ne kaybettiysem…

    @dellez: Olm bu dünyada benden tembel, tek seni bilirim. Ee ikimiz de reklamcı değilsek, bir yerlerde bir yanlışlık var. Başka bir sektör mümkün!

  3. Serdar ERENER’ in sütunlara sarılı fotoları mı var? Ulusal basına ilk çıkışın bile falso. Başka bir Dea Mümkün!

  4. Deanın bilinçaltında güzel hatunlarla aynı havayı solumak, göz bayramı yapmak gibi talepleri var. Adamlara sallıyor ediyor ama asıl isteği o. Çakal dea

  5. Başka bir Dea mümkün tabii de, başka bir Altar konusunda benim hiç umudum yok. Aynı saldırganlık, aynı ölçüsüzlük, aynı terazi bozukluğu… Yok Altar, olmaz senden 🙂

    @alfredo: Aha, beni çözmüşsün 🙂 AKP’ye neden sallıyorum sence, ihale indiremiyoruz, kaymağını başkaları yiyor diye 🙂

  6. Yok tabii öyle dedin de, ben de diyorum ki reklamcılar yaratıcılık kriteri üzerinden değil, hayata bakış kriterinden seçiliyor sanki. Havalı olmayan reklamcıya yer yok sektörde, eğer olsa senle ben reklamcı olurduk 🙂

  7. Gerçi sen kendine has bir karizmayla benim fersah fersah önümde oluyorsun bu durumda ama, benden ümit yok… Hahaha

  8. Ayni seyi diyoruz yani. Ben hic inanmiyorum, bu reklamcilik sektorunde yaraticiligin prim yaptigina. Ha cok yaratici reklam ornekleri cikmiyor mu camiadan? Cikiyor elbette, Sezar’in hakki Sezar’a.
    Ama oransal olarak cok az bence. Yaraticiligi gectim, hasktr oradan lan diyecegimiz reklamlar da ayni yerlerden cikiyor. Neticede, Rustu’nun oynadigi gol yemem sorf yerim faciasi da bu topraklarin urunudur.
    Genelleme yapmayi sevmem, ama iki kere iki dort, cok paranin oldugu her alan gibi, reklamcilikta da, kesin bilgilere dayanmadan ama cok inanarak soyluyorum ki, ne yaraticilik ne baska bir sey. Tamamen kendini satmana, agzinin laf yapmasina, biraz da ortam pici olmana bakiyor bu isler.
    Bunlarin hic biri ikimizde de yok Resuk. Bize bu piyasadan ekmek cikmaz…

  9. “kızım sana mondi alayımmı” reklamı insanları kitle halinde intihara sürükleyen son yılların en büyük reklamı olduğuna inanıyorum. Birgün bu reklam çıktığında televizyonum kendi kendini kapatacak hatta patlatacak buna canı gönülden inanıyorum.

    Deacım bu iş akpye chpye benzemez güzel hatunlarla çalışmak senin bilinçaltında inkar etme sivine hemen koy bu talep maddesini 🙂

  10. Bence birtanesinin bile vasata yakın sularda yüzmemesinin sebebi bu insanlara derslerde önce kendinizi satmayı başarın sonra mal/hizmet satarsınız denmesidir. Bu yüzdende reklam ajans sitelerinin öyle mesud bir tablo çizmelerini anlayışla karşılamak gerekir. Hangi alan kendini öyle tanıtır ki? Ben hiç tek kaşlı birinin resmini giriş’e koyan banka sitesi görmedim. Adam 30yıl vadeyle kredi çekmiş ama nekadar da mutlu. Bir reklam şirketininde önce kendini böyle göstermesi gerekir bence. Farklı olmak uğruna işletme birinci amacı olan kar elde etmeyi riske atmaz.

Yorumlar Kapalıdır.