Birleşin!

Kürt kimliği üzerindeki baskıları kaldırdığın için,

Ülkeyi bir şantiye sahasına çevirip, duble yollar, viyadükler, köprüler, alt geçitler yaptığın için,

Türk Ticaret Kanununda yaptığın köklü değişiklikler ile ticareti teşvik ettiğin için,

Özel sektör ve teşebbüslerine verdiğin destek ile sermayeyi güçlendirdiğin, devletin denetleyici olduğunun altını çizdiğin için,

Türk sporuna, özellikle tesisleşme konusunda verdiğin üstün hizmetler için,

Olimpiyat Stadı gibi bir garabeti yapan senden önceki hükümetlere, TT Arena’dan,

Anadolu’daki birçok stada kadar cevap verdiğin için,

Ordunun, askerin demokrasilerde ve siyasette yeri olmadığını en sert biçimde muhalefet ettiğin ve engellediğin için, Daha Fazlasını Oku

Bir kült olarak Cevahir Alışveriş ve Yaşam Merkezi

30 Mayıs 2014 gecesi saat 22:30 sularında yine ambulans sesleri ile inliyordu Cevahir Alışveriş Merkezi… Bu sesler Dünya’nın 6.büyük AVM’si için son 2 yılda, 4.intiharı ilam ediyordu.

Aramızdan ayrılanları, Gezi Olayları disiplini içerisinde alt altta yazmak ekolünü sürdürürsek,

30 Mayıs 2014 Hakan Burak Erkoca (25)
29 Ağustos 2013 Çağla Demir (22)
20 Temmuz 2013 Ayşegül Annakaya (31)
25 Mart 2012 Ümit Büyükçolak (33)

aramızdan ayrılmak için bu AVM’yi mekan olarak seçtiler ve tüketimin arasında, parkelerde bıraktılar son kanlarını. Daha Fazlasını Oku

Kardelen Elif’e

Bazen olmadık hikayeler, olmadık hikayelerin esas oyuncusu olur…

Milyonlar senin “küçük Ayşe” Kardelen hikayenle, seninle gurur duymuştu. Bir sosyal sorumluluk projesinden, karlar arasında çıkan kardelen olarak, Mardin’de öğretmendin… Birgün ben de oralarda birşeyler anlatabilsem keşke… Esas oğlan olmasam da, bir su olsam gökyüzünden inadına yükselen sadece barış için uzaya gidecek…

Bugün Halkalı’da bir otobüs patladı… 4 Asker 1 Buse kaybetti hayat… O askerlerden biri küçük Ayşe’nin, Kardelen Elif’in kocası Uzman Çavuş’tu… Ve o yine bir hikayedeydi… Daha Fazlasını Oku

Çizgi Film

Bazen çizginin gerisinden izlemek gerekir. Karşındakiler bir film gibi akarken. Siyasi duruşun ne demek olduğunu bile kavrayamayan bir siyasi travmada, şiir okudu diye cezaevinde cezasını çeken bir adama acımakla başlar herşey. Yabancı değildi, Saray ilçesi Pınarhisar’a giden yolda, araç konvoylarını, zenginliği görürken… Ondan birkaç sene öncesi gol kralı Tanju Saray Cezaevi’nden el sallamıştı, Mercedes’in vergisini kaçırdı diye… Eşber Yağmurdereli de aynı zamanlarda oradaydı, ancak Tanju’nun el sallaması daha popülerdi.

Ordu vardı bu filmde, Irak’ın nasıl “Cumhuriyet Muhafızları” tarafından korunamadığını tartıştığın yıllarda, bu ülkenin her karışını emanet ettiğin bir ordun vardı. 1980’lerde komutanların cümle aralarında ısrarla söylediği “Bana benim dağlarımı bombalatmayın, bu ülkenin polisi var, jandarması var, beni eşkiya peşinde koşan ordu yapmayın, yapı buna müsait değil” dediğinde, “görev senin, işte dağlar” diye bugün bile kendi dağlarını bombalatan politikacılar var.

Bu politikacılar şiirler okudular, kışla ile minare arasında kaldığı tasvir edilen yazarların minare tarafından.

Ordu tarafında aslında bugün de sorun yok. Oğlu sağlık problemleri ile askere bile gidememiş bir politikacının çoğulcu demokrasi eşliğinde, taraflı haberlerden dolayı yıpranması dışında.

Bugünlerde bırakılan ordu brifinglerinde Hakkari’deki baskınla ilgili sert bir soru gelmişti. “Şehit sayımız yüksek, bunun hesabını nasıl vereceksiniz?” diye. General (emekli olunca sorgulanma ihtimali yüksek) “Biz bu şehitlerin hesabını veririz de, şehit hesabına girersek Çanakkale’nin hesabını kim verecek” diyerek, son zamanlarda bazı belediyeler tarafından sahiplenilen bu I.Dünya Savaşı savunma cephemiz ile ilgili gerekli yerlere ayarı ince de olsa vermişti.

Yıllarca militarizmden kurtulmuş bir ülkeyi hayal ederken, güvendiğim ordunun beni sınırlarımda korumasını hayal ettim. Çizginin gerisinde izlediğim bu film her geçen gün çizgi film halini alsa da, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin silah mühimmatına el koyan Türk Polisi’nin, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde beklediği, ağır silahlanmasına izin veren yasa tasarısından sonra, Ege’de Türk F-16’sını düşürmeyeceğinin garantisini, aynı yasa verir mi acaba?

Bir de gizli tanık gelir, düşürmeseydi şurayı bombalayacaktı der… Ardından bir gece “Saldır!” emrini “Ay” ışığında Allahü Ekber dağlarında tatbikat yapan orduya verecek zannettikleri bir adamdan çekinirler. Tatbikat yapılmasın derler, korkarlar gitmezler… Tatbikat bu, seminer…

İt’tiler…

Her Pazar akşamı televizyon karşısına geçip, bilet kuyruğunda, maça giriş ve çıkışlarda, tribünde yaşanan taşkınlıklarda çevik kuvvetin müdahalesini “Hakketmiştir onlar !” diyerek izleyen Türk Halkı ve bunu izleten Türk medyası bir gerçeği hep unutmuştu… Bir bilet kuyruğunda sıraya girmeyen veya çizgiyi geçen adamlar, çocuklar, gençler, stadyum kapılarının sayısı yetersiz diye itişip kakışıp çıkmaya çalışan taraftarlar polisin copunu ne kadar hak ediyordu ?

Veya etrafı LÜTFEN’lerle donatan, şiddete kırmızı kart gösteren medya neden inip, kalkan polis coplarını şiddetten saymıyordu. Tribünlerde yaşanan sadece birkaç küfürleşme “BİBER GAZI” gibi kimyasallar ile mi bastırılmalı, kalabalık ve çıkışı zor olan stadyumlarda ezilme ve yaralanmalara yol açmalıydı? Daha Fazlasını Oku