Tribünün öğrettikleri

“Ülke olarak çok zor günler geçiriyoruz” minvalinde “Fener tribünleri olarak çok zor günler geçiriyoruz” diye girmek istiyorum söze. Gfb ile başkan arasındaki savaş iyice ayyuka çıktı, kılıçlar çekildi, kartlar açık açık oynanmaya başlandı. Gfb bir yandan başkanın kirli çamaşırlarını ortaya dökerken, başkan da kendi bildiği hatta en iyi bildiği şekilde, yani adam kullanarak karşı taarruzunu artırdı. Yaşananlar ortada, burayı takip eden ortalama bir okuyucu nelerin döndüğünü biliyor. Benim niyetimse bu sürecin bize, yani kendini gruplu veya münferit tribüncü addedenlere neler kattığını irdelemek.

Yaşananların içyüzü ve çıkış noktaları farklı da olsa gelinen nokta; Aziz Yıldırım’ın tribünleri kontrol altına alma, tek tipleştirme, tek sesleştirme, ayrık otlarını (kendi politikalarına göre ayrık otu) temizleme ve tek kimlik altında toplama çabası olarak özetlenebilir. Bu “resmi” ideolojiye karşı tribünlerin direniş sürecinde verdiği refleksler ise tribünlerin tek tip, tek ses (tezahürat değil, pankart vs anlamında) olamayacağı yönünde gelişiyor. Taraftarlar sorguluyor, belli değer yargıları belirliyor ve bunlara göre tavır almaya çalışıyor. Ve aslında bu sorgulama sonucunda birçok şey öğreniyor ve bunları içselleştiriyor.

Taraftar, açılan tek kimlik pankartlarına inat Fener tribünlerinin farklı kimliklere sahip olan bir cumhuriyet olduğunu savunuyor. Farklılıklara saygı göstermeyi öğreniyor. Çok değil 7-8 sene önce baskın grubun dışında bir grubun mensubu olmak deplasmanda potansiyel dayak yeme sebebi anlamına gelirken; şimdi bu gruplar birbirine saygı göstermeyi, farklı profillerini birbirlerine karşı bir tehdit unsuru olarak değil de tribünün birer rengi olarak kabul etmeyi öğreniyor. Günlük hayatında, siyasi görüş olarak “tek kimlik” dışından birine hoşgörünün uzağından bile geçmezken, tribünde buna saygı duyabiliyor.

Pankart asma yasağı varken, aslında yasakların ne kadar da sinir bozucu bir şey olduğunu farkediyor. Ve pankart asma yasağı varken kulüp eliyle asılan tek ses pankartın ne kadar içi boş, ne kadar soğuk, ne kadar itici durduğunu ve insanları kendisinden ne kadar uzaklaştırdığını görüyor. Farklı seslerin kıymetini anlıyor. Bir şeyin yüzlerce kez tekrarlandığında anlamsızlaştığını anlıyor. Ve belki de bunlar bu insana “şehitler ölmez vatan bölünmez” sloganının aslında anlamsızlaştığını, hiçbir şeyi çözmeyeceğini, farklı açılımların gerekliliğini (farketmese de) bilinçaltına işliyor.

Tribünde sürekli kameralarla izlenmenin özel hayata müdahele ve ne kadar rahatsız edici olduğuna, bilekliklerle fişlenmenin onur kırıcı yanına, kulübün tuttuğu bodyguardların (yani “resmi” güvenlik güçlerinin) nasıl bir faşizan ortam yaratabileceğine tanıklık ediyor. Kulüp tarafından Gfb aleyhine olan faksların yayımlanmasının, diğerlerinin hasıraltı edilmesinin nasıl bir adaletsizlik olduğunu, “taraftar kartınızı alın, Fenerium’dan alışverişinizi yapın” gibi resmi politikaların ne kadar iğreti durduğunu görüyor.

Pahalı bilet ve kombineler sayesinde taraftarın zengin-fakir ayrımına sürüklendiğini ve tribündeki yerlerin bile farklılaştırılarak parayı verenin düdüğü çaldığını görüyor. Öyle ki, en pahalı taraftar kart sahibi derbi maçlarda fazla bilet alabilme ayrıcalığına sahip olurken, fırsat eşitsizliğinin dibine vuruluyor. Sisteme (otur maçını izle, ses etme sistemi) karşı çıkanların önce kale arkalarına, o da kafi gelmezse stat dışına sürüldüğünü görüyor. Tıpkı, yoksulların tüm yaşam alanlarından kapı dışarı edildiği gibi.

Aslında bu “görüyor, öğreniyor” gibi iddialı laflarım biraz mübalağa içeriyor olabilir. Ama en azından bilinçaltımıza başkanın bu politikalarının “tu kaka” olduğunu işleyebiliyorsa bu süreç ve biz bu bilinçaltımıza işlenen düşünceleri günlük yaşamımıza aktarabilirsek o zaman birçok olaya bakış açımızı değiştirebileceğimize inanıyorum. Hoşgörü ve uzlaşı kültürünün önemini kavrayabilmek,  kapitalizmin tribünü olduğu gibi yaşamı da öldürdüğünü görmek , daha yaşanılası bir dünya ütopyası yolunda en azından bir kaç adım atabilmek için tribünden öğrenecek çok şey var. Can Kozanoğlu’ndan alıntıyla bitirelim:

“…Yani yine diyorum ki, deplase olun, taraftar olun, “tribünden” olun. Zaten, bence, seyirci değil taraftar olduğunuz zaman, tribün sosyalizme benzer.”

Tribünün öğrettikleri” üzerine 2 yorumlar

  1. yeni yılda savaşsız bir dünya dileğiyle… Gfb

    (site girişinden)

Yorumlar Kapalıdır.