Blogumu Elletirim ama Vermem

Bu siteyi ısrarla okuyan bir insan olarak, internet dünyasına uzak olmadığını tahmin ediyorum ey sevgili okur. Haliyle, iki gündür devam eden #blogumadokunma mevzusundan da haberdarsındır haliyle.

Yuotube, fizy, google falan derken sıra blogger’a da geldi. Her internet sitesi bir gün sansürü tadacaktır şiarından hareketle, kullanım listesinin tepesinde ne kadar site varsa, hepsini sırayla kapatıp kapatıp açıyorlar. Bu seferkinin sebebi de digiturk denen heyula çıktı, iyi mi?

Ya bakıyorum sanal ortama, feysbuku olsun, tivitırı olsun, protesto gırla gidiyor, #blogumadokunma ve #digiturk maddeleri ülkemizin en çok hit alan maddeleri arasında görünüyor mesela. Ee, sonra? Cevabını vereceklerini bilsem, arayıp digiturk’a sorasım var, “Abilerim, haftabaşından beri kaç kişi üyeliğini iptal ettirdi acaba?” diye. Şurada kırk kişiyiz, birbirimizi biliriz, çoğunuz üyeliğinizi iptal falan ettirmeyeceksiniz. (daha&helliip;)

Fazlasını Oku

Aksi İstikamet

 Kişisel aptallık tarihimize damga vuran olayları insanlara anlatmazsak başkalarını uyarmamış ve onların aptallık tarihlerine dolaylı yoldan müdahele etmiş oluruz. Zaten insanlık özeleştiri mekanizmasını az düzgün kullansa hem bu kadar fatura gelmez hem de üç beş biriktirmiş oluruz. Burda bir anlam kayması yaşadım sanırım, haziran dönemine girince beynimde yanan sönen ucuz uçak bileti kırmızı ışığından kaynaklandığını düşünüyorum.

Canoğlan Askerde

Bu yaz döneminin benim için tek önemli noktası militari görevlerimin kapıya dayanması ve benim bu jargonu hiç bilmemem. Deseler ki çavuş mareşali gece koğuşta domaltmış, yarasın koçuma derim. 2 sene önce işe girerken tecil ettirdik, muayene olduk falan ama prosedür konusunda herkesten bilgi ala ala kafa kabaklı böreğe döndü. Sıkılmış olmalıyım ki artık bu durumdan, dün sabah erkenden askerlik şubesine elimde gerekli evraklarla ve ulan gidiyorum ama almasınlar lan çat diye selamunaleykum biz de seni bekliyorduk gibisinden bir şüpheyle gittim. Form doldurdum, “Oyak’ta çalışıyorum” cümlesini en sempatik gelebilecek yere kondurma çabası içinde diyalog kovalıyorum. Gel gör ki olayımız klasik bir hazin canoğlan hikayesi. Tecil bozdurup askere gitmek için askerlik şubesine başvuran nefes alıp verme suretiyle yaşayan canlılardan kaç tanesinin tecili zaten başvurduğu gün bozuluyordur ve zaten gelmesine gerek yokmuştur. Ne evrak aldılar, ne nerde çalıştığımı öğrenebildiler. Bana da bu hikayeden geriye anı olarak sıklımtepiş Halıcıoğlu minibüslerinde geçen ultra neşeli dakikalar kaldı.

Üstün Zekalı Canoğlan

Geçen haftaların birinde dünyada Mensa diye üstün zekalılar derneği gibi zirzop bir kuruluşun Türkiye ayağının sınavının yapılacağını öğrendim. Bu tarz boşbeleş işleri her daim kovalayan yapım gereği saniyesinde başvuru formunu yollayarak IQ sınavımın tarihini beklemeye başladım. Çocukken de hatırlıyorum sokmuşlardı annemler, ama sonucu söylememişti sınavı yapan merci. Orda anlamalıydım işte, ama yok illa kafanın dikine git malsurat. Gelen maili kopyalayayım da dünya ahret öğrensin; “Değerlendirmeniz gerçekleştirildi ve üzülerek bildirmek isteriz ki puanınız ortalamanın üstünde yer alsa da Mensa Üstün Yeteneklileri Destekleme Derneği üyeliği giriş seviyesi için gerekli bir koşul olan üst %2lik dilime girememiş bulunuyorsunuz. Bu nedenle şu an için size Mensa üyeliği teklif edemiyoruz.” Bana da bu hikayeden geriye anı olarak Ataköy dolmuşunda inip sıcağın çatında Kültür Üniversitesi’ne kadar yürüdüğüm tozlu parkur, sen de az aptal değilsin ha plaketi için verdiğim 20 lira kaldı. “Bana da test oldu AQ.”

Canoğlan Buzlu Bardak Peşinde

Buzlu bardak mefhumuna karşı değilim, bilakis suyu veya birayı soğutucak her türlü aparatı kucağıma basar onunla öğle uykusu uyurum. İçini temizlerim, akşamüstleri dışarı çıkartırım. Burda sıkıntı acil soğuk su ihtiyacı/bardağın soğutma hızı denkleminde canoğlan’ın fevriliği katsayısının tam bilinememesi, yoksa hangi insanoğlu ooh şöyle güzel bir soğuk su içeyim de ferahlayayım maksadıyla buzlu bardağa damacanadan su doldurduğu an onun buz kütlesine dönüşeceği mantığıyla hemen suyu içer. Bu tarz insan yeri gelir ketılın içine suyu koyup tuşa bastıktan sonra poşet çayı emmeye de başlar, earl grey emiz. Bana da bu hikayeden geriye anı olarak sikimtrak bir su içmişlik kaldı.

Çim Biçme Düşmanı, Çevreci Canoğlan

Keşke kasıyorsam da yazıyor olsam bu yazıyı, ama yok şerefsizim yağ gibi aptallık akıyor bünyeden. Bir elimde iş kartımı bir elimde cep telefonumu kendi eksenleri etrafında döndürerek Barbaros Bulvarı’ndan aşağı yürüyorum. Tam böyle ilerde bir uzaylı gördüm, ama cidden bizim dünyalılara benzemiyordu adam giyindiği kostüm sayesinde. Bir misyon için indirilmiş ve bitirdiğinde köşede bekleyen uçan dairesine binip evine dönücek. Ulan tam paralelinden geçme gafletinde bulundum adamın, bir alet çalıştırdı güm güm güm güm sağ tarafımdan suratıma şarapneller yağıyor. Meğer çim biçme makinesiyle ot kesiyormuş, ama yani sağa sola kaktüs, taş falan sekiyor. Eve giderken saldırıya uğradım resmen ya, bu olaylar da bir iki gün zarfı içerisinde oluyor. Bu hikayeden bi sikim kalmadı anı afedersin. İşte ne olabilir maksimum, akşamüstü saatlerinde kostumlü bi biçici görürseniz yanından geçmeyin olabilir en fazla. Çok sıradan, sade ve kornetsiz.

Canoğlan’la 101-Espriye Giriş

Sürreal bir espriyle yazıyı sonlandırmak istiyorum; “Dünya Kupası’nda bütün maçlar patates abi, o yüzden birayla süper gidiyor.” Zaten böyle aptallık üzerine yazılan yazıya da böyle aptal bir espri giderdi. Yeni http://aminaqoyim.blogspot.com blogumun reklamını da yaptıktan sonra artık gönül rahatlığıyla gittigidiyor’dan vuvuzela siparişi verebilirim.

Fazlasını Oku

Sonunda yaptık, Fenerblog.com’u açtık!

İlk bahsedeceğimiz yere en son karalıyoruz. FasulyedenKom tanrıları bizi affetmeyecek bu yüzden. Gerçi asıl ironik olan sitede son zamanlarda hasıl olan ataletin en büyük sebeplerinden birisi ile ilgili siteye yazı yazmak, ama onu da geç yazmak. Şeym on yu!

Fenerbahçe üzerine söyleyecek sözü olan blogları bir araya getirme amacını taşıyan Fenerblog.com yayına girdi. Gerçi nerden baksan 3 gün önce yayına girdi. (Yayına girdiğinin 3. saniyesinden ta bugüne kadar siteye bu yazının yazılmasını bekliyor.)

Amacımız Türk spor blogları camiasında birbirinden habersiz şekilde bireysel saflar tutan Fenerbahçeli blogcuları tek bir cephede toplayabilmek, safları sıklaştırmak, sonra da öteki mahalleler ile mevzu çıkarmak 🙂 (daha&helliip;)

Fazlasını Oku

Her tür hediye kabulümüzdür

Ne zamandır aklımda ama fırsat bulup yazamadım. Sanıyorum ki Blog Ödülleri 2009 yarışmasıyla birlikte, reklam ajanslarının da bloglara gösterdiği ilginin tavan yapmasından hareketle; FasulyedenKom çeşitli ajansların ürün tanıtım, lansman, davet, yemek gibi aktivitelerine konu olmakta.

Hani şurda hepi topu yazan 3, okuyan 5 kişiyiz. Kitlemiz bir metrobüsü bile dolduramayacak kadar cücükken, bu ilgiye nasıl mazhar olduk emin olmamakla birlikte, ilgi gösteren ajanslara teşekkür ediyoruz.

FasulyedenKom olarak hiçbir zaman ticari ve karşılıklı çıkar ilişkilerin içine girmediğimiz için aslında kim ne göndermiş, nereye çağırmış, kim almış, kim vermiş, kim hani bana hani bana demiş bizi çok ilgilendirmiyor.

Sadece bu mailler, paketler, davetler, lansmanlar… Hepsinin hangi beklentiyle gönderildiğini elbette biliyoruz. Her mail atan ajansa da cevap veriyoruz, istedikleri bilgileri (mail, adres vs.) paylaşıyoruz. Lakin cevap verirken, sitemizde ürünlerini tanıtmayacağımızı, davetlerinden bahsetmeyeceğimizi, bu gerçekler ışığında dilerlerse hediyelerini seve seve kabul edeceğimizi belirtmeden geçmiyoruz.

Buradan da belirtelim; bilinsin, duyrulsun istedim.

Fazlasını Oku

Pis Kargalar!

Uzunca zamandır bir tarih blogu açmak için garip bir arzum vardı. Tarihin ne kadar subjektif bir bilim olduğunun, tek bir doğrusu olmadığının farkına varılmasını sağlamak, tarihi herkesin farklı bir açıdan anlatabileceğini, önemli olanın hangisine inanmak istediğimiz olduğunu anlatabilmekti amaç. Ancak kişisel olarak ne kadar zaman ayırabileceğimi, ne kadar ayakta tutabileceğimi bilmiyordum.

Ozan, Canarino, Koskorcuk gibi arşivciliği, araştırmacılığı konusunda zerre şüphemin olmadığı çok sağlam yazarlara danışıp, onların da olurunu aldıktan sonra biraz daha hızlandırdım çalışmaları. Ve kişisellikten sıyrılıp, kollektif bir yapıya doğru yürüyelim istedim.

WordPress’in harika bir yayıncılık aracı olmasının yanında sunucu kaynaklarını deli gibi tüketen bir yapısı olmasından dolayı, mevcut konfigürasyonumuza yeni bir wordpress eklemenin sakıncalı olacağını düşünüyorum.

Bir de, geçenlerde FasulyedenKom mücadelesinin nereye kadar süreceğini, nereye kadar tırmalayacağımızı düşünürken “Ya vazgeçersek?” diye sordum kendi kendime. Ya bunca yıldır buraya iğne ile kazıdığımız binlerce cümleyi artık önemsemez de kapatıp gidersek. Ya da belki, en iyi ihtimalle bilgisayara alacağımız bir yedekten öteye gidemezse yazılan, çizilen?

Bu kaygılardan dolayı Google’un sunduğu blogspot.com hizmeti gibi, çok büyük ihtimalle daha çok uzun yıllar daha hizmet vereceğini bildiğimiz bir servisin çok daha önemli bir araç olduğunun farkına vardım. FasulyedenKom için değil ama, daha doğmamış tarih blogu için blogspot’u seçme sebebim de buydu.

İşbu sebeple Fasulyeden.com alan adı altında yayın yapacak (misal tarih.fasulyeden.com), ancak blogspot altyapısını kullanacak bir blog olmasında karar kılmıştım ki, sitenin kontrol panelini barındıracak olan blogger.com’a işyerinden ulaşamadığımı farkettim. FasulyedenKom yazılamalarını genelde iş yerinden yapıyor olmamdan dolayı bu benim için önemli bir açmaz. Ancak bir çözüm bulmaya çalışıyorum.

Blogun adı ne olacak, henüz karar vermedim. Ancak neden bilmem “karga” figürünü hem kendimiz, hem de tarihçilik için çok uygun buluyorum. Neticede hayvanlar aleminin en zeki ve uzun ömürlü hayvanı kargalar. Çok ilginç oldukları da su götürmez bir gerçek. Belki burdan bir yerden yardırılabilir. Neyse, bunlar teferruat tabii.

Konu çeşitliliğini sağlamak amacıyla tarihi kategorize etmeyeceğiz. Yakın tarih, Osmanlı tarihi, Avrupa tarihi, hatta Maya-İnka Uygarlıkları gibi derya deniz bir alanda ilerlemek niyetindeyiz.

Ne kadar zaman ayırabiliriz, düşündüklerimizin ne kadarını hayata geçirebiliriz, ya da ben kişisel olarak bu projenin arkasında ne kadar durabilirim bilmiyorum. Ama biz taşı atalım hele, ne kadar uzağa düşeceğini hep beraber görürüz.

Her türlü öneriyi (isim, konsept, altyapı, vazgeçin bu sevdadan…) buradan paylaşabilirsiniz.

Fazlasını Oku

Pesimist İnternet Yazarları Tarafından Taciz Edildim

Bundan yaklaşık iki ay kadar önce, bir akşam saat 21.45 gibi Kadıköy vapurundan indim. Eve doğru gelirken dedim bari bir Akmar’a uğrayayım, bazı şeyler bakayım. Tam bazı şeyler bakıyordum ki; leş, pesimist, şiir yazmayı ve kendince lirik bir dil ile kendini anlatmayı çok seven, çeşitli internet platformlarında (blog olsun, sözlük olsun) yazarlık yaşamını sürdüren 20 kadar leş karı çevirdi etrafımı. (daha&helliip;)

Fazlasını Oku