Skip to content Skip to sidebar Skip to footer

Sen Başkasın…

Sen ilktin. İlk sevda, ilk tutkuydun. İlk heyecan, ilk deneyimdin. En tat vereni, en sevileniydin o yüzden... Küçüktüm seninle tanıştığımda. Küçük bir çocuktum. Senin gibisini görmemiştim hiç. Tanımadan önce çok merak ederdim seni. Hep uzaktan bakardım, yaklaşmak isterdim de, cesaret edemezdim bir türlü. Hatta bir itirafta bulunayım, seni ilk tanıdığımda biraz garipsemiştim. Bu muydu yani diye düşünmüştüm. Ama seni tanıdıkça daha çok sevmiş, daha da bağlanmıştım. Üniversitede ilk yıllarımdı, günüm gecem hep seninle geçer olmuştu. Senin yanında değilken bile, hep seni düşünürdüm. Uyuyamazdım seni düşünmekten bazen. Bir dahaki kavuşmamızda ne olacak acaba diye hayaller kurmaktan gözüme uyku girmezdi. Derslere girerdim, seni düşünmekten dersleri dinleyemezdim. Defterlere seni karalardım hep. Arkadaşlarımla vakit geçirirken bile aklımda sen olurdun hep. O da eğer senden fırsat bulup arkadaşlarıma zaman ayırabilirsem. Hep seninle olmak isterdim. Senden ayrılmayı hiç sevmezdim. Seninleyken zaman su gibi akıp geçerdi çünkü.

İnternet dediğin nedir ki?

Yaşadığım internetsizlik ile ilgili son derece çarpıcı, değme gerilim filmlerine anatema olabilecek kadar sinir bozucu gelişmeler yaşandı. Sabah işe geldim, açtım Word dökümanını, karaladıkça karaladım. Sanırım 3. sayfaya gelmiştim ki (Times New Roman, 12px, Satır aralığı Single), o kabus dolu dakikaları tekrar yaşadım, gözlerim doldu, ellerim istemsiz titremeye başladı, anneee annneeciğim diye çığlık atıyordum ki müdür yardımcısı tokatladı, kendime geldim. Ve anladım ki bu hikayenin benimle birlikte mezara gitmesinde fayda var. İnsanlık henüz hazır değil böyle bir bilgiye vakıf olmak için.

İnternetsizliğim Türk internetsizliğine armağan olsun!

Nerden başlamalı, nasıl anlatmalı bu çileyi bilemiyorum. Altar’ın tabiriyle hard diskin içinde hayat süren ben, nereden baksan 1,5 aydır filan internete girebilmek için işyerinden öteye gidemiyorum. Ee haliyle girmek istediğin siteler de zaman zaman Adult Content, Games, Political Organization, Violence bilmem ne gibi yer yer haddini aşan, insanı geren, gereksiz filtrelemelere maruz kalıyor. Gmailmiş, msnmiş, ftp, photoshop filan, hiç girmiyorum bile. Nasıl başladı süreç, ben nerede hata yaptım, neden elalem iki tıkla yığınla siteye, derya deniz bilgiye ulaşırken ben kör kuyularda merdivensiz kaldım, anlatayım. Kastırmadan, imlaymış, noktalama işaretleriymiş, alıntıları tırnak içine almak gerekirmiş filan umrumda değil, hiç kusura bakmayasınız.

Kola sağlığa zararlıdır

İnsanoğlunun teknolojik aletleri koruma güdüsü beni her zaman güldürmüştür. Yeni alınan bir alete anlık bir itina gösterilmesi normal tabii de, misal koruyucu plastik zımbırtılar özenle muhafaza edilir ve aylar sonra bile kullanılırsa bu biraz takıntılı bir halmiş gibi gelir. Yıllar evvel kumandalar naylonla kaplanırdı bu ülkede. Sonunda kumandanın o kadar da mucizevi bir alet olmadığını idrak ettiğimizden olsa gerek vazgeçtik bu huyumuzdan. Hatta televizyonu izledikten sonra, üzerine kocaman kutusunu geçirenlere bile tanık oldum evvel ömrümde. Ahir ömrümü sen koru kolla yarabbim. Öyle bir delilik, öyle bir kendinden geçmelik...

Bilgisayar virüsü 20 yaşında

Tam 20 yıl önce bir floppy diskte ortaya çıkan ilk bilgisayar virüsüne "Brain" adı verilmişti. O günden bu yana yazılan virüs sayısı ise 150 bini geçti. Bilgisayar kullanıcılarının baş ağrısı PC virüsü 20 yaşında. Şimdiki virüsler gibi geniş çaplı bulaşma gücü olmayan Brain virüsü, sadece aralarında bu virüsü barındıran floppy diski değişen bilgisayar kullanıcılarını etkilemişti. Brain virüsünün kaynağı tam olarak bilinmese de kendi yazdığı ve sattığı bir yazılımı korumak isteyen bir Pakistan yazılım firmasınca yaratıldığı sanılıyor.

Yeni yazilar neden ayagina gelmesin?